İnşaat Sektörünün Bugünü ve Geleceği Kaynak : 01.10.2002 - Yapı Dergisi - 251 | Yazdır

Ekonomide İnşaat Sektörü
Ülkede ekonomik sıkıntılar sürdükçe, ekonominin en önemli kesimlerden biri olarak inşaat sektörü de sık sık gündeme geliyor. Yazılıp çizilenler genelde, çoğu kez günlük deneyimlere ve kişisel görüşlere dayanıyor. Bu ortamda, Yapı-Endüstri Merkezi Araştırma Bölümü YEMAR’ın hazırladığı “Türk Yapı Sektörü Raporu” Eylül ayı sonunda yayımlandı. Rapor, Sektörün şu andaki gerçek durumunu gösteren çok ciddi bir belge niteliğinde.

İnşaat sektörünün çok önemli bir ekonomik etkinlik alanı olduğu herkesçe kabul ediliyor. Büyük ölçüde yerli sanayiye dayanması, istihdam yaratması, başta imalât sanayisi olmak üzere öteki sanayi kollarıyla yoğun girdi-çıktı ilişkisi içinde olması ve üstlenilen dış taahhüt işlerinin döviz kazandırıcı özelliği nedeniyle Türkiye ekonomisinin lokomotif sektörü sayılıyor. İnşaat Sektörü herşeyden önce “ülke çapında yatırım” demektir. Ülkenin toplam yatırımlarının % 50’si inşaat yatırımıdır.

Türkiye ekonomisi bunalımlar nedeniyle küçülürken inşaat sektörü de etkilenerek küçülmüştür. Ancak son yıllarda sektörde yaşanan küçülme, ülke genelindekinden daha fazla olmuştur. Bu, yatırımların da gerilediği anlamına geliyor. Rapora göre, sektör en dramatik gerilemeyi Kocaeli ve Düzce depremlerinin olduğu 1999 yılında yaşamıştır. Depremlerin getirdiği moral çöküntüsü ve Bayındırlık Bakanlığı’nın uygulamaya koyduğu inşaat yasağı, sektörün bir önceki yıla göre % 12.7 küçülmesine yol açmıştır. Aynı yıl GSMH’daki gerileme % 6.4’tür. 2000 yılında sektörde % 5.8’lik, GSMH’da % 6.1’lik büyüme olmuştur. Ekonomik krizin patladığı 2001’de ise hem ülke ekonomisi, hem de inşaat sektörü yeniden, gerileme eğilimine girmiştir. 2001’de sektör % 5.9 gerilerken, GSMH’daki gerileme % 9.4’tür.

DIE’nin 2002 yılı “Ocak-Haziran” verilerine göre sektördeki gerileme sürmektedir (% – 4.2), GSMH’da ise bir büyüme söz konusudur (% 4.7). Bu ikinci rakam büyüme sırasının inşaat sektörüne de geleceği konusunda umut veriyor.

Yine rapordaki verilere göre, 1990-2001 arasında GSMH’daki kümülatif büyüme oranı % 26.49 olurken, inşaat sektöründe bu oran % 3.75’te kalmıştır. Başka bir deyişle sektör 11 yılda ancak % 3.75’lik bir ekonomik büyüme gösterebilmiştir.

Yukarıda sözü edilen veriler yalnızca inşaat sektörüne ilişkin olup yapı malzemesini kapsamamaktadır. DIE, inşaatı hizmet sektörünün içinde, yapı malzemesini ise “sanayi” kapsamında ele aldığı için, malzemeye ilişkin veriler “İnşaat Sektörü” kapsamında yer almamaktadır. Ancak ne var ki, yapı malzemesi, ihracat olgusu dışında, inşaat sektörünün ayrılmaz bir parçasıdır ve sektörün tabi olduğu etkilere tabidir.

Sektörün ortalama yatırım dağılımı şöyledir: Konut % 60, konut dışı binalar % 15, altyapı yatırımları % 25. Görüldüğü gibi, sektörde önce konut, sonra da altyapı yatırımları büyük bir önem taşıyor. Son yıllarda konut yatırımlarının yanısıra, çoklukla devlete bağlı olan altyapı yatırımlarında da ciddi bir gerileme sözkonusudur.

Sektörün önemli bir sorunu da, plansız programsız, politik amaç ağırlıklı yatırımlarla kaynakların heba edilmesidir. Bu olgu raporda şöyle dile getiriliyor:
“Türkiye’de yarım kalmış projeler Türk ekonomisine her yıl 15 milyar $’lık bir yük getirmektedir. Bu projeler için her yıl kaynak ayrılması halinde bile, başlanmış projelerin tamamlanabilmesi için 10 yıllık bir inşaat süreci öngörülmektedir. Projeler arasında yaklaşık 16 yıldır bitirilemeyen hidroelektrik santralleri, otoyol, kültür merkezi inşaatları (yaklaşık 105 adet), sanayi yatırımları, havaalanları, tüneller, vs. vardır. Dolayısıyla atıl kalan yaklaşık 5556 yatırım projesiyle, bugüne kadar yapılan yaklaşık 150 milyar $’lık harcama sonuçsuz kalmıştır.”

