Hayali İnşaat Mühendisliği Eğitimi Kaynak : 01.08.1990 - Yapı Dergisi - 105 | Yazdır

Mimarlık Eğitimi’nin durumunu sayısal verilerle inceleyen ve Yapı’nın 103. sayısında yukarıdakine benzer bir başlık altında yayımlanan yazımız bir hayli yankı uyandırdı. Yapı-Endüstri Merkezi Araştırma Bölümü YEMAR’ın Türkiye’deki mimarlık okullarıyla ilgili olarak yaptığı bu araştırma nedeniyle MİLLİYET Gazetesi’nin Tatil Konuğu olduk. Özcan Ercan’la yaptığımız söyleşi 24 Haziran günü MİLLİYET’te geniş bir şekilde yer aldı. Gazetedeki “Mimarlık Eğitimi Hayali” başlığının, maksadımızı biraz aşmasına, o günlerde meydana gelen İran depremi nedeniyle de deprem konusunun fazlaca ön plana getirilmesine karşın mimarlık eğitiminin, yalnızca nicel verilerle incelenmesiyle bile ortaya çıkan geneldeki perişan durumu böylece kamuoyuna yaygın bir şekilde anlatılmış oluyordu.
Araştırmaya, ilkin mimarlık okullarından başlamıştık ve inanılması gerçekten güç, ama acıklı bir tablo ortaya çıkmıştı. Mimarlık okullarının pek çoğunda öğretim elemanı sayısı, bu eğitimi vermeye hiç bir şekilde yetmeyecek kadar azdı: bazılarında ise öğretim üyesi hemen hemen yoktu. Ama bu okullar YÖK sistemi içinde, YÖK’ün emirleri doğrultusunda çok sayıda öğrenci almayı sürdürüyorlar ve süresini dolduranı da, yasaların mimarlara tanıdığı bütün yetkilerle donatılmış olarak, mimar unvanıyla mezun ediyorlardı. Öte yandan, özellikle İstanbul’daki köklü üniversitelerimizin mimarlık bölümlerinde profesör sayısına karşı doçent sayısının azlığı göze çarpmaktaydı, yani bu okullarda da piramit ters kurulmuştu.
Araştırmamızın sonuçları ve söylediklerimiz birkaç gün sonra basında yeniden gündeme geliyordu. Doğan Heper, 9 Temmuz günü MİLLİYET’ten MEKTUP sütununda “İçi Boş Eğitim” başlığı altında konuya şöyle değiniyordu:
“Teknik eğitimdeki durumu da arkadaşımız Özcan Ercan’la pazar sohbeti yapan Mimar Doğan Hasol dile getirmişti. Şöyle diyor Mimar Doğan Hasol: Türkiye’nin öğrenci sayısı bakımından en büyük üniversitelerinden biri olan Anadolu Üniversitesi Mimarlık Bölümü’nde görevli profesör sayısı “sıfır”. Doçent sayısı ise sadece iki. Yedi yardımcı doçent var. Buna karşılık öğrenci sayısı 200. Bir profesöre düşen öğrenci sayısı Gazi Üniversitesi’nde 151, Karadeniz Üniversitesi’ nde 107, Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde 119. Hayali eğitimden hayali mimarlara.”
Açıklamalarda, mimarlık eğitim kadrolarının bu durumunu dile getirirken, öteki meslek dallarında da durumun daha parlak olması için bir neden bulunmadığını sandığımızı belirtiyor ve o dalların da analitik olarak incelenmesini öneriyorduk.

İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİ OKULLARI
Mimarlık eğitimi konusuna öncelikle eğilirken çuvaldızı kendimize batırmıştık. Çuvaldızın verdiği uyarı ve yukarıdaki görüş, bizi öteki yakın teknik meslek dallarının durumunu incelemeye itti ve bu kez inşaat mühendisliği eğitiminin sayısal göstergelerini araştırmaya başladık. Ve gördük ki, kimse “hayali eğitimin” yalnızca mimarlık alanıyla sınırlı olduğu hayaline kapılmamalı. Araştırmamızın sonuçları, inşaat mühendisliğindeki hayali eğitimin mimarlıktakinden daha da kötü olduğunu gösterdi.
Türkiye’de bulunan 15 İnşaat Mühendisliği okulundaki öğrenci, öğretim elemanı ve bu okulları bitiren kişileri sayısal olarak inceleyen araştırmanın sonuçlarını gösteren çizelgeyi ayrıca sunuyoruz. Bu okulların hepsi -söylemeye gerek olmasa da söyleyelim- üniversiter sisteme yani YÖK’e bağlıdır.
Kısaca özetlersek, bu okullardan ikisinde, Dicle ve Gaziantep Üniversitelerinde profesör yoktur. Üçünde yalnızca birer profesör, başka birinde yalnızca iki profesör vardır.
Dicle üniversitesi’nin Şanlıurfa’da bulunan İnşaat Mühendisliği Bölümü’nün, yukarıda da belirttiğimiz gibi, profesörü olmadığı gibi doçenti de yok; yalnızca bir yardımcı doçentle öğretim yapıyor. Buna karşılık öğrenci sayısı 155, verdiği mezun sayısı 60.
Gaziantep Üniversitesi’nin hiç profesörü yok 1 doçenti, 2 yardımcı doçenti var. Öğrenci sayısı 216. Bu okul 30 mezun vermiş.
Erzurum Atatürk Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü’nde ise 1 profesör, 1 yardımcı doçent görev başındadır. Bu okulun 90 öğrencisi var.
Bir profesöre kaç öğrenci düştüğünü – profesörü olan okullar için tabii – şöyle hesaplayabiliriz :
Akdeniz Üniversitesi (Isparta)’da 318, Anadolu Üniversitesi’nde 116, Atatürk Üniversitesi’nde 90, Boğaziçi Üniversitesi’nde 30, Çukurova Üniversitesi’nde 61, 9 Eylül’de 28, Fırat Üniversitesi’nde 64, Gazi Üniversitesi’nde 250, İTÜ’ de 28, Karadeniz Üniversitesi’nde 85, ODTÜ’de 81, Selçuk Üniversitesi’nde 176, Yıldız Üniversitesi’nde 102.
Yetersizlik apaçık ortada.
Ayrıca, mimarlıkta olduğu gibi burada da, yıllardan beri öğretim yapan köklü üniversitelerimizdeki profesör, doçent, yardımcı doçent oranlarında büyük bir dengesizlik var. Bu okullarda da profesör sayısı doçent ve yardımcı doçent sayısının çok üzerinde. Piramit burada da tersine kurulmuş.
Öğretim süreleri, mimarlıkta olduğu gibi inşaat mühendisliğinde de yıllar içinde giderek azalmıştır. Evvelce 5 yıl olan öğretim süresi 4 yıla: 36 olan haftalık ders saati 22’ye kadar düşürülmüştür. Öte yandan, bu okulları bitiren kişiler yasaya göre başkaca bir sınava, staja, meslek içi eğitime tabi olmaksızın, eşit haklarla inşaat mühendisliği mesleğini uygulama yetkisine sahip olmaktadır. Bugün okulu bitiren, yarın en yüksek yapıyı dikebilmekte, en geniş açıklıklı köprünün hesap ve uygulama sorumluluğunu yasanın verdiği yetkiyle üstlenebilmektedir.
Bu durumun yaratabileceği tehlikeleri uzunboylu irdelemeye gerek yok.
Mimarlık için sorduğumuz soruyu, burada bu kez inşaat mühendisleri için tekrarlayabiliriz. İnşaat mühendisliği okullarından bir bölümünün bugünkü durumlarıyla gerçekten inşaat mühendisi yetiştirdiklerine bizi kim inandırabilir?
Öğretim kadrosu sayı bakımından yetersiz, hatta bazen profesörü bile olmayan bu okullar her yıl YÖK’ün talimatı doğrultusunda en çok sayıda öğrenciyi almaya çalışıyor ve “inşaat mühendisi” unvanıyla mezunlarını vermeye devam ediyorlar. Açıkça bir kez daha söyleyelim: bu okulların öğrencileri ve mezunları belki de inşaat mühendisliğinin ne olduğunu bile anlamadan “inşaat mühendisi” diplomaları ellerine tutuşturulmaktadır.
İnşaat Mühendisleri Odası bu konuyu bilmiyor mu acaba? Biliyorsa, yıllar önce özel yüksekokullar konusunda verdiği parlak ve onurlu savaşımı, mesleğin kurtarılması için, bu kez devlet eliyle sürdürülen yetersiz eğitime karşı vermeyi düşünmez mi?

