İkiz Kulelerin Ardından Kaynak : 19.09.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

İkiz kuleler çöktüğünde New York’taydık. Cehennemin içinde değil, ama yalnızca 6 km. uzağında.. Büyük bir şoktu herkes için.

New York’un ünlü Dünya Ticaret Merkezi kuleleri hizmete girdikleri 1972-73 yıllarında Dünya’nın en yüksek gökdelenleriydi. 110 katlı kulelerden biri 417, öteki 415 m. yükseklikteydi. Manhattan’ın güney ucunda yer alan kuleler, New York’un simgesi olma ayrıcalığını, biraz ötedeki ünlü Özgürlük Anıtıyla paylaşır hale gelmişlerdi. İçlerinde 50 bin kişinin çalıştığı kulelere, ayrıca her gün 70-90 bin ziyaretçi geliyor, alttaki çok büyük metro istasyonuna ise 10 hat ulaşıyordu. Tepedeki manzara seyir platformu ve lokantalar çekici uğrak yerleriydi.

Binanın mimarı Japon asıllı Minoru Yamasaki ikiz kulelerin barış simgesi olacağını söylemişti, ama 1993’te bodrumdaki otoparkta patlayan bomba 6 kişinin ölümüne, 1000 kişinin yaralanmasına, kulelerin bir ay kapalı kalmasına neden olmuş, hasarın giderilmesi için 1,1 milyar dolar harcanmıştı. Bu defa yolcu uçaklarıyla gerçekleştirilen akıl almaz intihar saldırılarından sonra simge kuleler tümüyle yok oldular. Yitirilen yalnızca
yapılar mı ? Ya binlerce masum insanın canı ? Çok yazık !.

Bir önceki akşam, yani olaydan on saat kadar önce, hemen karşı kıyıdaki Brooklyn Heights’tan Manhattan’ın ışıl ışıl siluetini hayranlıkla izlemiştik. Silueti oluşturan öteki yüksek binaların arasından görkemli bir şekilde yükselen ikiz kuleler hemen seçiliyorlardı.

Ertesi sabah televizyonu açtığımda birinci kule henüz vurulmuştu. Haber bir kaza olarak aktarılıyordu. Ardından ikinci kule vurulunca olayın gerçek yüzü ortaya çıktı. Sokağa fırladık. Manhattan’ın kuzeyden güneye uzanan caddelerinin birinden, uzaktaki kulenin yanışını bu kez çıplak gözle gördük. Sonra, Pentagon’un vurulması ve Pittsburgh yakınına düşen uçağın haberleri geldi.

Bütün caddelerde güneyden kuzeye akan hüzün yüklü bir insan seli

vardı. Binlerce kişi, toplu taşıma araçları tümüyle durduğu için, olay yerinden yürüyerek uzaklaşma çabasındaydı. Ağlayanlar, çalışmayan telefonlarla yakınlarına ulaşmaya çırpınanlar.. Ağır sessizliği bozan ambülans sirenleri..

Terörün her türlüsü çok kötü.. Terör, terörü getirir. Şimdi de öyle olacak gibi görünüyor. Adalet ve hoşgörü duyarlılığından uzak bir tutumla dünya jandarmalığına soyunan ABD, “bütün bunlar bizim başımıza niçin geldi acaba ?” diye sorgulamak yerine, yeni savaş planları yapmakta. Halkın siyasal bilinci zayıf; halk siyasetin çok uzağında. Kore’yi, Vietnam’ı, Irak’ı, Filistin’i; komünizme karşı ürettikleri, siyasal İslâma dayalı yeşil kuşak projesini hiç akıllarına getirmiyorlar. Herşey yöneticilere bırakılmış, ama yöneticilerin de o bilinçten uzak olduklarını gösteren işaretler var. Başkan George W. Bush, olay akşamı yaptığı konuşmada, olayın failleri için, “Başarısızlığa uğradılar. Ülkemiz güçlüdür” diyordu. Başarısızlık buysa, Tanrı başarıdan korusun.

İzleyen günlerde köprüler, tüneller kapatıldı; taşıtların Manhattan’a girişi yasaklandı. Okullar tatil edilirken bütün spor müsabakaları, basketbol, beyzbol, futbol maçları belirsiz bir tarihe ertelendi. İki akşam sonra Broadway gösterileri başladığına göre amaç, bir matem gerekçesinden çok, güvenlik sağlamaya yönelikti.

Terör, büyük ya da küçük çaplı olarak her yerde var. Aynı günlerde Taksim’deki canlı bomba can yakmadı mı ? Marifet, olaylardan ders çıkarabilmekte, doğru tanı koyabilmekte. Bu, ABD için olduğu gibi bizim için de böyle.. Şimdilik en basit önlem olarak, büyük toplulukları barındıran tesisleri, stadyumları, spor salonlarını bir an önce güvenlik bakımından gözden geçirmeliyiz. Yıllar önce Ali Sami Yen Stadı’nın açıldığı gün bir gazocağı tutuşmasının İstanbul’u nasıl yerinden oynattığını bilenler bilmeyenlere anlatmalı.