Hak Aramanın Yolları Kaynak : 09.09.1999 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Barolararası Dünya Futbol Şampiyonası’na katılabilmek üzere Türkiye finalinde karşılaşan İstanbul ve Ankara Baroları avukatlarının Didim’deki maçı kavgayla bitmiş. Gazete haberlerine göre, İstanbul Barosu takımının kimi oyuncuları maçta tekme atmışlar, küfretmişler ve sonunda hakeme saldırmışlar. Jandarmanın araya girmesiyle kargaşa önlenmiş ama maç karakolda bitmiş.

Hukuk adamlarının kaba kuvvete başvurarak hak aramalarını anlamak güç. Üstelik spor alanında.. Bakalım, İstanbul Barosu’nun, hiç de sportmence olmayan bu olay karşısındaki tutumu ne olacak ?

Benzer bir tatsız olay, İrlanda – Türkiye Ümit milli maçında oldu. Genç oyuncularımız Emrah ve Erhan, maç bitiminde rakip oyuncularla kavgaya tutuştular. Avukat ağabeylerin kaba kuvvetle hak aradıkları bir ülkede, delikanlıların sinirlerine hakim olamamalarına ne denir ki ? Spor karşılaşmalarının bir savaş değil de dostça bir yarışma, bir oyun olduğunu bakalım ne zaman anlayacağız.

Bir gerginlik ve ağız dalaşı da çok gereksiz yere Naim Süleymanoğlu ile Atletizm Federasyonu Başkanı arasında oldu. “Bu da nereden çıktı, Naim’in atletizmle ne ilgisi var ?” diyebilirsiniz. Son zamanlarda çok tartışılır hale gelen yabancı bayan atletlerin çarpık yoldan Türkleştirilmesi olaylarına gösterilen tepkilere karşı, Federasyon Başkanı nedense örnek olarak hep Naim Süleymanoğlu’nun durumunu gösteriyordu.

Türklüğü çok haksız bir şekilde tartışılır duruma gelince Naim gibi, başarılarıyla göğsümüzü kabartmış bir sporcunun buna tepki göstermemesi beklenemezdi. Nitekim öyle de oldu. Naim, “Ben özbeöz Türküm; beni, Türklüğü para için kabul eden

kişilerle karşılaştırmayın. Türklük o kadar ucuz değil” diyor ve Federasyon Başkanı’nı kınadığını belirtiyordu. Naim Süleymanoğlu’na destek, Türk atletlerden geldi. Federasyon’un “her şey yabancılar ve onların başarıları için” anlayışıyla hareket etmesinden ve kendilerini ihmal eden, yok sayan tutumundan yakınan ve aralarında Türkiye rekortmenleri de bulunan atletler Naim’i ziyaret ettiler, basının önünde Federasyonu açıkça eleştirerek Naim’e desteklerini dile getirdiler.

Ertesi gün Federasyon Başkanı kendi sporcularına ve Naim’e veryansın ediyordu. Atletler için, başkanlık sorumluluğuyla bağdaşmayan bir üslupla, “Başarısızlıklarını sansasyonla örtmek istiyorlar. Şaşırmadım. Karakterleri doğrultusunda konuşmuşlar. Bu sporcular artık milli formayı giyemeyecekler. Hepsini yarın Ceza Kuruluna veriyorum” diyordu. Ceza, Ceza Kurulundan önce biçilmişti bile.. Naim Süleymanoğlu ise Başkan’a göre artık “asrın sporcusu” değildi, “ucuz kahramanlık ve hokkabazlık yapıyor”du.

Naim Süleymanoğlu’nun polemikteki yeri, Atletizm Federasyonu başkanının iddialarına karşı kendisini ve Türklüğünü korumak çabasından kaynaklanıyordu. Onu, hiç gereği ve anlamı yokken, bu polemiğin içine çeken de Federasyondan başkası değildi.

Atletlerin davranışlarına gelince, bazı kişiler onları, yöneticilerine karşı bir başkaldırı içinde görebilirler. Ancak atletizmde olup bitenleri bilenler için bu, gerçeklerin dile getirilmesi yolunda gecikmiş bir tepkidir. Hak aramak için de, eleştiri boyutunu aşmadığı sürece, yukarıdaki örneklerden çok daha tutarlıdır.