Gümrük Birliği’ne Hazır mıyız ? Kaynak : 01.04.1995 - Yapı Dergisi - 161 | Yazdır

Türkiye’nin Avrupa ile ekonomide bütünleşmesi yolunda çok önemli bir adım atıldı. 6 Mart 1995 günü Brüksel’de imzalanan anlaşmaya göre Türkiye, gerekli hazırlıkları tamamlarsa, Avrupa Parlamentosu ve Ortaklık Konseyi’nin onayıyla 1 Ocak 1996’dan itibaren Avrupa Gümrük Birliği’ne katılmış olacak. Böylece Türkiye, daha önce kaçırmış olduğu Avrupa Topluluğu treninin ardından son trenin son vagonuna bu kez atlayabildi.
1978’de Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde Yunanistan, Avrupa Birliği’ne katılmak üzere başvururken eşit durumdaki Türkiye bu girişimi yapmamıştı. Şimdi 17 yıl sonra, dönemin Başbakan Yardımcısı, günümüzün CHP Başkanı Hikmet Çetin’in dediği gibi, “katılmama kararı çok yanlış bir karardı. O günlerde solculuk meseleleri vardı. “Onlar ortak, biz pazar” gibi sloganlar geçerliydi.” Çetin’in bu içten itirafına karşılık, AB’ne tam üyelik başvurusu yapmış olan partinin, ANAP’ın, Genel Başkanı ise “bu, Tanzimat Ferman’ından bile beter” diyerek 6 Mart anlaşmasını yeriyor(1). Ecevit de anlaşmaya karşı.
Avrupa Birliği, bilindiği gibi, yalnızca ekonomik bir birlik olmayıp aynı zamanda kültürel bir birliktir. Laik Türkiye belki güçsüz ekonomisiyle bile bu Birliğe kabul edilebilirdi, ama bugün ulaştığımız noktada, mezhepler kargaşası içinde, kökten dinciliğin kol gezdiği Müslüman bir Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üyeliği söz konusu değildir. AB üyeliği, artık, zamanı belirsiz başka bir bahara kalmıştır.

Türkiye, Avrupa Birliği’nde yer almalı mıdır?

Doğu-Batı (sağ-sol) geriliminin sona ermesinin ardından Dünya, günümüzde ekonomik bloklara bölünmüştür. Türkiye de yalnızlığa mahkum kalmamak için bu bloklardan birine katılmak zorundadır. İşte, son trenin son vagonu da bu aşamada Türkiye için ancak Avrupa Gümrük Birliği olabilirdi.
Aslında, Gümrük Birliği 32 yıl önce 1965 Ankara Anlaşması’yla kabul edilmişti. O tarihlerde TBMM’ce de onaylanmış olan bu anlaşmaya göre Türkiye’nin tam üyeliğe geçmesi de öngörülmüştü.
Gümrük Birliği’nin Türkiye’ye ne getirip, ne götüreceği, medyada günlerdir tartışılıyor. Gümrük Birliği ile şu aşamada söz konusu olan insanların (emeğin) ve hizmetlerin değil malların serbest dolaşımıdır. Her şey yolunda giderse 1 Ocak’tan sonra AB malları Türkiye’ye gümrük vergisi alınmadan girecek, Türk malları da Batıya sıfır gümrükle ulaşacak. Avrupa standartlarına uyacağız; üretim ve hizmet standardımız yükselecek. Tüketici kazanacak. Pazarımız genişleyecek. Kıyasıya bir rekabet ortamı içinde kalite ve ekonomi önem kazanacak. Kartel, tröst, damping kovuşturulacak. Taklit ve korsanlık cezasız kalmayacak.
Bunlara karşılık üretimi, kalitesini de yükselterek artıramazsak bazı alanlarda Avrupa’ya yalnızca pazar olacağız. Orta ve küçük işletmeler rekabet ortamında zorlanacak. Daha az sayıda daha güçlü firma için şirket bütünleşmeleri gündeme gelecek. Belki bir süre için iflaslar olacak, işsizlik artacak.
Türkiye’nin, kaldırılacak toplu konut fonu ile, gümrük vergilerinin Avrupa için sıfırlanmasından doğacak kaybının karşılanması ve kendisini Gümrük Birliği’ne hazırlayabilmesi için projeler bazında bir mali yardım devreye girecektir.
Dışişleri Bakanı Murat Karayalçın’ın belirttiğine göre, Yıllık Konut Fonu ve gümrük vergisi kaybı toplam 1.5 milyar dolardır. Buna karşılık AB’nin Türkiye’ye yardımı 5 yıl içinde yaklaşık 3.5 milyar dolar olacaktır.

