İnekler ve Gökdelenler Arasında… (Söyleşi: Berrin Karakaş / Tempo Dergisi) Kaynak : 15.11.2007 - Tempo Dergisi | Yazdır

Mimariyle ilgili herke­sin mutlaka tanıması gereken isim Doğan Hasol, ‘Anılar Kuşlar Gibidir’ kitabında; “Benim hayatım ba­hane, olup biten­ler şahane” şeklinde, yakın geçmişe doğru bir yolculuğa çıkıyor. Bu güzel yolculuğa biz de katılalım öyleyse.

TEMPO: Kitabınızla bir kez daha far­kına vardım ki, milletçe yaptığımız hataları tekrar ediyoruz sürekli.

DH.: Toplumumuzun belleği zayıf herhalde. Kolay unutuyoruz. Barbaros Bulvarı’nın 1950’lerdeki ilk açıldığı durumu anlatırken mesela, o dönemleri bildiğim halde, ben bile şa­şıyorum yeni hallerine.

T.: 60 yıl içinde en fazla değişen semt­lerden biri de Üsküdar.

D.H.: Çok değişti Üsküdar, o ahşap evleriyle, korunmuş mahalleleriyle gerçekten çok hoştu. Ne olursa olsun, eski bir soyluluğun izlerini taşıyordu. Şimdi hiçbirini göremiyorsunuz onla­rın. İki katlı, üç katlı ahşap evlerin ye­rini, taşlaşmış apartman blokları aldı ve onlar da en kötü şekilde yapıldılar.

T.: Bir de Marmaray var artık.

D.H.: Yerin altında olacağı için görü­nüş bakımından çok önemsemiyo­rum. Üsküdar Meydanı düzenlenmeli tabii, ama ne yapacaklarını bilmiyo­rum. Trafik bakımından katkılar geti­rebilir yalnız; çünkü İstanbul’un toplu taşımaya ihtiyacı var.


Beyazıt Meydanı’nın 1950’ler başındaki durumu (D.Hasol arşivi)

T.: Siz bir proje sunsanız mesela Üs­küdar Meydanı için.

D.H.: Çok çaba, derin araştırmalar gerektirir proje. İkincisi, yaparsınız, hatıra olarak sizde kalır. Beyazıt Mey­danı için örneğin, yıllar önce ciddi bir büro kurulmuştu. Yarışma da yapıldı. Turgut Cansever’in projesi, sivrilen bir proje oldu ama yarım bırakıldı.

T.: İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin elektrik trafolarına yaptığı fena kitsch ev desenlerine ne diyorsunuz?

D.H.: Ah, felaket. Onlar bir kere aldatmaca. Mimarinin içinde aldatmaca yok. Olmaması gerekir. Onlar bir tasarım öğesi olarak değerlendirilebilir ama … Kendileri övünüyorlar; “Oraları kiralamaya gelenler oluyor” diye. Vardır ya hani, “İleride pembe panjurlu küçük bir evimiz olacak” diye. İşte onun gibi. Aldatıcılığın boyutunu düşünün artık. Kiralamaya kalkıyorlarsa, bir aldatma var demek ki.

AİLECEK… 1968’de, Yapı Endüstri Merkezi’nin de kurucuları arasında bulunan, mimari üzerine nice kitaplar yayımlayan Doğan Hasol, mimar kızı ve eşi ile Has Mimarlık’ta devam ediyor görevlere…

Kaldırımsız gökdelenler

T.: Maslakhattan bölgemiz ve gökdelenlerimize gelelim. Geçenlerde, bir gökdelenin hemen dibinde küçük bir ahır gördüm mesela. Tenekeden yapmışlar. İçeride inekler, koyunlar …

D.H.: Kaldırımı bile olmayan gökdelenler diyorum ben onlara. 1960’lı yıllarda Varto’da bir deprem olmuştu. Sonra Varto’ya gittiler, birtakım apartmanlar yaptılar. İnsanların bir bölümü hayvanlarını dördüncü katlara çıkarmayı denedi sonra.