…”Yarım kalan yatırımların tamamlanabilmesi için 105 katrilyon TL gerekmektedir. Bu, 2002 yılı için öngörülen 98 katrilyonluk bütçe büyüklüğünden de fazladır.”

Yatırımların yurt içindeki daralması müteahhitlerin yurt dışına yönelmelerinde artı bir neden oluyor. Ancak dış dünyadaki gelişmeler de çok parlak değil. 1997’den bu yana, müteahhitlerimizin aldıkları işlerde proje sayısı ve parasal değer bakımından ciddi bir gerileme söz konusu. 2000 yılı sonuna kadar yaklaşık 50 ülkeden alınan 1193 projenin parasal toplamı 31.4 milyar dolar… Bunun 25.3 milyar dolarlık bölümü bitirilmiş. Çeşitli ülkelerdeki ekonomik sıkıntıların yanısıra, dış dünyada artık teknoloji-yoğun projelerin, emek-yoğun projelerin yerini almakta olduğu gerçeğinin gözardı edilmemesi gerektiği anlaşılıyor. Böylece işçilik avantajımız giderek etkisini yitiriyor.

Yapı Malzemesi
Yapı malzemesi, sınaî üretim değeri bakımından gıda ve tekstilden sonra üçüncü sırada yer alıyor. Üretiminin yerli sanayi içindeki payı ortalama % 10’dur; genel ihracatımız içindeki payı da yine % 10.

Bugünkü iç pazar koşullarında, yapı malzemesi üretimini daha çok, yenileme işleri ve ihracat ayakta tutuyor.

Raporda yer verilen malzeme gruplarından bazılarına göz atalım.

Çimento üretiminde Türkiye dünyada ilk 10 arası nda, Avrupa’da ise 3. sıradadır. Dünyanın 7. büyük ihracatçısı konumundadır. (Çimento, üretimindeki enerji yoğunluğu nedeniyle dışa bağımlı olduğundan, ayrıca yükte ağır pahada hafif niteliği nedeniyle ihracatı çok içaçıcı bir olgu olarak görülmemektedir. Ayrıca olumsuz çevresel etkileride gündemdedir).

Demir-çelik üretiminde Türkiye, dünyadaki üretici 64 ülke arasında 15. sırada, Avrupa’da ise 5. sıradadır. Burada, uzun ürünlerle yassı ürünler arasında üretim-talep bakımından dengesizlik söz konusu. Yatırım planlamasının doğru yapılmamış olması nedeniyle uzun ürünlerde üretim fazlası, yassı ürünlerde üretim açığı oluşuyor. Türkiye uzun ürün ve kütük ihracatı yaparken, uzun ürün ihracatından elde ettiği geliri yassı ürün ithalâtına harcamaktadır. Ayrıca, enerji maliyetlerinin yüksekliği sektörün önünde önemli bir engeldir. Seramik karo üretiminde Türkiye, İtalya ve İspanya’dan sonra Avrupa’da 3., dünyada 5. sıradadır. Avrupa dışındaki büyük üreticiler Çin ve Brezilya’dır. İhracatta ise Türkiye dünyada ilk 5 ülke arasındadır ve bugün % 50’si AB ülkelerine olmak üzere yaklaşık 70 ülkeye ihracat yapmaktadır.

Seramik sağlık gereçlerinde ise Türkiye 2000 yılında 9 milyon adet üretimiyle dünyada en çok sağlık gereci üreten ikinci ülke olmuştur. Yerli üretim, Avrupa üretiminin % 18’i, dünya kapasitesinin % 6’sı kadardır. Rekabet açısından bu sanayi kolu uluslararası arenada güçlü bir konuma sahiptir. Sektör, üretiminin yaklaşık olarak yarısını ihraç etmektedir ve ihracatta Avrupa’da 3. sıradadır. Seramik ithalâtı ise önemsiz düzeydedir.


İddia sahibi olduğumuz başka bir sanayi kolu da cam’dır. Türkiye, cam üretiminde dünyada 4., Avrupa’da ise 2. sıradadır. Üretimin % 30-35’i ihraç edilmektedir. İhracatın yaklaşık % 50’si AB ülkelerine yapılmaktadır. 1957’de Çayırova’da kurulması tasarlanan pencere camı fabrikası için Avrupa’nın vermediği desteği Rusya’dan alan Türkiye bugün Rusya’da cam tesisi kurar duruma gelmiştir.

Boyada Türkiye Avrupa’nın en büyük altı üreticisinden biridir. Bu sanayi kolu 1980-90 arasında % 9, 1990-98 arasında da % 11 oranında büyümüş, ancak 1999 sonrasında % 15 oranında küçülmüştür.

Burada, amacım raporun özetini vermek değil. Dikkate değer kimi noktalara değinmekle ve şu kadarını söylemekle yetinelim: YEMAR’ın “Türk Yapı Sektörü 2002 Raporu” ilgililer için en derli toplu kaynak.

