Mimarlar Odası’nın 50 Yılı ve Türkiye Ortamı Kaynak : 01.07.2004 - Yapı Dergisi - 272 | Yazdır

Mimarlar Odası Aydın Boysan’ın çantasında, Gündüz Ağabeyin kürsüdeki odasında kuruldu.
Doğan Tekeli

Mimarlar Odası 50. kuruluş yıldönümünü kutluyor. Bilindiği gibi, Oda 1954’te çıkarılan TMMOB yasası kapsamında mühendislik odalarıyla birlikte kurulmuştu. Aradan geçen elli yıl, az zaman değil: tam yarım yüzyıl.

Geçen süre içinde dünyada pek çok şey değişti. Değişmeler çoğu kez gelişmiş, işbilir ülkelerin lehine oldu. Burada, bunların irdelenmesine girmeyelim; kendimize dönelim. Bizde neler değişti, mimarlıkta neler oldu, Mimarlar Odası neler yapabildi?

Sanıyorum ki yukarıdaki soruları etkileyen en önemli olgulardan biri nüfustaki artış ve kentleşmeydi. Nüfus artışı ve kentleşen nüfus sayısı, on yıllık aralıklarla şöyle olmuş:

Görüldüğü gibi 1980’de 3 milyon olan kentli nüfus, 2000’de 44 milyona ulaşmış. Problemin düğüm noktası burada gibi görünüyor: 50 yılda kentlere yerleşen nüfus toplamı 41 milyon. Bu rakam pek çok ülke nüfusunun üzerinde.

Kentlerde doğan ve kırsal alandan göçle gelip kente yerleşen nüfus önce barınak ister; ardından iş, eğitim, sağlık, spor yapıları, sosyal yapılar ve altyapı gelir.

41 milyon nüfus, yaklaşık 8-9 milyon yeni konut birimi gerektirir. Öteki yapılara, sosyal ve teknik altyapılara ilişkin gereksinmeler de ayrıca hesaplanabilir. Gereksinmeler son elli yılda plansız, programsız, düzensiz bir yerleşme ve yapılaşmayla karşılandı(!) Zaten kıt olan kaynaklar böylece tümüyle çarçur edildi. Konut sorunu gecekondular, kaçak yapılar ve spekülasyona dayalı yapsatla başıboş bırakıldı. Konut dışı yapıların büyük bir bölümü de kamuda olsun, özel kesimde olsun bilimdışı yöntemlerle düzensiz bir şekilde yapıldı. İşte, kentlerimizi, geçmişlerini, özelliklerini, yerel renklerini yok ederek tanınmazlığa iten, birbirinin kopyası haline getirerek kimliksizleştiren olgunun temelinde bunlar var.

Artan nüfus eğitilemedi. Eğitimi eksik taşra kafası, toplumda çoğunluk olunca, ülke yönetimine egemen olması engellenebilir miydi? Doğal olarak engellenemedi. Önce yerel yönetimler, sonra merkezi yönetim taşraya teslim edildi. Yöneticiler, sel gibi artan nüfusla “alt düzey”de uzlaştılar, çıkar alışverişi çerçevesinde (oy da bunun bir öğesidir) işbirliğine giriştiler. Böylece, düzeysizi inşa ederken çevresel, doğal, kültürel değerlerimiz hırpalandı, yitirildi. Kalabalıklaşırken her şeyi hırpaladık, her şeyi yozlaştırdık.

Bu kargaşa ortamında, “mimarlık”da olması gerektiği gibi gelişemedi. 41 milyon yeni nüfusun, sağlıklı çevreler içinde barınma, iş, eğitim, sağlık, kültür, spor vb. yapılarında mimar katkısı minimal düzeyde olabildi. Bu durum yalnızca mimarlık sanatının zararına olmakla kalmadı, ülke ekonomisinin, kültürünün, imajının da aleyhine oldu. Mimarlık, her kuşağın dünyaya bırakabileceği en görkemli miras ise, Türkiye 50 yıllık bir dönemi bu bakımdan çok kötü kullanmıştır denebilir.

Yeri gelmişken, mimarlık pratiğinin önündeki bazı engelleri satırbaşlarıyla özetlemeye çalışalım:

* Malsahibinde (ya da işverende) bilinç eksikliği
Mimarlığın ne olduğu, topluma, kamu yöneticilerine, işverenlere anlatılamadı. Onlar mimarlığın ne olduğunu hâlâ bilmiyorlar. Devlet, mimarlığın kültürün bir ifadesi olduğunun farkında değil.

* Mimarlık eğitiminde yetersizlik
Mimarlık eğitim kurumlarının sayısı arttı, ancak eğitim düzeyleri arasında büyük farklar var. Eğitimin süresi azaldı, kalitesi düştü. Kısacası, eğitim yetersiz.

* Yetki Kargaşası
– Mimarlar, okulu bitirdiklerinde herhangi bir yetkinlik koşulu aranmaksızın sınırsız yetkiyle donatılmış oluyorlar.
– Mimarlar ve inşaat mühendisleri arasında hâlâ yetki kargaşası var.

* Proje ve İnşaat yaptırmada düzensizlik
Kamunun proje yaptırma düzeni ve ihale yasası bir türlü, amaçlanan düzeye getirilemedi.

* Kentsel planlama ve kentsel tasarımda eksiklik
Kent planlarındaki kargaşa, imar durumlarındaki gizlilik, imar yönetmeliklerinin yetersizliği engel oluşturuyor, yapının kent bütünlüğü içinde ve çevresiyle birlikte ele alınmasını engelliyor.

* Kötü eğilimler
– Kaçak inşaatların ve gecekonduların korunup gözetilmesiyle kötü iyiyi kovuyor.
– Büyük yatırımcıların yabancı hayranlığı nedeniyle yeni bir yabancı mimarlar dalgası var. Gelenlerin çoğu sıradan mimarlar.
– Kimi mimarlık yayınlarının tutumu, bilinçsiz tasarım yaklaşımlarını körüklüyor.
– Kötü ekonomik koşullar nedeniyle, mimarlararası haksız rekabet söz konusu.

Gelelim, bu ortamda elli yılın Mimarlar Odası’na… Çeşitli dönemlerde yönetimlerde farklı anlayışların egemen olmasına karşılık genelde Oda her zaman doğru bildiğini yurtsever bir tutumla ortaya koymaktan, bu doğrultuda savaşım vermekten çekinmedi. Bu nedenle de siyasal iktidarlar tarafından çoğu kez sevimli bulunmadı. Yönetim kurulları ülkenin genelde kötü yönetilmesi ve biriken sorunları nedeniyle, mimarların ve mimarlığın sorunlarından çok ülke sorunlarıyla uğraşmak zorunda hissettiler kendilerini. Bu durumun biraz fazla abartıldığı dönemler de olmadı değil.

Mayıs ayının son günlerinde Mimarlar Odası Bursa Şubesi’nce düzenlenen kongrede Oda’nın 50 yılına değiniliyordu. O toplantı için, Mimarlar Odası’nın 50 yılını ve o süre içindeki Türkiye ortamını satırbaşlarıyla bir çizelgede toplamayı denedim. Çizelgeyi burada da sunuyorum. Önerilerinizle geliştirebiliriz.