Türkiye’ nin Nüfus Sorunu Kaynak : 01.04.2008 - Yapı Dergisi - 317 | Yazdır

8 Mart Dünya Kadınlar Günü dünyanın her yanında çeşitli etkinliklerle kutlanırken Türkiye’de, Başbakan’ın kadınlara, “En az üç çocuk doğurun” şeklindeki çağrısı gündeme damgasını vurdu.
Yine bu yılki kutlamalara damgasını vuran çarpıcı bir açıklama, Türkiye İstatistik Kurumu’ndan (TÜİK) geldi. 2007 İşgücü İstatistikleri raporuna göre, kadınların işgücüne katılım oranı yüzde 23.4’e gerilemişti ve bir yılda iş yaşamından çıkarak evlerine çekilen kadınların sayısı 237.000 idi.
Başbakan, Dünya Kadınlar gününden bir gün önce Uşak’ta yaptığı konuşmada genç nüfusun önemine değinirken,”Tuzağa düşmeyin. Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyorlar. Her bir ailenin en az üç çocuğu olmalı… Benim dört çocuğum var. Çocuk berekettir. Hepsi de bereketiyle geldi. Keşke daha da fazla olsaydı” demişti.
Başbakan’ın, “Bunlar Türk milletinin kökünü kazımak istiyorlar” derken kimleri kastedip suçladığı anlaşılamadı. Ancak, söyledikleri, dinci basın ve iktidar yandaşı basın-yayın dışında büyük tepkiyle karşılandı. Sokaklarda kendilerine uzatılan mikrofonlar aracılığıyla halk, geçim sıkıntısı ve çocuk yetiştirmenin güçlüklerinden yakınarak öfkesini dile getiriyordu. Ayrıca, Başbakan’ın sözleri, birçok köşe yazarının ve sivil toplum kuruluşunun tepkilerine ve konunun medyada geniş bir yer bulmasına neden oldu. Başka bir tepki seli de kadın kuruluşlarından geliyordu: “Üç çocuk doğurup eve mi kapanalım? Bizi eve kapatmak istiyor bu iktidar!”
Yıllardan beri sürdürülmekte olan “Bakabileceğin kadar çocuk” ilkesine dayanan devlet politikası bir yana itilmiş gibiydi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ da ilkeyi unutmuş görünüyordu. Gazete haberlerine göre, o da başbakanın dümen suyunda, “Yıllardır ülkemizde birileri vatandaşlara çocuk yapmayın şeklinde bir telkinde bulundular. Bu yanlış bir telkindir” diyordu (1). Zaten daha önce de aynı bakan, “Nüfus Planlaması ve aile planlaması kavramı bizim için rafa kalktı” demişti (2). Şimdi, AKP’nin hazırladığı Anayasa taslağında, çok çocuğa resmi teşvik getirileceği önerisinin yer aldığı bilgisi de yeni bir sürpriz olarak karşımızda.
Gelelim ülke gerçeklerine…Türkiye’nin yıllardan beri belini büken olumsuz etmenlerin başında nüfus patlamasının geldiği unutulmuş gibi görünüyor. Ekonomik kalkınmanın büyük bölümünü yok eden hızlı nüfus artışı… Kaynakların yetersizliği, büyük kentlere ve yurtdışına göçler, çarpık kentleşme… Bir türlü çözülemeyen eğitim ve sağlık sorunları, yetişmemişlik, iş ve aş sorunları… Gelir dağılımındaki bozukluk, yoksulluk… Bütün bunlar unutulmuş görünüyor. Kısacası nitelik unutulmuş, nicelik yani sayılar öne geçmiş. Yıllar önce de “bu ülke 100 milyonu besler” türünden söylemler vardı. Sanki tek hedef, sayının artması ve beslenme imiş gibi… Yine bir kısırdöngüde, yine aynı noktada olduğumuz anlaşılıyor.
Tarihsel sürece biraz göz atmakta yarar var. Cumhuriyet’in ilk yıllarında Türkiye nüfusu iyice azalmış durumdaydı. Ülke topraklarının bir bölümü yitirilmiş; ayrıca nüfusun ciddi bir bölümü yıllarca süren savaşlarda kırılmıştı. Atatürk böyle bir ortamda, “Feyizli ve doğurgan Türk milletinin Türk vatanını süratle doldurmasını” istemişti. (3) O tarihlerde Türkiye nüfusu 12 milyon idi; Aralık 2007’de 70,5 milyona ulaşmış bulunuyor.
Geçenlerde, eski cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel‘in bir konferansını dinledim (4). Konusu, “2008’e Girerken Türkiye’ye ve Dünyaya Genel Bakış” olan konferans gerçekten çok değerli bilgilerin yanısıra sağlıklı değerlendirmeler ve yorumlar getiriyordu. Dünden bugüne Türkiye’yi anlatırken şöyle diyordu Demirel: “1923’te Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman Türkiye’nin nesi var nesi yok diye baktığımızda göreceğimiz şudur: 12 milyon nüfusu, adam başına 50 dolar gelir seviyesi… Nüfusunun yüzde 90’ı okuma yazma bilmez. Ülke karanlıkta; bir yerden bir yere gidilmesi mümkün değil.”
“İğneden ipliğe her şeyi satın almak mecburiyetinde. Velhasıl Osmanlı devletinin külleri içerisinden bir modern devlet, bir modern Türkiye çıkartacaksınız… Büyük Atatürk şu istikameti gösteriyor, diyor ki “Türkiye uygar olacak, çağdaş olacak, zengin olacak. Türkiye bu üç kavramı doğru anladığı nispette mesafe almıştır; doğru anlamaya devam ettiği nispette de mesafe almaya devam edecektir.”
Buna göre sormak gerekiyor: Ülkenin bugünkü yöneticileri, Türkiye’nin gelişme sürecini böyle anlıyorlar mı? Demirel‘in bir soruya verdiği yanıt da şöyleydi: “Eğer nüfusumuz yetmiş milyona değil de on iki milyondan otuz milyona çıksaydı çok daha zengin bir Türkiye olurdu…
Vatandaşımız bakabileceği kadar çocuk yetiştirmek yerine adını kendisinin dahi bilmediği sayıda çocuk yetiştirmişse… Nüfus artışının çok büyük rolü var. Yüzde beş kalkınmada (nüfus) yüzde üç artıyorsa… Üçünü götürüyor zaten nüfus, geriye iki kalıyor…”Çocukların, gençlerin durumu.
Gelelim başka verilere, göstergelere…
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) yeni açıklanan Türkiye 2008 İnsanı Gelişme Raporu’na göre, Türkiye genç işsiz oranında 177 ülke arasında 10’uncu, eğitim endeksinde ise 104’üncü oldu.
Haberin gerisi de şöyle (5): “UNDP’nin raporunda, sağlık, eğitim, bilgi ve düzgün bir yaşam standardı konularındaki ortalama başarının ölçüldüğü İnsani Gelişim Endeksine de yer verildi. Buna göre,Türkiye, sağlık alanındaki kamu harcamalarının gayri safi yurtiçi hasılaya oranı bakımından 41’inci; insani gelişme endeksinde 84’üncü; bilim, mühendislik, üretim ve inşaat dallarında okuyan yüksekokul öğrencilerinin toplam öğrencilere oranında 54’üncü sırada; gençliğin okur yazarlığında 66’ncı sırada yer alıyor.
Raporda, eğitimdeki kalite de ele alınıyor. Çok fazla sayıda öğrencinin bazı asgari becerileri iyice öğrenemeden okullardan mezun olduğu kaydedilen raporda, şu görüşlere yer veriliyor:
“Birçok ülkede tüm çocuklara eğitim sağlayabilme çabası, eğitime ulaşma üzerinde odaklanırken, genellikle eğitimin kalitesine verilen önem göz ardı ediliyor. Türkiye, bu ülkelerden birisi. UNESCO’nun Herkes için Eğitim Gelişme Endeksi,Türkiye’yi 125 ülke arasında 77’nci sırada gösteriyor.

