Olaylar-Yorumlar.. (Taşkışla Günü, MİV Sergisi, 60,50,40 Yıllık Mimarlar, Taşkışla, Yıldız Karakol Binası, Baltalimanı Sahilsarayı) Kaynak : 01.11.2003 - Yapı Dergisi - 264 | Yazdır

İstanbul’da mimarları bir araya getiren etkinliklerin yoğunlaştığı bir dönem geçirdik.
Önce Taşkışla Günü, daha sonra da Dünya Mimarlık Günü nedeniyle Mimarlık Vakfı’nın düzenlediği sergi ile Oda’nın düzenlediği Mimarlar Gecesi. Kale Grubu’nun Arkitera ile birlikte hazırladıkları Mimarlık Arşivi davetini de bu listeye ekleyebiliriz.

Taşkışla Günü
İTÜ Mimarlık Fakültesi Dekanlığı’nca başlatılan ve artık geleneksellik kazanan Taşkışla Günü kutlamaları iki yıldan bu yana Taşkışla Eğitim ve Kültür Derneği’nce örgütleniyor. Taşkışla Günü, Derneğin, “Taşkışla’dan yetişmiş Teknik Üniversitelileri hiçbir ayrım gözetmeden biraraya getirmek ve onların katkılarıyla Taşkışla’yı zinde tutmak;eğitim ve kültüre destek olmak” şeklinde özetlenebilecek amacına çok uyan bir etkinlik.

Taşkışla binası İstanbul Teknik Üniversitesi’ne tahsis edildikten sonra Prof.Paul Bonatz ve Prof. Dr. Emin Onat tarafından düzenlenen projelere göre 1943-50 yılları arasında onarılarak üniversite binasına dönüştürülmüştür. Rektörlüğün yanısıra Mimarlık ve İnşaat Fakülteleri bu binayı ilk kullanan birimler oldu. 1956’da biz Taşkışla’ya öğrenci olarak geldiğimizde o yıl açılan Maden Fakültesi de önceki iki fakülteye katılmıştı. Bir süre sonra Maden Fakültesi Üniversite için düzenlenen Maçka Kışlası’na gidecekti. 1980’lerin başında İnşaat Fakültesi de Maslak’a, Üniversitenin yeni Kampusuna taşınınca Taşkışla binasının tümü, artan öğrenci sayısı ve yeni bilim dallarıyla Mimarlık Fakültesi’ne kalacaktı.

Ne var ki, paranın üstün değer haline geldiği 1980’li yıllar Taşkışla için karabasan yıllarıdır. 1980 darbesini izleyen dönemde Turgut Özal Anavatan Partisi’ni kurduğunda, partinin amblemi “petek haline getirilmiş bir Türkiye haritası ve arı” olacaktır. Bilindiği gibi “arı”, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin amblemiydi. Dönemin rektörü, okulun amblemini haksız olarak kullanan eski İTÜ öğrencisi, yeni parti başkanı hakkında dava açmaktan çekinmeyecektir. Bu nedenle, Başbakanlığı döneminde de, Cumhurbaşkanlığı döneminde de Özal’ın yıldızı İTÜ’yle barışmayacaktır.
Özal, 1. sınıf tarihsel anıt Taşkışla’yı kendi okulu İTÜ’nün elinden alarak, otel yapılmak üzere iktidarın gözde firmalarından ESKA’ya verme konusunda, anlaşılması güç bir çabanın içine girecek, sonuçta neyse ki adaletin sert duvarına çarpacaktır.

Taşkışla’nın kurtarılmasında o tarihlerde Üniversite’de görevli öğretim üyelerinin, özellikle de Erol Kulaksızoğlu, Afife Batur, Yıldız Sey ve Zeynep Ahunbay’ın özverili çabaları olmuştur. Öğretim üyelerinin çabalarıyla yaratılan kamuoyu baskısı ve açılan davalar Taşkışla’nın kurtarılmasını sağlamıştır.

İşte, Taşkışla Eğitim ve Kültür Derneği de Taşkışla’nın kurtarılmasını sağlayan dayanışmanın rüzgârıyla 1990 yılında kurulmuştur.

Yukarıda öyküsü kısaca anlatılan tarihsel binanın adıyla kurulmuş olan Dernek, bünyesinde yalnızca Taşkışla’da öğrenim görmüş mimarları toplamakla yetinmek istemiyor, oradan yetişmiş herkesi, inşaat ve maden mühendislerini, hattâ Taşkışla’yı sevenleri üyeleri arasında görmek istiyor.

27 Eylül’de kutlanan Taşkışla Günü, mevcut üye bileşimi nedeniyle ağırlıklı olarak mimarları biraraya getirdi ve Mimarlık Fakültesi’nde yaşanmış günlerin bir kez daha anılması ve özlem giderilmesi için iyi bir ortam oluşturdu.

