İnşaat Sektörünü Frenlemeyin Kaynak : 18.01.2002 - Milliyet Gayrimenkul Eki | Yazdır

2001 inşaat sektörü için zor bir yıl oldu. Türkiye’nin lokomotif ve sünger sektörü birkaç yıldan beri küçülüyor. Türkiye ekonomisi de küçülüyor, Türkiye de küçülüyor, ama inşaat sektörü genel ekonomiden de hızlı küçülüyor.

Sektör 1999’da yüzde 12.7 küçülmüştü;  2000’de bir öncekiyıla göre yüzde 5.8 oranında bir büyüme yaşadı, ama bir önceki yılın küçülmesi dikkate alındığında 1998’e göre 2000’de yine yüzde 8’lik bir gerileme söz konusuydu. Yani sektör için 1999 yılı da, 2000 de 1998’in gerisinde kalmıştı. Yine istatistiklere göre 2001’in ilk dokuz ayında da durum hiç parlak değil. Önceki yılın ilk dokuz ayına göre sektörde yüzde 7.5’lik bir küçülme var. İlk  dokuz ayda konutlar için alınan ruhsat (­-yüzde 15) ve izin belgeleri (- yüzde 10.3) rakamları da küçülmenin süreceğini gösteriyor.

19 Şubat 2001 günü çöken bir önceki ekonomik istikrar programında inşaat sektörünün frenlenmesi öngörülmüştü. Bunun, enflasyonu düşürmenin araçlarından biri olduğu varsayılıyordu. Deprem ve yapı denetimi bahanesiyle 2000 yılında 27 ilde inşaatların Hükümetçe üç ay süreyle durdurulması biraz da bu amaca yönelikti. Ama, ne var ki enflasyona konan teşhis yanlıştı. Yürürlükteki enflasyon bir talep enflasyonu değil, maliyet enflasyonu idi. Hiçbir malın darlığı çekilmiyordu, buna karşılık üretim az, faizler ve maliyetler yüksekti; pahalı üretilen pahalı satılıyordu. Bugün de durum farklı değil.

İnşaat sektörünün ekonomi içinde çok ilginç ve avantajlı bir konumu vardır. Sektör dışa bağımlı değil; ithalat – döviz gerektirmiyor, iç kaynaklarla gelişmesini sürdürebiliyor. Bir yandan, ülke için üretim ve ihracatta çok önemli bir yeri olan inşaat malzemesi sanayisini ayakta tutuyor ve yan sanayileri besliyor. Bu özellikleriyle; bir lokomotif sektördür. Öte yandan, üretimini düz işçiyle sürdürerek işsizliğe karşı çözüm oluyor; bununla da, sünger sektör olma özelliğini ortaya koyuyor.

İnşaat sektörünün önemli bir başka işlevi daha var. Bugün, Türkiye’nin, deprem riski taşıyan bölgelerinde her zamankinden daha çok sayıda nitelikli konuta gereksinim duyulduğu açık. Türkiye, bir an önce, elde bulunan olanakları akıllıca seferber ederek güvenli konutlar; güvenli yapılar inşa etmek zorunda. Ayrıca, okul, hastane, stadyum gibi, büyük toplulukları barındıran mevcut yapı stoğunu gözden geçirip güçlendirmek de işin bir başka boyutu. Kısacası, inşaatı frenlemek bugünkü Türkiye ortamında hiç de akılcı bir çözüm değil. İnşaat sektörünü durdurmak yerine, canlandırmak için çözümler üretmenin daha akılcı yol olduğu artık anlaşılmalı.

İMSAD BAŞKANI DOĞAN HASOL