| Gül Baba |
Kaynak :
13.11.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
29 Ekim günü bir toplantı için Budapeşte’deydim. Aklımda hep Cumhuriyet Bayramı vardı. 80. yıl coşkusundan uzak ve yoksun kalmanın burukluğu içindeydim. Sonuçta, Türkiye Büyükelçiliği’nin verdiği resepsiyonun davetsiz konuğu oldum. Hoşgörülerine sığındığım Büyükelçi ve yardımcıları incelik gösterip kabul ettiler. Kutlama töreni saat 18’de Peşte’nin merkezinde, kütüphane olarak kullanılan tarihsel bir binadaydı. Tam 18’de oradaydım. Küçük bir saray gibi, görkemli bir yapı… İçeride çoğunluğu yabancı, büyük bir kalabalık… Sivil, asker… Üst kat girişinde büyükelçi, yardımcılarıyla birlikte, gelen konukları karşılıyordu. İçerideki salonlarda iki sergi vardı : Türkiye’den izlenimleri içeren iki fotoğraf sergisi; biri Ara Güler’in, öteki bir Macar sanatçının. Ayrıca bizim türküleri, daha çok da Rumeli türkülerini seslendiren, tümü Macar müzisyenlerden oluşan bir topluluk. Hoş bir akşamdı doğrusu; konuklar öylesine mutlu olmuşlardı ki, toplantı saati bittiği halde daha oradaydılar. Macaristanla ilişkilerimiz çok eskilere, ortak bir tarihe dayanıyor. Köken ve dil yakınlıklarımızın dışında, yaklaşık 150 yıllık bir tarihsel birlikteliğimiz var. Sporda da 1956 yılında, futbolda dünyayı kasıp kavurdukları bir sırada gelip İstanbul’da bizim ulusal takıma 3-1 yenilmeleri en büyük övüncümüz olmuştu. Macaristan futbol takımı 1952’de Olimpiyat Şampiyonluğunu kazanmış, Arjantin’i, Brezilya’yı, güçlü bütün Avrupa takımlarını yenmiş, 1954 Dünya Kupasında Almanya ile final oynamıştı. 19 Şubat 1956’da İnönü Stadında (o günkü adıyla : Mithatpaşa) çok umutsuz bir hava içinde başlayan maç bizim takımın zaferiyle bitmişti. O yıllarda ulusal takımın en büyük zaferiydi bu. |
Tarihsel birlikteliğin izleri hâlâ pek çok alanda duyumsanıyor, görülüyor. En ilginçlerinden biri Abdurrahman Abdi Paşa’nın mezarı olsa gerek. Buda’da kaleiçinde bir gezinti yolunun kenarında, Askeri Tarih Müzesi’nin hemen karşısında yer alan kabrin mezartaşında Türkçe olarak şunlar yazılı : “145 yıllık Türk egemenliğinin son Buda valisi Abdurrahman Abdi Arnavut Paşa bu yerin yakınında 1686 Eylül ayının 2. günü öğleden sonra, yaşamının 70. yılında maktul düştü. Kahraman düşmandı, Rahat uyusun !” Aynı sözler taşta Macarca olarak da yer alıyor.
Şapka çıkarılacak bir hoşgörü ve duyarlılık… Budapeşte’ye her gidişimde, belki de bir kez daha aynı duyguyu yaşamak isteğiyle ziyaret ettiğim kabri bu kez daha az bakımlı bulduğumu söylemeliyim. Yine o dönemden kalan bir Türk hamamı ve Gül Baba türbesi var Budapeşte’de. Bu yapıları anıt olarak benimsemişler, iyi koruyorlar. Galatasaray Lisesi’nin çiçek bahçesi olarak anılan arka bahçesinde de Gül Baba’ya ait olduğu söylenen, mezarı andırır bir taş vardır. İki Gül Baba’nın aynı kişiler olmadığı kesin. Aslında, Galatasaray’daki bir efsane… Dönemin padişahı Sultan 2. Beyazıt Galata tepelerinde avlanırken yolu, rengârenk çiçeklerle bezenmiş bir alana düşer. Karşısına çıkan, kırı çiçek bahçesine dönüştürmüş ak sakallı, nur yüzlü bir dededir. Sultan düzenlenmiş çevreden öylesine hoşlanır ki bu ak sakallı pir-i fanî’ye “dile benden ne dilersen” der. Dede, Sultana bir sarı, bir de kırmızı gül sunar. Dileği ise, burada, genç kuşakları yetiştirecek bir okulun kurulmasıdır. Okul kurulur… Gerisi malûm. Efsaneler güzeldir. |