Bu yılki Taşkışla Günü’nün öne çıkan özelliği, elde bulunan çok değerli bir koleksiyonun günışığına çıkarılmasına sahne olmasıydı. Türkiye’de mimari koruma alanının en önemli adlarından biri olarak anılan Mimar Sedat Çetintaş’ın rölövelerinden oluşan koleksiyon günışığına çıkarıldı. Taşkışla Derneği, Mimarlık Fakültesi’nin elinde bulunan bu koleksiyondaki paftaların korunabilmesi, camlanıp çerçevelenerek sergilenecek hale getirilmesi işini programına almıştı. Her biri paha biçilmez değerdeki 110 pafta, korumaya yönelik olarak elden geçirildi ve hedeşenen sergi Taşkışla Gününde açıldı. Koleksiyonu görenler hayretlerini gizleyemediler ve sergide yer alan rölöve ve çizim çalışmalarının, üstelik o günlerin olanaklarıyla bir insan ömrüne nasıl sığdırılabildiğini sormaktan kendilerini alamadılar.

MİV Sergisi
Mimarların ikinci buluşması Dünya Mimarlık Günü nedeniyle Mimarlık Vakfı’nca yine Taşkışla’da düzenlenen buluşmaydı. 3 Ekim akşamı mimar müzisyenlerin, Nejat Yavaşoğulları (gitar), Cem Erözü (flüt) ve Levent Aksüt’ün (keman) mini-konserlerinin ardından, Habitat Holündeki sergi açıldı. Vakfın büyük bir çaba ve özveriyle hazırladığı, mimarların mimarlık dışı sanat dallarındaki çalışmalarından oluşan sergi gerçekten, görülmeye değer düzeydeydi.

Resim, heykel, fotoğraf, karikatür ve el sanatları dallarındaki çalışmalar geceye katılanlarca biraz hayret, daha çok da hayranlıkla izlendi. Edebiyatçı mimarlar da kitaplarıyla oradaydılar. Sergide 64 mimarın çeşitli dallardaki ürünleri yer alıyordu. Doğal ki yalnızca, ulaşılabilenlerin çalışmaları sergiye katılabilmişti. Yine de kimler yoktu ki… Katılanların hepsini burada saymaya olanak yok. Yaşayan mimarların yanısıra, aramızdan ayrılmış olan kimi mimarlar da yakınlarının sağladıkları yapıtlarıyla yer almışlardı. Anılarıyla aramızda olan Cihat Burak, Cihat Özegemen, Vedat Dalokay, Hadi Şandor, Nurdoğan Özkaya da o gün yapıtlarının varlığıyla bir kez daha anıldılar.

Yine Sedat Çetintaş sergisi ile Yapı-Endüstri Merkezi koleksiyonunda bulunan Orhan Çakmakçıoğlu restitüsyonlarının da sergiye eklenmesi, Mimarların diğer sanat dallarındaki hünerlerini daha görkemli bir şekilde ortaya koydu. Ayrıca, Yapı-Endüstri Merkezi’nin hazırladığı “Mimarların Kitapları” bölümünde de mesleki kitaplar sergilenmişti. Mimarlık Vakfı şimdi sergiyi yayına dönüştürme çabasında. Bu sergilerin biraz da İstanbul’da toplanacak olan 2005 Dünya Mimarlık Kongresine ön hazırlık niteliğinde olduklarını düşünebiliriz.


Yeri gelmişken biraz da Mimarlık Vakfı’ndan söz edelim. Kurulduğu 1996 yılından bu yana geçen sürede kurumsal bir kimlik kazanan Vakıf, çok sınırlı olanaklarına karşın çabalarını etkin bir şekilde sürdürüyor. Mimarlık Enstitüsü işlerlik kazanıyor; Can Deniz Fonu mimarlık lisans öğrencilerine giderek artan sayıda burslar veriyor. Yardımlaşma Sandığı ise üyelerine olan yükümlülüklerini tam olarak yerine getiriyor; iş göremez durumdaki üyelerinin yardımına koşuyor; vefat eden üyelerin yakınlarına gerekli ödemeler anında yapılıyor.

Yardımlaşma Sandığı’nın hedefi, 2000’in biraz üzerine çıkmış olan üye sayısını en kısa zamanda 3000’e ulaştırmak. Sandık, şimdiki durumda mimarların sosyal dayanışmasında atılmış en somut adım olarak görünüyor. Bu nedenle her mimarın Sandığa üye olması hem kendisi, hem de mimarlar topluluğunun sosyal dayanışması için çok önemli (1).

60, 50, 40, 30 Yıllık Mimarlar
6 Ekim akşamı mimarların başka bir buluşması vardı. Bu kez Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin, yine Dünya Mimarlık Günü kapsamında, meslekte 30, 40, 50, 60. yıllarını kutlayan mimarlar için düzenlediği gecede bir araya gelindi. Armada Otel’de düzenlenen buluşmada geçmişten fotoğrafların ekranlarda sunulması orada bulunanları yıllar öncesine götürdü ve çok duygulandırdı. Yaşamdan erken ayrılıp bugünlere ulaşamayanlar buruk duygular içinde sevgiyle anıldı.

