Hatalardan Ders Almak Kaynak : 19.12.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Geçen haftaki yazımı şöyle bitirmiştim : “Sertlik sertliği getirir. Ödül verirken bir kez, ceza verirken iki kez düşünmek gerekiyor. Aman dikkat ! Biraz serinkanlı olalım ve akılcı çözümler üretmenin yolunu bulalım.” Bunları Galatasaray’da futbolcuların ve antrenör Lucescu’nun cezalandırılması üzerine yazmıştım. O günden bu yana olaylar külleneceğine daha çok alevlendi.

Cezaların açıklanmasından sonra antrenör Lucescu bir basın toplantısı yaparak Yönetim Kurulu’nu suçlamış, konumuyla bağdaşmayacak hafiflikte sözler sarfetmişti. Aslında Lucescu bunu ilk kez yapmıyor. Daha önce de Bülent Ünder’in Florya’da görevlendirilmesini izleyen günlerde, kendisine rakip olabileceğinden rahatsızlık duyarak benzer açıklamalarda bulunmuştu. Ödemelerdeki aksaklıklara değiniyor, “parasız çalışmak isteyen varsa, buyursun” diyordu. O zaman bu sözlerin üzerinde çok durulmamıştı.

Lucescu, takımın aldığı sonuçlara bakıldığında başarısız değil. Şu anda takım, Türkiye’de sezonun en iyisi. Ama Lucescu çok rahatsız. Önce, Ünder olayından tedirgin oldu, sonra da Fatih Terim’in Milan’dan ayrılmasıyla Galatasaray’a getirileceği yolundaki spekülasyonlardan.. Son olay da bu nedenle patlak verdi. Yönetimin kendisini göndereceğinden kuşkulanarak koruma görüntüsü altında futbolculara sığınmayı denedi.

Lucescu’nun basın toplantısı Yönetim Kurulu’nun bir kesimine, Fatih Terim’in yeniden Galatasaray’a getirilmesi için belki de bulunmaz bir fırsat oluşturmuştu. İşte, bu ortam içinde Terim’le ilişki kuruldu. Ancak ne var ki, Terim’in evinde sabahın üçüne kadar süren görüşmelerden bir sonuç alınamadı. Kapıda bir medya ordusu vardı. Haber bomba gibi patladı.

Ertesi gün Yönetim Kurulu’nun konuşması gereken – gerekmeyen hemen bütün üyeleri konuşuyorlardı. Hepsi de farklı şeyler anlatıyorlardı : “Terim’le yalnızca sohbet edilmiş, Galatasaray’a gelmesi hiç konuşulmamış”, “Lucescu çeviri

kurbanı olmuş”, Hayır, çeviri hatası yokmuş, ama zaten Lucescu, yönetimi eleştirmemiş ki…”

O günden beri Yönetim Kurulu’nun neredeyse bütün üyeleri uzatılan her kameraya, her mikrofona birbirlerinden habersiz, çelişkili konuşuyorlar.. Birbirlerini, hattâ kimi zaman kendilerini yalanlıyorlar. Konuştukça da batıyorlar. Gariplikler sürüp gidiyor : Terim’e karşı öfkeli sözler.. Lucescu ile öpüşmeler.. Günah çıkarmalar.. Sözleşmesini bilmem kaç yıl daha uzatma vaatleri..

Yönetim, önce antrenör değiştirme girişimiyle, sonra da girişim başarısızlıkla sonuçlanınca, kabahatin izlerini ortadan kaldırma telaşıyla zincirleme hatalar yaptı. İlk hata, sezon ortasında antrenör değiştirmeye kalkışarak sorun yaratmaktı. Bu konuda yaşadığım iki deneyim var. Galatasaray yönetiminde görevli olduğum 1990-96 yılları arasında, sezon ortasında antrenör değiştirme olgusunu iki kez yaşayarak sonuçlarını gördüm. Birinci olay 1990-91 sezonunda Alman antrenör Sigi Held’in, sözleşmesi sürerken gönderilerek yerine Mustafa Denizli’nin getirilmesiydi. İkinci olay da Saftig’in gönderilmesiydi. Üstüste gelen beklenmedik yenilgiler Saftig’in sonunu hazırlamıştı. Buna karşılık, Sigi Held çok başarısız değildi ama, Başkan Alp Yalman, Mustafa Denizli’yi istiyordu. Her iki değişiklik de Galatasaray’a yararlı olmadı; sıkıntılar sürüp gitti. Sezon ortasında antrenör değiştirmenin işe yaramadığı anlaşıldı. Bu sezon Fenerbahçe ve Beşiktaş’ta çok daha kabul edilebilir gerekçeler varken onlar bu tuzağa düşmediler.

Galatasaray’da olup bitenler medyaya paha biçilmez (!) değerde malzeme sağladığı için medya konuyu sürekli deşiyor. Yönetim de bu tuzağa düşmekten kurtulamıyor.

Herkes hata yapabilir. Galatasaray’ın genç yönetimi de hata yaptı. Olan oldu.. Bu herşeyin sonu değil. Önemli olan, ağzı tutup aklı çalıştırmak…