Görünmez (!) Kazalar Kaynak : 01.10.2004 - Yapı Dergisi - 275 | Yazdır

Son zamanlarda aksilikler Türkiye’nin yakasını bırakmıyor. Birbirini izleyen demiryolu kazaları, mahalleleri basan seller, maden ocağı kazası; batan, zehirli atık yüklü gemi… Bunlara bir de Avrupa Birliği’nden tarih almaya çok yaklaşmışken geçirdiğimiz “şaka gibi” siyasal kaza ekleniverdi.

“Şaka gibi” tanımlaması benim değil, Avrupa Komisyonu’nun genişlemeden sorumlu üyesi Günter Verheugen’in… Kırk yıldan beri üyesi olmak için beklediğimiz AB kapısından bu kez de Başbakan’ın “zinaya hapis cezası” getirme inadı yüzünden uzaklaşma noktasına geldik. Bütün uyum yasalarını “Avrupa öyle istiyor” diye büyük bir uysallık ve bağlılıkla çıkaran iktidar, Türk Ceza Yasası (TCY) çıkarılırken, zinaya ceza getirmek uğruna, “biz Türküz, böyle istiyoruz; AB bize karışamaz” diyerek efelenmeye kalktı.

Yine uyum yasaları kapsamında olan ve gerçekten de reformcu hükümler içeren (1) yeni ceza yasası için TBMM, tatilini yarıda keserek olağanüstü toplanmıştı. Muhalefetle de sağlanan uzlaşma sonucunda tasarı belli bir olgunluğa getirilmiş ve son iki yürürlük maddesi dışında onaylanmışken iktidar partisince Meclis’ten geri çekiliverdi. TBMM beklenmedik bir oldubittiyle tatil edildi. İktidar Meclis’i niçin toplamıştı, niçin tatil etti? Kimse bilmiyordu. İktidar ciddiyetinin gerektirdiği doğru dürüst bir açıklama yapma gereği bile duyulmadı. Toplumu geren akıldışı bir inat… Hem de tam, 6 Ekim’de AB’ye verilecek olan Komisyon raporu öncesinde.

Hükümet’in yarattığı anlamsız kriz Batı’da Türkiye karşıtı yoğun tepkilere yol açtı. Son zamanlarda Türkiye’nin üyeliğine olumlu bakan Verheugen’in bile tepkisi şöyle oldu: “TCY reformu üyelik müzakerelerine başlamak için vazgeçilmez koşuldur. Türkiye, geleneksel değerleriyle Avrupa değerlerini bir araya getirme gücünü ortaya koyabilmeli. Avrupa’nın değerleri tartışılamaz. Üyelik müzakereleri, zinanın suç kapsamına alınması durumunda da sürdürülemez.”

AKP iktidarı, tabanıyla AB arasında sıkışmıştı. Bunalım, Başbakan’ın 23 Eylül günü gittiği Brüksel’de boyun eğerek yaptığı bir U dönüşüyle aşılmış görünüyor. Ancak Türkiye, dış dünyada yıpranan itibarını kolay kolay onaramayacak.

İktidarın kazaları giderek sıklaşıyor… Attan düşmelerden (2) sonra, demiryolu kazaları gündeme oturdu. İstanbul-Ankara arasında işletilmesine başlanan hızlandırılmış tren 22 Temmuz günü Pamukova’da devriliverdi. 39 ölü, yüzlerce yaralı… Büyük bir facia… Daha bu kazanın izleri silinmeden 11 Ağustos’ta Adapazarı ve Başkent ekspresleri sinyalizasyona bağlı frenleme sistemi eksikliği nedeniyle Tavşancıl’da çarpıştı. Bu kazaları irili ufaklı başkaları izledi.

Atatürk’ün başlattığı demiryolları atılımı sonradan gelen iktidarlarca sürdürülmemiş, ülke kaynakları yıllarca karayollarına ve karayolu taşımacılığına aktarılmıştı. Kimi yöneticiler demiryollarını iyice gözden düşürme peşindeydiler. Örneğin, Turgut Özal, demiryolu düşmanlığını, “demiryolu komünist işidir” diyecek kadar ileri götürecekti.

Erdoğan Hükümeti, demiryollarına önem verdiğini söylüyordu. Demiryolu taşımacılığı desteklenecek, ilk evrede trenler hızlanacaktı… İşe İstanbul-Ankara arasında başlandı. Trenler hızlandırıldı, ama hiçbir ciddi önlem alınmadan… Yalnızca verilen emirlerle… Teknik altyapı düzeltilmeden… Eski raylar, eski altyapı, eski vagonlar, eksik sinyalizasyon ve denetim sistemleriyle. Başbakan bir gün, başına bir hareket memuru şapkası geçirdi, eline yeşil ışıklı hareket lambasını aldı ve ilk katara yol verdi.

Böylece başlayan hızlandırılmış tren macerası Pamukova kazasıyla son buldu. Aslında, trenlerin “hızlan” demekle hızlanmayacağı açıktı, ancak yetkililerin işin uzmanı olmadıkları, bu gerçeği bilemedikleri anlaşılıyordu. İlgili üniversite öğretim üyelerinin, tehlikeleri işaret eden uyarılarına kulak tıkamakla yetindiler. Kazadan sonraki açıklamaları ise ilginçti: “Her şey Allah’tan”…

“Siyasal şov” uğruna projeyi başlatmış olan Ulaştırma Bakanı’nın ve TCDD Genel Müdürü’nün istifaları kamuoyunca istendi. Olmadı, duyarlı bir tepki gelmedi. Gelen bilirkişi raporu TCDD yöneticilerine darbe indiriyordu: TCDD 8’de 4 kusurluydu. Genel Müdür ve “Her şey Allah’tan” diyen yardımcısı kazadan tam iki ay sonra ancak görevden alındılar.

Bu arada herkesi üzerinde biraz olsun düşünmeye yöneltmek amacıyla, Atatürk’ün TBMM’ni açış konuşmalarında demiryolları konusunda söylediklerini derledim. İkisi dışında her konuşmasında demiryollarına değinmiş. Derlemeyi yazımın sonunda sunuyorum.

Bir başka görünmez (!) kaza olayı da İskenderun’da yaşandı. Dört buçuk yıldan beri İskenderun Limanı’nda bekleyen zehirli atık yüklü gemi

6 Eylül günü battı. Gemi İspanya’dan Cezayir’e gitmek üzere yola çıkmış, nedense İskenderun’a gelmiş, ancak yükün boşaltılmasına izin verilmemişti. Yargının, geminin ve yükünün Türk karasuları dışına çıkarılmasına ilişkin kararına karşın sorumlular aradan uzun süre geçmesine karşın hiçbir işlem yapmamışlardı. Gemi battı ya da batırıldı. Şimdi ilgili bakanlıklar tutarsız açıklamalarla işin içinden sıyrılmaya çabalıyorlar.

Siyasete dayalı acemi kadrolaşma AKP’yi ve ülkeyi kötü bir doğrultuya sürüklüyor. AKP’liler hataları yapıp sorumluluğu Allah’a yüklüyorlar. Oysa, şunu anlamaları gerekir: Allah cahilliğe kızıyor olmalı.

1. Örneğin, yasa kaçak inşaat ve gecekondu yapana hapis cezası getiriyordu.
2. Önce Başbakan bir deneme sırasında attan düşmüştü, sonra da Kayseri’de bir AKP milletvekili aynı şekilde düşerek kolunu kırdı  ve “Takdiri ilahi. Olacağı varmış. Hayırlısı olsun.” dedi (Gazetelerden).