Meslekte 60’ıncı yıllarını dolduranlardan dört kişi katılmıştı geceye: Maruf Önal, Ruhi Kafesçioğlu, Cahide Tamer ve Ekrem Olguner (2). Mimarlıkla içiçe yaşanmış altmış yılın ardından anılarını ve duygularını dile getirdiler. Daha sonra sırayla, meslekte 50, 40 ve 30 yıllarını dolduranlara andaçları verildi. Gerçekten duygulu anların yaşandığı bir geceydi.

1. Yardımlaşma Sandığı’na üye değilseniz hemen üye olmanız için Mimarlık Vakfı’nın telefonu ile web sitesi adresini veriyorum: Tel: 0212 245 16 66, www.mimarlikvakfi.org
2. M.O. İstanbul Büyükkent Şubesi kayıtlarına göre, 60 yıl ve üstünde kıdemli 63 mimar hayatta.

Taşkışla, Yıldız Karakol Binası, Baltalimanı Sahilsarayı
Maliye Bakanlığı İstanbul Üniversitesi’nin Baltalimanı’ndaki sosyal tesislerinin 15 gün içerisinde boş altılmasını istedi. Bakan, burayı acil eylem planı içinde satılığa çıkaracağını açıkladı. Bu durum yıllar önce yaşanan benzer olayları anımsatıyor. Örneğin, yukarıda öyküsünü anlattığım Taşkışla olayını… Taşkışla’nın da boşaltılması için Hükümet aynı baskı yöntemini uygulamıştı. Bina satılmayacaktı ama, yap-işlet-devret yöntemiyle 49 yıllığına o günlerin iktidarının gözde müteahhitlik kuruluşu ESKA’ya verilecekti.

Başka bir örnek, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin başına gelenlerdi. Fikri Sağlar’ın Kültür Bakanı olduğu dönemde Yıldız Sarayı Dış Karakol binası Mimarlar Odası’nın kullanımına tahsis edilmiş ve İstanbul Şubesi oraya yerleşmişti. Bir süre sonra, Refahyol Hükümeti iktidara gelince binayı boşaltması için Kültür Bakanlığı’ndan Oda’ya baskılar gelmeye başladı. Mimarlar Odası epeyce direndiyse de bir geceyarısı baskınıyla binanın boşaltılmasını engelleyemedi. Bir kamu kuruluşu niteliğinde olan Mimarlar Odası’nın belgeleri, arşivi, eşyaları kamyonlara hoyratça gelişigüzel yüklenerek binadan uzaklaştırıldı. Refah Partili bakanın adı, sanırım, İsmail Kahraman’dı. Daha sonra, bilindiği gibi bir dönem iktidar ortağı olan Refah Partisi Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatıldı. O günlerin kültür bakanının adını şimdi kaç kişi anımsıyor acaba?

Bugün Taşkışla 1989’da alınan mahkeme kararı ve mülkiyet devriyle eskiden olduğu gibi yine İstanbul Teknik Üniversitesi’nin.. Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi de yine Yıldız Sarayı Dış Karakol binasında. Politikacılar iktidara geldiklerinde her istediklerini yapabileceklerini sanıyorlar. Oysa örnekler bunun her zaman doğru olmadığını gösteriyor. Bu nedenle, 1933 yılında Atatürk’ün emriyle İstanbul Üniversitesi’ne tahsis edilmiş olan Baltalimanı Sahilsarayı selamlık dairesinin bugünkü statüsünün kolayca değiştirilebileceğini sanmıyorum.

Üç yapı ve üç olay arasında büyük benzerlikler var. Taşkışla olayında, günün başbakanı Turgut Özal’dı; kendisi İTÜ’lüydü ama, İTÜ Rektörlüğü’nün, arı ambleminin ANAP tarafından kullanılmasına karşı çıkarak dava açmasından hoşlanmamıştı. İkinci olayda, Mimarlar Odası’nın çokça çıkan sesi Refahyol Hükümetini harekete geçirmişti. Üçüncü olayı ise çok güncel olduğu için herkes biliyor.
AKP Hükümeti bilim çevreleri ve üniversitelerle kavgalı… AKP iktidarı Milli Eğitim Bakanlığı’nda sahip olduğu güce, yükseköğretim ve araştırma kurumlarında da sahip olmak istiyor. Hedefi, Tübitak’ı ve üniversiteleri kendisi yönetmek, her düzeydeki eğitimi istediği doğrultuda yönetip yönlendirmek. İstanbul Üniversitesi ise başta siyasal İslam’ın simgesi haline gelen türban konusu olmak üzere pek çok konuda Hükümet’in düşünce ve eylemlerine ters düşüyor. Hükümet de şimdi sosyal tesislerini elinden alarak İstanbul Üniversitesi’ni cezalandırmak istiyor.

Acil Eylem Planı vs… bahane. Vakıf Üniversitelerine devlet eliyle verilen araziler, binalar… Deniz kıyısındaki sivil ve askeri kamu tesisleri… Maliye Bakanı onların da 15 gün içinde boşaltılmasını isteyerek oraları da satmayı düşünür mü dersiniz?