Hayali Ödüller Kaynak : 01.12.1987 - Yapı Dergisi - 76 | Yazdır

Hayali ihracat derken şimdi de hayali ödüller türedi. Eskiden bu tür yutturmacalar için “naylon” terimi kullanılırdı, şimdi ise “hayali” sözcüğü yeğleniyor. Geçenlerde gazetelerde yer aldı: merkezi İspanya’da bulunan Editorial Office adlı kuruluş para karşılığında ödüller dağıtıyormuş.
YAPI Dergisi bundan yaklaşık iki buçuk yıl önce 64.cü sayısında bu hayali ödülden söz etmiş ve “Parayı Veren Ödülü Alıyor” başlığını atmıştı. Adı geçen kuruluş o tarihlerde Yapı-Endüstri Merkezi’ne Uluslararası Teknoloji ödülünü vermeyi önermiş, daha önceki yıllarda Türkiye’den bu ödülü alan kuruluşların listesini de eklemeyi ihmal etmemişti. O güne değin, teknoloji ile ilgili böyle bir ödülü almaya hak kazandıracak bir şey yapmamış olan Yapı-Endüstri Merkezi cevap bile vermemiş, konuyu bir haber şeklinde YAPI Dergisi’ne aktarmakla yetinmişti.
Ödül dağıtıcı kuruluş, Yapı-Endüstri Merkezi’ne mutlaka bir ödül vermek istiyordu. Bunun için Mart 1986’da bu kez Uluslararası Arap Ödülü’nü önerdi. Bu ödülleri Yapı-Endüstri Merkezi almadı. Buna karşılık pek çok endüstri ve ticaret kuruluşu aynı yıl ve sonraki yıllarda bedelini ödeyerek ödül almakta tereddüt etmediler ve bunu bazan haber, bazan reklam yoluyla kamuoyuna duyurmak için de çaba gösterdiler.
Ödüller giderek çeşitleniyordu:
Uluslararası Teknoloji Ödülü, Uluslararası Arap Ödülü, Uluslararası Afrika Ödülü… Ancak, bu ödüllerin çeşit ve sayılarının artışıyla, gerçek dışılığı artık kamuoyuna da yansıyacak boyutlara varıyordu. Geçtiğimiz Ağustos’un ilk günlerinde gazetelerde şöyle bir haber yer aldı:
“Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı ile İhracatı Geliştirme Merkezi (İGEME)’nin “Gıda Maddelerinde Hayali Ödül” açıklaması gıda ve meşrubat sanayiinde şok yarattı. Kendilerini tüketiciye “altın madalyalı” olarak tanıtıp, bu şekilde tüketimlerini arttıran birçok firmanın aslında bazı sahtekar İspanyol firmalarının hayali ödüllerinden yararlandıkları öğrenildi. Ödül skandalına Hazine Müsteşarlığı el koydu. Firmalar sahte ödülleri bundan böyle reklam kampanyalarında kullanmayacaklar.”
Bu örnek, gerçek dışı reklamlarla firmaların tüketiciyi nasıl yanılttıklarını bir kez daha gözler önüne seriyor.
Endüstri ve ticaret alanında oynanan bu oyunun, sonunda kendisini ele vermesinin hemen ardından bu kez de değişik alanlarda, bilim ve sanat alanında hayali ödüller kamuoyuna yansımaya başladı.
Bu kez söz konusu olan, bağış karşılığı alınan fahri doktorluk unvanlarıydı. Basın, Ege Üniversitesi’nin hayırsever üç işadamına, yaptıkları bağışlar nedeniyle fahri doktorluk verilmesine tepki gösterdi. Basında konuyla ilgili olarak Ege Üniversitesi Rektörü’nün açıklamasına da yer verilmişti: “Eksiklerimizin tamamlanmasında, sadece bina olarak değil, ihtiyacımız olan araç-gereçlerin temininde bugüne kadar 750 milyon lirayı bulan katkılarıyla üniversitemize yakın ilgi ve desteklerini esirgemeyen çok muhterem, hayırsever kişi ve kuruluşlarımıza şahsım ve üniversitemiz gençliği adına minnet ve şükranlarımızı sunmaktan büyük bir mutluluk duymaktayım”.

Ancak Sayın Rektörün, fahri doktorluk ile hayırseverliği nasıl bağdaştırıp aynı potaya koyduğunu açıklayan sözlerine rastlanmıyor, bu ilişki gerçekten de merak konusu olma niteliğini koruyordu. Öğretim Üyeleri Derneği ise yaptığı açıklamada “Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Sermet Akgün’ün sözlerini talihsizlik olarak bulduğunu ve kendisini şiddetle kınadığını” açıklıyordu.
İş bu kadarla da kalmadı. Önce Milliyet*, bir ay sonra da biraz bayatlamış olarak Güneş Gazetesi* bir Türk mimarının Dünya birincisi olduğunu duyurdular. Bu “Süper Türk Mimarı”, Türkiye’deki 1960’lı yılları bilen mimarlık çevrelerinin tanıdığı Metin Hepgüler’den başkası değildi. Gerçi adı geçen gazeteler Hepgüler’in bu ödülü hangi başarısına borçlu olduğunu belirtmiyorlardı ama olsun, artık bir kez dünya birincisi seçilmişti ve Milliyet’e göre “Hepgüler’in bu başarısı olaya yakın çevrelerde Cumhuriyet devrinde sanat alanında erişilmiş en büyük sonuç olarak nitelendiriliyordu”. Güneş ise aynı haberi bir ay sonra “Hepgüler, ABD’de dünya çapında düzenlenen ankette” en yüksek performansı gösteren mimar designer” seçildi diye veriyor ve “Süper Mimar” deyimini kullanıyordu. Acaba yeni bir sanat güneşi mi doğuyordu?
Basın öteden beri, gururumuzu okşayacak “kerameti kendinden menkul” türünden konuları abartarak vermeyi çok sever. Bu kez de ciddiyetten çok uzak bu haberi temcit pilavı gibi tekrar tekrar önümüze getiriyor. Acaba bir mimar nasıl dünya birincisi olabiliyormuş? Şimdiye dek, dünya birincisi olmuş bir mimarı, hatta, bir müzisyeni, bir ressamı, bir heykelciyi ben hiç duymadım. Siz duydunuz mu? Bu yıl doğumunun 100. yılı bütün dünyada kutlanan Le Corbusier mi, yoksa Frank L. Wright, Mies van der Rohe, Gropius gibi mimarlardan hangisi dünya biricisiydi? Şimdiye dek dünya sanat ortamı böylesine bir seçime hiç bir zaman tanık olmadı.
Hepgüler konusunu sizler için araştırmak istedik ve basına verilen belgeleri bulduk. Belgeler bir yayın kuruluşunca düzenlenen ve -kendi kıstaslarına göre- önde gelen uluslararası dizayn firmalarını gösteren listelerden ibaret. Bu listelere göre Hepgüler’in bürosu 1986 yılında 132.ci sırada, 1987’de ise 14’cü sırada yer alıyor.
Anlaşılan, Türkiye’de gerçekleri yakalayıncaya kadar daha çok hayaller göreceğiz.

* Milliyet 20 Eylül 1987,
* Güneş 23 Ekim 1987