ÖTEKİ MESLEKLERİN DURUMU
Durum öteki meslek dallarında da ne yazık ki farklı değil, Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi diploma töreninde arkadaşları adına bir konuşma yapan okul birincisi Serap Yalçınkaya’nın feryadı gazete haberlerine konu oluyordu. Şöyle diyordu Yalçınkaya:
“Okuldan mezun olup doktor çıktığımız bugün güzel şeyler söylemek isterdim. Ama, ne yazık ki bunu yapamayacağım. Sorunlarımızı dile getirmek zorundayım. Alet-edevat, malzeme eksiklikleri içinde, çok yetersiz bir pratikle mezun oluyoruz. Diplomamızı alıyoruz, ama hastalara ne derece sağlıklı hizmet getirebileceğimiz konusunda kuşkularımız var” (1).
Bir öğretim üyesi, Prof. Dr. Nedime Ergenç ise şunları söylüyor:
“Bugün tıp fakültelerindeki bazı arkadaşlarım ‘Ben mezun ettiğim öğrencime kesinlikle muayene olmam’ diyor” (2).
Öte yandan Gazi Üniversitesi’nin bir araştırmasına göre üniversite öğrencilerinin yüzde 63’ü diplomaya güvenmiyor. Niçin güvensinler ki ? Öğrenciler üniversiteye girdikten sonra gerçekleri görüp durumu kavrıyorlar. Durum öğrenciler açısından böyle.. Ya öğretim üyelerinin güvencesi?
Üniversite öğretim elemanı sayısındaki yetersizliğin çeşitli nedenleri vardır. Bunları burada tartışmak, yazımızın boyutunu aşar. Ancak bir noktaya değinmekte yarar var. Üniversiteler nedense her ihtilalde darbeyi yiyen ilk kuruluşlar olmuşlar, dış müdahalelerle hep daha kötü koşullara itilmişlerdir. Bu, 27 Mayıs’ ta da böyle olmuştur, 12 Eylül’de de.. 1960’ta 147 profesör ve doçent bir çırpıda görevden alındılar; 1402′ liklerin 1980 sıkıntısı ise hala sürüyor. Yine 12 Eylül’den sonra kurulan YÖK, üniversite özerkliğini kaldırarak sistemi bugünkü durumuna getirmiştir. Bu, öğretim üyeleri için olduğu kadar, akademik kariyeri seçmek isteyenler için de ayrıca bir güvensizlik kaynağı yaratmış olabilir.

BU KOŞULLAR ALTINDA ÇAĞ ATLANAMAZ
Olmayan bir nüfus planlaması, bozuk eğitim politikaları sonucunda bu yıl 900 bin gencimiz üniversite kapısına geldi; ilk aşamada 300 bini elendi, ikinci aşamada 400 binden fazlası elenecek ve ancak 173 bini üniversite öğrencisi olma hakkını kazanacak. Ama ne hak? Hangi üniversiteleri, hangi fakülteleri, hangi bölümleri? Hocası, laboratuvarı, kütüphanesi olanı mı, olmayanı mı? Türkiye’de eğitimin milli gelir içindeki payı yüzde 2.9 dur. Bu oran Kanada’da 8.8, Fransa’ da 7.9, Meksika’da 8 Hindistan’ da yüzde 3. Bizde ulusa eğitime ayrılan paylar da giderek azalmakta 1963 ve 1975′ te yüzde 15 olan bu oran 1985′ te yüzde 9, 1987’de 8.4, 1988’de 7.5, 1989’da yüzde 9 (3).
Üniversiteler eğitim ve öğretimin yanı sıra bilimsel araştırmalar yapan kurumlardır.
Yalnız öğrenciyi değil, öğretim kadrolarını da eğitmek, çağdaş bilim ve mesleki bilgilerle donatmak, ülkenin bilimsel yaşamına ve kültürüne katkıda bulunmak zorundadırlar. Üniversite kavramı üniverseldir ve standardı, düzeyi bir bakıma dünya çapında bellidir. “Üniversite açtım” demekle açmış olmazsınız; adına “üniversite demekle de açtığınız kurum üniversite olmaz. Eksik öğretim kadrosuyla, bırakınız araştırmayı doğru dürüst eğitim bile yapamayan kuruluşlara üniversite denebilir mi? Bu bakımdan, yurdumuzda, adı üniversite olan 29 kurum, öğrenci seçme ve yerleştirme sınavları sırasında puanlarını açıklarken öğretim kadrolarını da açıklamalıdır. YÖK, ayrıca üniversite kadrolarının en az sayısal durumunu sürekli olarak açıklamalı, yani saydam olmalı ki ” hangi okulun hocası var, hangisinin yok” herkes görsün, YÖK’ün başarısı konusunda hükmünü daha kolay versin.
Görülüyor ki yükseköğretimde varılan nokta bütün meslek dalları için son derece yetersizdir. YÖK, kuruluşundan bu yana varmayı amaçladığı hedefin “bu” olduğunu herhalde söyleyemez.
Türk insanını uluslararası normların gerisinde, eksik bilgilerle, yarımyamalak yetiştirmeye kimsenin hakkı yoktur. Bu koşullar altında çağ atlanamaz.

1. Hikmet Yıldır, Milliyet, 1. 7. 1990
2. Tunca Bengin, Milliyet, 26.6.1990
3. Oktay Pirim, Milliyet, 8.7. 1990.

YAPI 105 kopya