 Yine Gümrük Birliği sayesinde insan hakları ve demokrasi alanındaki bazı eksikliklerimiz giderilmeye çalışılacak. Böylece, sağlamayı bir türlü beceremediğimiz demokrasiye, insan haklarına, özgürlüklere Batı zoruyla belki ulaşabileceğiz. Yıllarca, “kendimiz için istiyoruz, Avrupa istediği için değil” dediğimiz demokrasiyi Avrupa istediği için kuracağız. Olsun! Şimdi TBMM yıl sonuna kadar demokratikleşme paketi ile birlikte insan haklarını yaşama geçirmek zorunda.
Burada bir başka konuya daha değinmeliyiz. Avrupa Gümrük Birliği’ne katılmak inşaat sektörümüzü nasıl etkiler?
Konut yapımına çok ciddi bir kaynak sağlayarak sektörü canlı tutan Toplu Konut Fonu’nun AB ilkeleriyle bağdaşmadığı için kaldırılacak olması, sektörü en çok etkileyecek olaydır. Toplu Konut Fonu’nun, GATT anlaşmasıyla 1998’den sonra zaten kalkması gerekiyordu. Şimdi bu iş daha erken bir tarihe alınmış olmaktadır. Böylece Türkiye’nin en ciddi gereksinmelerinden biri olan “konut”un sağlıklı ve çağdaş çözümlerle yeniden örgütlenmesi bir kez daha zorunluluk olarak karşımızdadır.
Mimarların, mühendislerin, müteahhitlerin ve üreticilerin durumlarını ayrı ayrı irdeleyelim.
Gümrük Birliği’nin özü, emek ve hizmetlerin değil de yalnızca malların serbest dolaşmasına dayandığı için mimarların ve mühendislerin Gümrük Birliği’nden, kendi meslekleriyle ilgili olarak olumlu ya da olumsuz doğrultuda çok fazla etkilenmeleri beklenmemektedir.
Durum, müteahhitler açısından da pek farklı değildir. Bazı büyük müteahhitlerimiz bir bakıma Avrupa’ya açılmışlardır. Gümrük Birliği sayesinde müteahhitlerin alternatif fiyat ve kalite bulmaları, yurtdışında Türk mallarını, yurtiçinde Avrupa mallarını kullanmaları kolaylaşacaktır.
Avrupa Birliği’nin inşaat sektörü üzerindeki etkilerinin en çok üreticiler katında olacağı söylenebilir. Yapı malzemesi üreticileri standartlar, üretim ölçeği, üretim niteliği ve rekabet bakımından diğer dallardaki sanayicilerin karşılaşacakları sorunların benzerleriyle karşılaşacaklardır. Belirli üretim kapasitelerine ulaşmış, Avrupa standartlarında mal üreten kuruluşlar için sorun büyük olmayacaktır; ancak orta ve küçük boyutlu işletmeler için ciddi sorunlar vardır.

Son bir soru: Türkiye, Gümrük Birliği’ne hazır mı?

Yanıt, “Hayır” ya da “kim biliyor ki?” dir. Gümrük Birliği aradan geçen 32 yıla karşın bir sürpriz gibi geldi. Bu konuda birçok yetkiliyle görüştüm. Bütün söylenenler bir sis perdesi ardında. Sektörler ve firmalar temelinde hiçbir şey keskin hatlarıyla bilinmiyor.
Avrupa Birliği mevzuatının 90 bin sayfadan oluştuğu söyleniyor. Bizden kim okumuş, kim incelemiş? Gümrük Birliği’ne geçiş sürecinde Türkiye’de Devlet’ten en küçük firmaya kadar her noktada ekonomik, sosyal ve siyasal alanlarda yeni bir yapılanma gereği var. Önümüzdeki yol güçlüklerle dolu. Biz şimdiden, bir imzayla Gümrük Birliği’nin getireceği sakıncaları yok sayarak, yalnızca sağlayabileceği yararların tatlı hayallerine daldık bile …
1 Ocak 1996’dan itibaren karşılıklı mal hareketlerinden karlı çıkmamızı sağlayacak yolları, düzenlemeleri hiç zaman kaybetmeden aramalıyız.

(1) Ertuğrul Özkök, Hürriyet Gazetesi 7.3.1995.