Öğrencilerin hayat sorunlarıyla ilgili problemleri çözme başarılarına göre yapılan sıralamada da Türkiye, katılan 40 ülke arasından sondan 5’inci geldi. Bu da Türkiye’deki öğrencilerin çoğunun değişik kaynaklardan edindikleri bilgileri sentez yaparak birleştirmediğini ortaya koyuyor. Yine UNDP’nin “Türkiye’de Gençlik” raporuna göre Türkiye, 1 milyona yakın resmi genç işsiz sayısı ve yüzde 20’lik işsizlik oranı ile istihdam tablosunun en kötü olduğu ülkeler arasında.
“Türkiye’de 15-24 yaş arasındaki yaklaşık 12 milyon kişi bulunduğu hatırlatılan raporda gençlerin yüzde 30’unun çalıştığı yüzde 30’unun okuduğu, yüzde 40’ının ise ‘âtıl’ olduğu belirtildi. Rapora göre bazı gençler kaliteli eğitim alıp iyi işlerde çalışabiliyor, ancak büyük bir kısım bu haklardan mahrum; gençlerin yüzde 40’ı yani 5 milyon kişi ne okuyor ne çalışıyor.” (6)
Başka çarpıcı araştırmalar da var. Yine son günlerde Ankara Ticaret Odası’nın, TÜİK verilerine dayanarak hazırladığı “Yoksulluğun Resmi” adlı bir araştırma raporu açıklandı. Bu rapora göre, çocuklardaki yoksulluk rakamı çok yüksek. 2006’da yoksulluk sınırının altında yaşayanların oranı yüzde 17.81 seviyesinde iken, çocuklarda bu oran yüzde 25.23.2006’da 15 yaş altındaki 5.3 milyon çocuğun yoksulluk içinde, yani yeme, barınma, sağlık ve eğitim gibi insani ihtiyaçlardan mahrum yaşamak zorunda kaldığı, 1.7 milyonunun kentlerde, 3.6 milyonunun kırsal bölgelerde yaşadığı vurgulandı.

Çocukların, gençlerin durumu böyle… Ya annelerinki?

