İstanbul’da Plansızlık Kargaşası Kaynak : 01.05.1995 - Yapı Dergisi - 162 | Yazdır

İstanbul yine bir plansızlık kargaşasının içine girdi.
Önce, İstanbul 1.İdare Mahkemesi Bedrettin Dalan’ın Belediye Başkanlığı zamanında, 1988’de hazırlanıp onaylanmış olan 1 :5000 ölçekli “Boğaziçi Geri Görünüm ve Etkilenme Bölgeleri Nazım İmar Planı Revizyonu” adlı planı ve buna dayalı daha sonraki planları geçtiğimiz Ocak ayı içinde iptal etti.
Daha sonra da, 1990 onay tarihli İstanbul Suriçi Nazım Planı yine idari yargı tarafından iptal edildi.
Yukarıda sözünü ettiğimiz planların iptali için her iki davayı da Mimarlar Odası açmıştı.
Şimdi, bu iptal kararları ile, uygulama durmuş bulunuyor. Bir yandan Yargıtay’ın kararı beklenirken, bir yandan da yapılacak uygulama konusunda tam bir çaresizlik ve kargaşa yaşanıyor. Koruma Kurulları, Belediyeler ne yapacaklarını bilemiyorlar; çeşitli kurumların hukuk danışmanlarının görüşleri birbirini tutmuyor. Daha eski tarihli planlar mı geçerli olacak, yeni plan mı yapılacak? Kimse bilmiyor.
Bu bölgelerde inşaat yaptıracak, yasalara saygılı kişiler bekleyişteler, diğerleri ise kargaşa ortamını değerlendirerek, buldukları sihirli formüllerle inşaatlarını zaten kolayca yapıyorlar. Kısaca, bir kez daha “Kaçak inşaat serbest, ruhsatlı inşaat yasak.” Üstelik, Hükümet de, yeni bir gelir kaynağı olarak baktığı “paralı af” yasa girişimleriyle kaçak inşaatı yüreklendirirken…

Boğaziçi’nin 1988 planları niçin iptal edildi?

Boğaziçi, 1983’te yürürlüğe giren Boğaziçi Nazım İmar Planı ve 2960 sayılı Boğaziçi Yasası ile korumaya alınmıştı.
1988 tarihli revizyon planları hazırlanırken Boğaziçi yasasının yoğunlukla ilgili hükmü çiğnenmiş ve bilirkişinin belirttiğine göre 5,5 milyon m²lik ilave bir inşaat alanı yaratılmıştır. Mahkeme bu yoğunluk artışını yasaya aykırı bularak planları iptal etmiştir. Konu şimdi Yargıtay’dadır. Uygulama, Yargıtay kararına bağlı olarak kesinleşecektir.
İstanbul çok hızlı bir şekilde kalabalıklaşıyor ve taşlaşıyor. Buna karşılık hâlâ bir nazım plan yok. İmar ve İskân Bakanlığı’na bağlı olarak 1960’lı yıllarda başlatılan Büyük İstanbul Nazım Planı çalışmalarına 1980’den sonra son verildi. Sözen’in başkanlıktaki son günlerinde hazırlandığı bildirilen bir nazım plan ise yürürlüğe girmeden rafa kaldırıldı. Şimdi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin, bir nazım planın hazırlıkları içinde olduğu, planın kısa bir süre sonra uygulamaya konacağı belirtiliyor.

Bu kez, nazım plan eksikliğine, Boğaziçi ve Suriçi planlarının yokluğu eklendi.
Mimarlar Odası, davasında yüzde yüz haklıdır. Ancak dava Ağustos 1988’de açılmış, aradan yaklaşık yedi yıl geçmiş. Türkiye’de haklı olmak bazen sorunu çözmüyor. Aradan geçen yedi yıl içinde, şimdi iptal edilen 1988 planına göre pek çok ruhsat verilmiş, pek çok yapı gerçekleştirilmiş. Bunların durumu ne olacak? Bundan sonra uygulama nasıl sürdürülecek? Yargıtay’ın onay ya da bozma kararına göre hangi gelişmeler olacak? Ya plansız, kaçak yapılaşma?
Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Başkanlığı döneminde davayı açan Yücel Gürsel “Mahkeme 12 Ocak 1995 tarihli kararı ile başta İstanbul halkına, Türkiye’ye ve tüm dünyaya değerli bir armağan sundu” diyor (1). Bence yedi yıl süren bir davadan sonra çok gecikmiş bir armağan bu. Söylediklerimizin özü şudur: Türkiye’de haksızsan dava aç, haklıysan uzlaş.
Sorun, yalnızca İstanbul’un, Boğaziçi’nin ya da Suriçi’nin sorunu değildir. Sorun bütün kentlerimizin, kent topraklarının sorunudur. Bugün spekülasyon yağması her şeyi, yasayı da, planı da zorlamaktadır.
Sorun artık plan sorunu olmaktan da çıkmıştır. Rant baskısı sürüp gittikçe ne plan yapılabilir, ne de planlı uygulama. Öncelikle spekülasyon baskısının dizginlenmesi gerekir. Yoksa, spekülasyon ortamında plan, yağmanın aracı olmaktan öteye geçemez.
Kent topraklarının korunabilmesi ve kurtarılabilmesi için:

• Politikacıların oy uğruna halk dalkavukluğundan vazgeçmeleri, biraz açarsak
_ İmar aflarını unutmaları ve halka unutturmaları
_ Gecekondulara ödün vermekten ve tapu dağıtmaktan, yani hazine arazilerini yağmaya açmaktan vazgeçmeleri gerekir.
• İnşaat yoğunluğunu arttırıcı girişimler özendirici olmaktan çıkarılmalıdır. Bunun için, arsanın artan değerine kamu egemen olmalıdır. Örneğin, yeşil alanın yapılaşmaya açılması, yoğunluk artışı gibi imar uygulamalarıyla oluşan değer artışları kişilerin değil, kamunun olmalıdır.
Bunları yapmak yürek ister. Ancak, felaketten korunmak için yapmak zorundayız. Bunlar yapılmadıkça kentlerimiz elden gider, Boğaziçi Dalan döneminde villalarla, Sözen döneminde gecekondularla, bilmem kim döneminde de gökdelenlerle dolar.

(1) Cumhuriyet Gazetesi, 20.04.1995