İnşaat Sektörünün İyileştirilmesi
Ekonomistlerin belirttiklerine göre, ekonomik bunalım dönemlerinde ilk etkilenen sektör inşaat oluyor; en son kurtulan da yine inşaat sektörü. Yaşadıklarımız, bu görüşü doğruluyor. Yine biliyoruz ki, durgunluk dönemleri, düşünce ve projeler üretmek için elverişli dönemlerdir. Bu dönemden, sektörün de bu anlamda yararlanması gerekir. Dilerseniz, sektörün iyileştirilmesi için çeşitli dallarda yapılabilecek yeni düzenlemeler üzerinde duralım. Bunları, ayrıntıya girmeden satırbaşlarıyla sıralayabiliriz (1):

Yerleşme-Planlama:
* Gerekli planlama örgütlerinin kurulması ve bunlara işlerlik kazandırılması.
* Arazi kullanım kararları ve arsa üretimi yoluyla bina maliyetinde arsa payı oranının düşürülmesi.

Doğru Yatırım Kararları:
* Kamu yatırımları için ekonomik ve toplumsal projelere ağırlık verilmesi; inşaatların en kısa sürede bitirilerek kullanıma açılması.
* Başlamış, ancak sürüncemede kalmış yatırımların politik ödünlerden arındırılarak süzgeçten geçirilmesi ve yararlı-gerekli olanların en kısa sürede bitirilmesi.

Proje/Uygulama/Denetim:
* Sistemin geliştirilmesi.
* Devletin proje yaptırma düzeninin sağlıklı hale getirilmesi; durgunluk aşıldığında uygulamaya geçebilmek için projeler hazırlanması.
* Sağlıklı proje yaptırma düzeninin kurulması (Bugün olduğu gibi % 67 ücret kırarak iyi proje elde edilemez).
* Yurtdışı proje işleri için mimarlık ve mühendislik kuruluşlarına destek verilmesi.
* Denetim sistemine meslekî sorumluluk sigortasının getirilmesi.

İhale Sistemi/Taahhüt İşleri:
* Müteahhitlik kurumunun baştan sona düzenlenmesi.

Malzeme-Teknoloji:
* Daha ekonomik, daha hafif, çevre dostu malzemelerin üretiminin teşvik edilmesi.
* Avrupa standartlarına uygun kalite belgesi sisteminin kurulması.
* Uygulamada, mevsimlik işçilik yerine, teknoloji yoğun sistemlere yönelinmesi.

Eğitim:
* MEB bütçesinin artırılması.
* Ortaöğretimde öğrencilerin meslek okullarına yönlendirilmesi.
* Mimarlık ve Mühendislik okullarının iyileştirilme yollarının aranması; iyileşemeyenlerin kapatılması.
* Meslekiçi eğitim düzeninin kurulup geliştirilmesi.

Meslekî Örgütlenme/Yetkiler:
* Üniversite diplomasının, yetkileri belirleyen tek belge olmaktan çıkarılması.
* Teknik elemanların yetki sınırlarının belirlenmesi; yetkin mimarlık-yetkin mühendislik sisteminin kurulması.
* İşçilerin eğitilmesi.

Finansman/Kredi:
* Konut dışı binalar ve altyapı için “Yap-İşlet-Devret” ya da “Yap-İşlet” türünden yöntemlere yönelinmesi.
* Konutlar için, bankacılık sistemi içinde kredi çözümleri geliştirilmesi.
* Dış müteahhitlik işlerinde teminat mektubu ve vergi sorunlarının çözülmesi.

Yasal Düzenlemeler:
* Kamu mevzuatının geliştirilmesi.
* Kaçak ve gecekondunun önlenmesi.
* Belediyelerin yasaların disiplini içine alınarak keyfî uygulamaların önüne geçilmesi.

Mevcut Yapı Stoğu:
* Özellikle deprem bölgelerindeki yapı stoğunun gözden geçirilmesi;
* Güçlendirme olanağı bulunmayan yapıların tasviyesi.
* Korunması gerekli (tescilli olan ya da ekonomik ömrünü tamamlamamış) yapıların korunmaya alınması ve bakımlarının teşvik edilmesi.

AR-GE/Bilgi/İletişim:
* Devletçe, bilimsel ve teknik araştırma ortamı yaratılması, üniversiteler ve sanayinin bu çabaya katılması.
* Standartların geliştirilmesi.
* Sağlanan bilginin, bilgisayar olanaklarından yararlanılarak ülkeye yayılması.

Toplumsal-Kültürel Boyut:
* Yukarıda sayılanların hepsi toplumun istemiyle yakından ilişkilidir. Sorunların çözümü buna bağlı olduğu gibi, sürdürülebilirliği de yine buna bağlıdır. Galiba, düşünmeyi sevmeyen, rasyonellikten uzak bir toplum için çözümü en zor olan boyut da budur.

Liste geliştirilebilir. Geliştirilmelidir de… Şimdilik benden bu kadar.

DİPNOT
1. Yapı’nın 216. sayısındaki önerilerin güncelleştirilmişi olarak.