Güneydoğu’da anne adaylarının %61’i, doğum öncesinde hiçbir destek almadığı için, erken ve sağlıksız doğum oranı çok yüksek. Doğu’da doğumların %54’ü evde gerçekleşiyor. Yörede her 5 kadından 1’i, halen tek başına doğum yapıyor. Doğu’da 11-19 yaş grubundaki her 10 kızımızdan 1’i ya anne olmuş, ya bebek bekliyor. Okul çağındaki bu kızların eğitim olanağı, erken evliliklerle ellerinden alınıyor.

Kadınların çalışma yaşamına ilişkin veriler de hiç parlak değil:
• Çalışma yaşındaki her 100 kadından ancak 24’ü iş bulmuş. AB’de ise 57’sinin işi var.
• Her 100 çalışan kadından 75’i kayıt dışı çalışmakta!
• Kadınlara verilen ücret ortalaması 47 YTL. Erkeklere ise 100 YTL!
• Tarım dışında çalışma yaşındaki her 100 kadından 17.4’ü işsiz.
• İşsiz olan kadınların sayısı 1994’ten 2006’ya yüzde 8.3’ten yüzde 10.6’ya yükselmiş! Oysa, aynı süreçte OECD ülkelerindeki kadın işsizliği yüzde 6.6’ya kadar gerilemiş.

Kısacası, 2008 Türkiye’sinde kadınlarımız iş bulamıyor. Yani, Türkiye nüfusunun yarısından bir fazlası olan kadınlar işsizler ordusunun neferleri!
Yani? Çalışma yaşındakilerin dörtte üçü üretimde değil. Başkalarının dikte ettiği kararları uygulamaya hazır bekliyor.” (7)
Bahçeşehir Üniversitesi’ne bağlı Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi’nin (BETAM) hazırladığı “işsizlik Artıyor, işgücüne Katılım Düşüyor” başlıklı rapora göre işsizlik eve kapatıyor.
Kentte kadın işgücü göstergeleri şöyle: Mayıs-Aralık 2007 döneminde ev işleriyle meşgul olduğu için işgücüne katılmayanların yüzde 10.4 oranında arttığını ve 1 milyon 175 bin kişilik sıçrama yaptığını ortaya koyuyor.Mevcut durumda iş aramayıp çalışmaya hazır olanları da kapsayan geniş tanımlı işsizlik hızla tırmanmaya devam ediyor. İş aramayıp çalışmaya hazır olanlar, 2007 Temmuz’dan beri istikrarlı artış göstererek Aralık’ta 1 milyon 750 bin kişiye ulaşmış bulunuyor.
Evet, ülkemizde çocuk ve kadın konularındaki önemli göstergeler böyle. Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı, hükümetin son yaklaşımı karşısında çaresiz kalmış, çırpınıyor. Verdiği gazete ilanlarıyla kamuoyunu aydınlatmaya çabalıyor:
“Bütün demokratik ülkelerde olduğu gibi ülkemizde de ailelerin istedikleri sayıda ve istedikleri sıklıkta çocuk sahibi olmaları anayasal bir haktır.
Bu hakkın kullanılmasını sağlamak üzere Sağlık Bakanlığı, anne çocuk sağlığı ve aile planlaması hizmetlerini sunmakla yükümlüdür.
Ülkemizde çok çocuk sahibi olan ailelerin genellikle eğitim ve gelir düzeyleri düşük ve sağlık hizmet kullanımları sınırlıdır. Anne ve bebek ölümleri, çok ve sık doğum yapan ve sağlık hizmetine ulaşımı sınırlı bu gruplarda yaşanmaktadır. Doğurganlığı yüksek olan kadınlarda yaşam boyu ölüm riski artmaktadır.
Bu toplumsal gerçeğimize karşın nüfus artış hızını teşvik eden mesajlar;
• toplumu işsizliğe, eğitimsizliğe ve yoksulluğa teslim etmek,
• doğan her çocuğu güvenli bir gelecekten mahrum bırakmak,
• kadınların özgürleşme taleplerini ve doğurganlık haklarını önemsememek,
• annelerin ve bebeklerin sağlıklarını riske atmak anlamını taşımaktadır.”
İşte 2008 Türkiye’sinde çocuklarımızın, gençlerimizin ve analarımızın durumu. İsterseniz çoğalalım!

Notlar
1. Serpil Yılmaz, Aile Planlaması Rafa Kaldırılıyor, Milliyet, 13.3.2008.
2. Cumhuriyet’in haberi, 9.3.2008.
3. Taha Akyol, En az üç çocuk, Milliyet, s.15, 10.3.2008.
4. S. Demirel konferansı, Business Class toplantıları kapsamında, 16.2.2008.
5. Milliyet’in haberi: Genç işsiz oranında dünyada ilk 10’dayız, s.9, 24.3.2008.
6. Milliyet’in haberi: BM: Milyonlarca ‘Hayalet’ Genç var, 22.3.2008.
7. Türkel Minibaş, AKP’nin Kadın işsizliğine Çözümü: Doğurun!, Cumhuriyet, 10.3.2008.
8.Sibel Kahraman, İşsizlik Vuruyor, Kadınlar Eve Kapanıyor, Milliyet, 22.3.2008.