Galatasaray’da Yeni Bir Dönem Kaynak : 26.03.2008 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Galatasaray’da Adnan Polat’ın başkan seçilmesiyle yeni bir dönem başlıyor. Polat, benim de içinde bulunduğum 1994-96 dönemi yönetim kurulundan çıkan beşinci başkan. O dönemde Alp Yalman başkandı. Onu, o yönetimden sırasıyla Faruk Süren, Mehmet Cansun, Özhan Canaydın izlediler. Şimdi de Adnan Polat. O iki yılda, iyi bir takım oluşturup dayanışma içinde çalışamadığımız için pek başarılı olamamıştık. O yönetim, kısaca, “general çok, asker yok” diye tanımlanıyordu. Söz, boşuna söylenmemiş demek ki…

Bu kez seçim öncesinde Adnan Polat kulüp üyeleri için düzenlediği davette, kendi yönetim kurulunda yer alacak üyeleri tanıttı. Genç ama deneyimli, kendi işlerinde başarılı olmuş kişilerdi hepsi de. Bu kurulun kulüpteki başarısı, paylaşım anlayışlarına ve ortak çalışmalarına, kısacası, iyi bir takım oluşturmalarına bağlı.

O akşamki davete katılanlarda da üyelerin birçoğunda olduğu gibi Polat’ın kucaklayıcı bir başkan olup olmayacağı yolunda kimi tereddütler vardı. Kulübün önde gelen isimlerinden Prof.Dr. Oğuz İmregün’ün, o akşam yaptığı nefis konuşmayla bu tereddütlerin aşılmasında pay sahibi olduğunu düşünüyorum. O konuşmada dile getirdiği bir öyküyü burada sizlerle paylaşmak isterim.

Oğuz İmregün’ün Galatasaray’daki ilk öğrencilik yılı… Herhalde yetiştirici sınıfta olmalı… Daha 11 yaşında. Ailesi Nazilli’de; babası orada görevli. O ise İstanbul’da yapayalnız.

2. Dünya Savaşı başlamış; Almanlar Yunanistan’a girince İstanbul’un boşaltılması gündeme gelmiş. Yatılı okullar kapatılıyor… Öğrencilere de ailelerinin yanına dönmek düşüyor. Oğuz İmregün bu kargaşada eşyasını, çantasını toplamış,

Ortaköy’den çıkıp Haydarpaşa garının yolunu tutmuş. Garda bir ana baba günü yaşanıyor. Gelenler, gidenler… İmregün şaşkın durumda… O yükle nasıl bilet alacak, hangi trene nasıl binecek?.. O sırada yanına birisi yaklaşıyor: “Ben sana yardım edeyim…” İmregün çok tedirgin… Annesi daha önce sıkı sıkı öğütlemiş: “Tanımadığın kimselerle sakın konuşma!” Adamcağız İmregün’ün nereye gideceğini öğrendikten sonra, “Sen burada bekle, ben biletini alıp gelirim” diyor. İmregün kaptırma korkusuyla bilet parasını bile vermemiş. Adam biraz sonra elinde biletle dönüyor. 105 kuruşluk bir İstanbul-Nazilli öğrenci biletiyle… Ve İmregün’ü ikinci mevki bir kompartımana yerleştiriyor.

Sıra bilet parasını ödemeye gelince, İmregün ceplerini karıştırıp bütün parasını bir araya getirmeye çalışıyor; ancak hepsinin toplamı 105 kuruş etmiyor. Çaresiz bir durumda, “N’olur adresinizi verin, paranın gerisini postayla gönderirim” diyebiliyor. Adamın yanıtı ilginç: “Bak delikanlı, sen Galatasaraylı değil misin? Ben de Galatasaraylıyım. Ağabey-kardeş sayılırız. Parayı göndermene hiç gerek yok. Günün birinde sıkıntıdaki bir Galatasaraylı kardeşine yardım edersin, böylece ödeşmiş oluruz.”

Güzel bir öyküydü… Üstelik o akşam için çok anlamlıydı. “Galatasaray”ın dayanışma ve kardeşlik demek olduğunu çok güzel anlatıyordu. Öykünün ardından davettekiler yönetim kurulu adaylarını kucakladılar; iki gün sonra da rekor bir düzeyde bir katılım ve oyla seçtiler. Onların başarısı kulübün başarısı olacak.

Bir not:

Sabahın 4’ünde İlhan Selçuk’un kapısına dayananlar, yalnızca Selçuk’u değil bütün Türkiye’yi uyandırdılar.