| Her Üniversite Eğitim Dilini Kendisi Belirleyebilecek(miş) |
Kaynak :
01.07.2009 -
Yapı Dergisi - 332
|
Yazdır
|
|
Üniversitelerde öğretimin İngilizce yapılması konusu yine gündemde. Kısa bir süre önce İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Senatosu, bu yolda yeni bir karar aldı; sonra da Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) üniversitelerin öğretim dilini seçmekte özgür olmasını sağlayan bir kararı yürürlüğe soktu. Basında yer alan habere göre “YÖK Genel Kurulu, üniversitelerin bünyesindeki her bir yükseköğretim programı için farklı eğitim dili getirilmesine olanak sağlayan önemli bir düzenlemeye imza attı. Buna göre, üniversiteler öğretim dillerini belirleyerek YÖK’e sunacak. YÖK onaylarsa üniversitenin veya programın öğretim dili örneğin İngilizce olarak belirlenecek.” (1) İTÜ on yıl kadar önce, derslerin yüzde 30’unun İngilizce olarak yapılmasını ilke olarak kabul etmişti; şimdi, yüzde yüz İngilizce eğitim verecek bölümleriyle bu olguyu daha da yaygınlaştırmak istediği anlaşılıyor. Bilindiği gibi, Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile Boğaziçi Üniversitesi öğretimi İngilizce olarak yapıyorlar. Türkiye ve Fransa arasında imzalanan ikili anlaşmayla kurulmuş olan Galatasaray Üniversitesi’nde de derslerin bir bölümünün Fransızca olarak yapıldığı biliniyor. Öte yandan, Alman Hükümeti’nin desteğiyle benzer şekilde kurulması planlanan bir üniversite söz konusu. Orada da derslerin Almanca verileceği anlaşılıyor. Son zamanlarda sayıları hızla artan vakıf üniversitelerinin bir bölümü de yine ders dili olarak İngilizceyi seçmiş durumda. 1970’lerde Üniversitelerarası Kurul, Türkiye’de üniversite dilinin Türkçe olduğunu benimsemiş, hattâ Orta Doğu ve Boğaziçi üniversitelerinin Türkçe eğitime geçmeleri için iki yıllık bir süre vermişti. YÖK Genel Kurulu da, devlet üniversitelerinde yabancı dille eğitim yapan bölümler açılmasına izin verilmemesini kararlaştırmıştı. Bunlar uygulanmayan kararlar oldu (2). Bütün bu okullarda yabancı dil için hazırlık okulları söz konusu. Üniversiter eğitim ve öğretim belli muafiyet sınavlarının ya da hazırlık okulundaki dil öğretiminin ardından geliyor. İTÜ’de yapılan Mezunlar Kurulu toplantısında ileri sürülen görüşlere göre İngilizceye yönelmenin nedenleri şöyleydi: •Pazarın talebine uygun eleman yetiştirme kaygısı, •Üniversitelerarası giriş sınavında tercih edilme rekabeti, •Uluslararası olma; yabancı öğrenci ve öğretim elemanı sağlayabilme isteği, •İngilizce bilgi kaynağı bolluğu. İngilizce bilen profesyonellerin içte ve dışta daha kolay iş bulabildikleri biliniyor. Bu nedenle, İngilizce öğretim yapan üniversiteler, öğrenciler tarafından daha çok tercih ediliyor ve tercih sıralamasında daha üst sıraları alıyor. Yabancı öğrenci almada ve Socrates/Erasmus gibi üniversiteler arası öğrenci değişim programlarında İngilizce eğitim tercih nedeni oluyor. İngilizcedeki bilgi kaynağı bolluğu da açık… Bunlar, üniversitelerdeki öğretim dilinin İngilizce olmasını savunanların genelde öne sürdükleri gerekçeler. Karşı görüşleri ve yabancı dille eğitimin sakıncalarını şöyle özetleyebiliriz (2): •Eğitimin dili Türkçe olmalıdır. Bu, ülke bütünlüğü ve toplumsal bilinç için önemlidir. Ulusal kültür ulusal dille yakın ilişki içindedir. Dil zayıflarsa kültür ölür. •İnsanlar kendilerini en iyi anadilleriyle ifade ederler. Düşünme eylemi en iyi şekilde anadille oluşur. Bir bilim ve kültür adamı öncelikle kendi anadilini çok iyi bilmeli, çok iyi kullanmalıdır. Kendi dilini iyi kullanamayan, yabancı dili de iyi kullanamaz. •Türkçe’nin kenara itilmesiyle yabancı dillerin egemenliği artacak, Türkçe bilim dili olmaktan tümüyle çıkarak yozlaşacak ve yoksullaşacaktır. Dili zenginleştirmek ve bilim dili olmasını sağlamak üniversitelerin görevleri arasındadır. Bilim dili üniversitelerde oluşur. Türkçe bugün 200 milyonun üzerinde insanın konuştuğu, dünyada en çok konuşulan diller arasında 5. sırada yer alan güçlü, sağlam yapılı bir dildir. Bize düşen, Türkçe’nin korunmasına ve zenginleştirilmesine özen göstermektir. Türkiye, Türkçe konuşan ülkelere yönelik olarak dil konusunda da öncülük görevi üstlenmelidir. Burada da en önemli görev yine üniversitelere düşer. |
•Bir yabancı dili bir öğretim yılı içinde, üniversite eğitimi alabilecek düzeyde öğrenmek olanağı yoktur. Yarım yamalak bir dille üniversiter eğitim ve öğrenim sürdürülemez. Yabancı dil sorununun Avrupa örneklerinde olduğu gibi, üniversite öncesinde çözülmüş olması gerekir.
