Galatasaray’da Durum Kaynak : 28.05.1998 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Transfer dönemiyle birlikte, Galatasaray’da güzel günler, yerini sıkıntılı günlere bırakmış gibi görünüyor. İç ve dış transferlerin sonuçlandırılması, işlerin yürütülmesi hep paraya bağlı. Oysa Galatasaray’da para sıkıntısı gerçekten, büyük.

Bir süre önce şampiyonlukla medyada göklere çıkarılan Galatasaray, şimdi iç transfer çekişmeleri ve yönetim kurulunda olduğu bildirilen sorunlarla gündeme geliyor. Medyadaki yorumlar çok çeşitli ve çoğu kez dedikodu içerikli. Taraftarlar ve kulüp üyeleri, gerçekleri, kulüpte neler olup bittiğini öğrenmek istiyorlar. Aslında, sorunların sistemli olarak aşılması bakımından doğruların bilinmesinde yarar var.

Sorunların temelinde parasal konular başta geliyor. Faruk Süren iki yılı aşkın bir süre önce başkanlığa geldiğinde iki temel girişime umut bağlamıştı : Ali Sami Yen Stadı projesi ve kurulacak şirket. Bu girişimlerin ve yönetimin başarısı için profesyonel kadrolar kurulması ön planda tutulmaktaydı. Bu nedenle olağan dışı yüksek ücretlerle profesyonel atamaları yapıldı. Ancak büyük gelirler getirmesi için umutların bağlandığı Ali Sami Yen Stadı projesi, önceden bilinen, ancak yönetimce sürekli gözardı edilen nedenlerle çok yavaş yürüdü; şirket kurulması da çok gecikti.

Ali Sami Yen Stadı için yapılması tasarlanan genel kurullar sürekli ertelendi. Mevcut stadın yıkımının Mayıs’ta yapılacağı belirtiliyordu. Olmadı. Beklenen yasal prosedür ve finansman gerçekleşmediği için stadın ne zaman yıkılacağı, yenisinin yapılıp yapılmayacağı belli değil. Gecikmeyle kurulan şirket ise henüz gözle görülür bir yarar sağlayamadı kulübe.

Girişimler gerçekleşemezken bunlar için çok büyük harcamalar yapıldı. Ali Sami Yen projesi için, şirket için, profesyonel kadrolar için, ufuktaki paralara güvenilerek rayiçlerin çok üzerinde ödemelerle, kesenin ağzı sonuna kadar açıldı. Sonuç, beklendiği gibi olmadı.

Giderler gelirleri aşınca da farkın karşılanabilmesi için

kredi kaynaklarına başvuruldu. Büyük faizlerle borçlanıldı. Şimdi kredilerin anapara ve faiz borçlarına, şampiyonluk primleri, zorunlu transfer harcamaları eklenince mali durum büsbütün kötüleşti. Yönetim, çaresiz durumda, günlük sıkıntıları geçiştirmek üzere yeni krediler peşinde..

Geçtiğimiz günlerde bazı ödemelerin “eller cebe” yöntemiyle yapıldığı söylentileri medyaya da yansıdı. Oysa bu yöntem, Süren’in başkanlığı öncesi dönemlerde artık unutulmuştu. 1992-96 arasında kulübün hiçbir yöneticisinin cebine muhtaç olmadığını, ondan önceki iki yıllık döneme ilişkin olarak da kimseye borcu kalmadığını gururla söyleyebilirim. O dönemde bazı çevrelerce, kulübün parasını repoda tutmakla suçlanıyorduk. Kısaca, kulübün borcu yoktu, repoda tutulacak parası vardı. Şimdi gelinen noktada ne yazık ki, bir yöntem değişikliğine gidilmiş oluyor. Dengeli gelir – gidere dayalı bütçe düzeninin yerini “eller cebe” yöntemi alıyor. Son derece sakıncalı olan bu sistem, başka bazı kulüplerde örnekleriyle de görüldüğü gibi kulüpleri çıkmaza sürüklemekte, kulübü gerçek bir işletme düzeninde yürütebilecek yöneticiler yerine varlıklı yöneticiler kısırdöngüsüne, yani kişi hegemonyasına itmektedir. Yazık ki Galatasaray, hiç istenmeyen bir yöntemin uçurumuyla burun buruna gelmiştir.

Yönetim içinde huzursuzluklar, çekişmeler, gruplaşmalar bulunduğu manşetlere yansıyor. Sürtüşme varsa bunun kaynağı da yine ekonomik sıkıntılarda ve kural dışı “eller cebe” yönteminde aranmalıdır. Bazı gazeteci arkadaşlarımızın söylediklerine göre, kendilerine gelen duyumların kaynağı bizzat kimi yönetim kurulu üyeleridir. Yani, yakınmalarını gazetecilere aktaranlar bazı yöneticilerin kendileri.. Oysa genel ilkedir : “yönetici yakınmaz, yönetici sorunları ortadan kaldırır ve yönetir”.

Galatasaray’ın bugün çekişmeler yerine, dayanışma içinde, daha gerçekçi stratejik planlara, çözüm yöntemlerine gereksinmesi var.