| Gerçeği Konuşalım |
Kaynak :
06.12.2000 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Geçen hafta, son Galatasaray – Fenerbahçe derbisi sırasında statta ve çevresinde yaşanan kargaşayı ve spora yakışmayan olayları dile getirmiştim. O yazıma ilişkin olarak biraz da alınganlıkla yazılmış mektuplar aldım. Özellikle de Fenerbahçeli okurlardan. Çoğu, statta kendilerine yapılan eziyetten yakınıyor. Mektuplardan biri şöyle : “Kesinlikle koltuk kırmayı tasvip etmiyorum… O gece de tasvip etmedim… Tribüne saat 14.00 gibi girmişsiniz ve maç başlayana kadar yapılan işkence : · yüzleri size çevrilmiş 5-6 büyük kolon Başım bir saat sonra ağrımaya başladı… Yanımızdaki bayan kulaklarını tıkayarak başını kucağına gömdü durdu. Ve bu insan sağlığını tehdit eden, centilmenliğe yakışmayan uygulama saatlerce sürdü… Polise şikâyet edildi, “ben karışmam” dedi.. Elektronik aksamın üstüne su torbaları atıldı, tribünde su satışı yasaklandı. Bir Fenerbahçeli taraftar gitti sesini kıstı. Nasıl rahatladık anlatamam ! Ama beş dakika sonra bir görevli tekrar gelip sesi sonuna kadar açtı, giderken de tribünlere hepinizin bildiği el işaretini yaptı. Çoğu fenerlist’ten olan ve hepsi üniversite mezunu, çok sakin olarak tanıdığım insanlar bile yeter artık deyip küfretmeye başladılar. Tüm bunların üstüne, açılan ırkçı pankartlar ve yırtılan dev Fenerbahçe bayrağı gelince insanlar çileden çıktı…” |
Gerisini başka bir mektuptan okuyalım :
“Bu bardağı taşıran son damla olmuştu. Birkaç kişi koltukları söküp sahaya attı. Ve ne olduysa ondan sonra oldu. Koltuklar teker teker kırılmaya başladı. Elden ele, elden ele tel örgünün hemen önüne atıldı. Sağduyulu kişiler insanları uyarıyor, ama sinirden ne yaptığını bilmeyenler eylemlerine devam ediyordu. Ne zamana kadar devam etti dersiniz ? Hoparlörden ses kesilene dek sürdü.” İşte, mektuplar böyle.. Ben stada geldiğimde kırılıp sahaya atılmış koltukları gördüm. Yazımda, bu koltuk olayının yanısıra, hiçbir şekilde hoşgörülmeyecek sokak kavgalarını, tribünlerde yakılan sonra da sahaya atılan meşaleleri, tribünler arası sövgüleri anlattım. “Bu böyle sürüp gitmez. Düşmanca davranışları besleyenler bilmeliler ki, rüzgâr eken fırtına biçer. Herkes aklını başına toplamalı. İş işten geçmeden” diye yazdım. Olaylara değinirken bir kulübü ya da yandaşlarını suçlamak, ya da başka bir grubu korumak değildi amacım. Zaten suçlamadım da. Yalnızca gördüklerimi anlatarak herkesi uyarmaya çalıştım. Görmediklerim da varmış meğer. Tribün-hoparlör işkencesini okuyuculardan öğrenmiş oldum. Sporda bunların yeri yok. Konuklara tribün işkencesi yapanlar, bayrak yırtanlar Galatasaraylı olamazlar. Aslında bu kafaların sporla ilişkisi de olamaz. İşte ilk uyarı.. Sokak kavgacıları, meşaleciler, küfürbazlar, tribünlere bedava seyirci sokan yöneticiler, işkenceciler, bayrak yırtıcılar, koltuk kırıcılar beğendiniz mi marifetinizi ? |