•Üniversite çağına gelmiş öğrencilerin yaşı, yabancı dil öğrenmek için uygun bir yaş değildir. Lise çağı bile bu iş için geçtir. Bu nedenle öğrenme çok yavaş olacak, bir ya da iki yıllık dil hazırlık dersleri, ilerideki bilim ya da meslek derslerinin doğru bir şekilde izlenmesine olanak vermekte yetersiz kalacaktır. •Bilim ve meslek derslerini izleyebilecek düzeyde yabancı dil bilmeyen öğrenci, dersi anlayamayacak, soru sormakta zorlanacak, utanacak, tartışamayacak ve sonuçta en önemlisi, öğrenemeyecektir. Böylece, kendi dilini, bir yabancı dili ve mesleğini ancak yarım yamalak bilen bir kuşakla başbaşa kalacağız. •Dil yetersizliği, sonuçta işi, öğretimi İngilizce sürdüren üniversitelerde örnekleri sıkça görüldüğü gibi, derslerin Türkçe anlatılmasına götürecektir. Bugün kimi durumlarda, yabancı öğrencilere yönelik olarak, “aranızda Türkçe bilmeyen var mı?” sorusuna gelen yanıta göre dersler Türkçe olarak sürdürülmektedir. •Üniversitelerde yabancı dille eğitimi sürdürecek sayıda ve derecede yetişmiş, yabancı dil bilen öğretim üyesi yoktur. İyi dil bilen iyi öğretim üyesi sayısı, yabancı dilde yaygın bir öğretim için yeterli değildir. Sonuçta eğitim, çat pat yabancı dil konuşan iyi öğretim üyeleri ya da iyi dil bilen -kimi zaman- kötü öğretim üyeleriyle sürdürülmek talihsizliğiyle başbaşa kalacaktır. •E.K. Unat’ın belirttiği gibi, “Türk öğrencilerine, Türk öğretim üyelerinin Türkçe yerine yabancı dille ders vermesi, yalnızca öğretimi zorlaştırıcı değil, gülünçtür de (4).” Rona Aybay’ın deyişiyle de bu iş, “Türk’ün Türk’e yaptığı işkencedir”. Türkiye’nin sorunlarını birbirimizle İngilizce ya da Fransızca mı tartışacağız? •Yabancı dille eğitim ve öğrenim lisansüstü ve doktora düzeylerinde yararlı olabilir. •Boğaziçi, Orta Doğu ve Galatasaray üniversitelerinde yabancı dilde öğretime karşın yabancı öğrenci sayısı son derece azdır. Bu arada İTÜ öğrencilerinin bu konuda yayımladıkları çözüm önerileri de dikkate değer. “Biz, öğrenciler olarak böyle bir çalışma hazırlayabiliyorsak İTÜ çok daha iyisini hazırlayabilir” diyor ve şu maddeleri sıralıyorlar: “İTÜ çok iyi İngilizce öğretebilir.” “İTÜ daha kaliteli öğretim yapabilir.” “İTÜ’nün ‘dünya üniversitesi’ olabilecek kaynakları vardır.” “Bunların yöntemi yabancı dilde öğretim değildir.“ “Bu yüzden İTÜ Ay-Ti-Yu olmasın!” Üniversiter eğitimin dilini değiştirmek üniversitelerin ya da YÖK’ün kendi başlarına karar verebilecekleri bir konu değildir. Sorun varsa bu, onların çözebileceği türden bir sorun olamaz; bu ülkenin, ülkenin varlığının ve geleceğinin sorunudur. Çözümün oldubittilerle değil, ülke çapında katılımcı, bütüncül arayışlarla bulunması gerekir. Bu konuya daha önce de birkaç kez değindiğim için yazıyı uzatmak istemedim. İlgilenenler dipnotlarda referans verdiğim daha ayrıntılı yazılarıma www.doganhasol.net kişisel web sitesinden ulaşabilirler.
Dipnotlar: 1.Her Üniversite eğitim dilini belirleyebilecek, Bahar Atakan’ın haberi, Milliyet, 13.6.2009. 2.D.Hasol, Dilin Zenginleştirilmesinde Üniversitelerin Yeri, Türk Dili Dergisi, Ocak 2000, Sayı: 577, s. 59. 3.Ayr.bkz. D.Hasol, Yabancı Dil Öğretimi mi, Yabancı Dille Öğretim mi?, Yapı Dergisi, Sayı: 185, Nisan 1997. 4.Prof.Dr. Ekrem Kadri Unat, Türkiye’de Yabancı Dille Yüksek Öğretim Sorunu, Türk Dili Dergisi, Ocak 1997, Sayı: 541. |