Oradakileri, yaşam tarzlarını hiçe sayarak, yepyeni bir şeyi empoze etmeye çalışırsanız, olmaz. İstanbul’un gökdelenlerine gelince, gökdelen yapılmaz değil ama nerede yapılacağı çok önemli. Bunu tarihi İstanbul çerçevesinde, şehrin si­luetini zedeleyecek şekilde yapma­mak gerekir. Maslak, göreceli olarak İstanbul’un uzağında kalan bir alan. Yapılabilir ama bunun da bir plana dayanması lazım. New York’ta mese­la, bayağı düşünülmüş bir plan şema­sı var. Bizde rastlantısal.

T.: Bir de TOKİ’ler var. Anadolu’nun dört yanı TOKİ konutlarıyla doldu.

D.H.: O konutların birkaç sakıncası var. Birincisi, çok yoğun arsa maliyeti­ni ucuza getirmek için üzerindeki ya­pılanma yoğun. Ayrıca TOKİ’ye tanın­mış plan değişikliği hakları var ki, son derece yanlış. Bu hak, belediyelerde olmalıdır ve halkın, orada yaşayan in­sanların fikri alınarak yapılmalıdır.


Eski Üsküdar’dan bir görünüm. Eski bir kartpostaldan… (D.Hasol arşivi)


Arnavutköy- Akıntıburnu.
Tramvay rayları ve ahşap evler. (D.Hasol arşivi)

Ali yazar, Veli bozar

T.: Mardin’ e de yaptılar yeni konutlar. Eski şehri boşalttılar.

D.H.: Mardin için daha iyi. Gerçekten çok nefis bir şehir. Yamaca yerleşmiş, nefis bir dokusu var. Ayrıca taş işçiliği mükemmel. Kuyumculuk sanatı gibi taşın sanatını görüyoruz. Eskisine mü­dahale etmek yerine, yeni bir Mardin yaratmak daha makul. Yaşayan müze kent olarak onu korumak… Suriçi İstanbul için, Proust, 1932′ de İstanbul planlamasını yaptığı zaman, getirdiği kurallar vardı mesela. İstanbul yarı­madası bugün ölçeğiyle korunabildiy­se; bu, Proust Plaru sayesinde olmuş­tur: “Denizden yüksekliği 40 metre olan noktalar üzerinde, dört kattan fazla yapı yapılamaz.” Bunu ilk delen yapı da İstanbul Belediye Sarayı oldu.

T.: Beyoğlu Tünel tarafı bayağı gelişti son zamanlarda. Nasıl oldu sizce?

D.H.: Beyoğlu çok güzel bence. Eski­den de güzeldi. “Eskiden çok şıkmış” diye bir şeyi de kabul etmiyorum. O zaman da her türlü insan varmış Be­yoğlu’nda. Yüzlerce şehir gördüm, dünyanın en canlı merkezlerinden bi­ri Beyoğlu. Gece gündüz yaşıyor.

T.: Kitapta belirttiğiniz, İTÜ’de oku­yan Süleyman Demirel’in, hiç Beyoğ­lu’na gitmemiş olmasıyla övünmesi önemli bir ayrıntı bu durumda.

D.H.: Evet, çünkü Beyoğlu bir okul­dur, onu her zaman anlatıyorum.

T.: Tarlabaşı ne olacak sizce?

D.H.: Tarlabaşı, Beyoğlu’na uyacaktır. “Kötü iyiyi iter” derler ya, ben onun tersine de inanıyorum.

T.: AKM yıkılsın mı, yıkılmasın mı?

D.H.: Yıkmamak lazım çünkü kolay yapılmadı. ‘AKM eskidi’ diye yıka­caksak, halamızı da öldürmeniz la­zım, o da eskidi, devrini kapadı. AKM’yi korumak lazım; çünkü bu tür yapılar, tarihimizin bir parçası olmaya başlıyor artık. La Scala’yı yıkmadılar. Bugüne nasıl uyarlarız diyerek yeni eklemeler yapıldı, çözümler getirildi. Ayın şey AKM için de yapılabilir. Bir de yerine ne yapılabileceği hiç söylen­di mi? Birisi çıksın da bunu söylesin.

T.: Alışveriş merkezi yaparlar kesin.

D.H.: Böylesine büyük alışveriş mer­kezleri, şehrin merkezine yapılmaz. Bu konuda alınmış bir karar da vardı belediyeler tarafından ama… çünkü rant paylaşımının en büyük olduğu nokta şehir merkezi, ama kamuya hiç­bir şey düşmüyor .