İnsan Hakları ve Demokrasi Kültürü Kaynak : 26.11.2013 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız kız ve erkek öğrencilerin aynı evde kalmasının sınırını çizmiş ve “kişisel hak ve özgürlükler, toplumun koyduğu ahlak kurallarıyla sınırlıdır” demiş (1).
Bu söylem ne kadar doğru acaba? Toplumun koyduğu ahlak kuralları, kişisel hak ve özgürlükleri kısıtlayabilir mi? Toplumun ahlak kuralları kişilerin ev içi yaşam özgürlüklerini sınırlayabilir mi? 
Önce kişisel hak ve özgürlükler için “İnsan Hakları”na bakalım. İnsan hakları geniş anlamda, insanların insan olmaktan kaynaklanan haklarının tümünü belirler, dar anlamda da, olmazsa olmaz nitelikteki temel hakları… Bu haklar; ırk, milliyet, cinsiyet, din ve statü ayrımı gözetilmeksizin insan onurunun gereği bütün hakları kapsar. Bu hakları, “hukuk” tanır ve güvence altına alır (2). 
İnsan Hakları kavramının kökeni İ.Ö. 539’a kadar uzanır. Babil’i fethetmesinden sonra Kral Büyük Kiros (Cyrus) tarafından yayımlanan ve ilk İnsan Hakları Bildirgesi sayılan metin bir kil silindir üzerine Babil çivi yazısı ile kazılmıştır. 1215 yılında İngiltere Kralı’na kabul ettirilen Magna Carta da insan haklarının önemli bir belgesidir. İnsan Hakları’nın resmen tanınmasına yol açacak başka bir belge de 1776’da ilan edilen Amerikan Bağımsızlık Bildirgesidir. Daha sonra da 1789 Fransız Devrimi’nin ardından Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi gelmiştir. Avrupalı düşünürlerin de katkıları ile gelişen haklar dizisi, sonraları ülkelerin anayasalarına bile girmiştir. 18. yüzyılda benimsenen insan haklarına “1. Kuşak Haklar” ya da “Klasik Haklar” denmiştir. Klasik Haklar şöyle sıralanabilir: “Yaşam Hakkı ve kişi dokunulmazlığı, Kişi özgürlüğü ve güvenliği, Düşünce ve düşünceyi açıklama özgürlüğü, İnanç ve ibadet özgürlüğü, Konut dokunulmazlığı, Mülkiyet hakkı, Eşitlik hakkı, Dernek kurma hakkı, Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı, Çalışma özgürlüğü, Dilekçe hakkı, Seçme ve seçilme hakkı, Kamu hizmetine girme hakkı, Tarafsız yargıç önünde yargılanma hakkı.” Bir de Kölelik yasağı, İşkence yasağı gibi yasaklar var. 
18. ve 19. yüzyıllarda oluşan toplumsal ve siyasal gelişmeler ise, anılan klasik hakların yeterli olmadığını ortaya koyacaktır. Sanayi devrimi bu kez burjuvaziye ek olarak işçi sınıfını ortaya çıkarmış, kimi devletler yeni duruma ilişkin yeni düzenlemeler geliştirmeyi uygun görmüşlerdir.  Böylece, Klasik Haklar’a ek olarak geliştirilen ve Sosyal Haklar olarak anılan  “2. Kuşak Haklar” oluşmuştur. Bunlar, “Çalışma hakkı, Sendika kurma hakkı, Grev ve toplu sözleşme hakkı, İşyeri yönetimine katılma hakkı, Dinlenme hakkı, Sosyal güvenlik hakkı, Parasız öğrenim ve eğitim görme hakkı, Kültürel yaşama katılma hakkı, Sağlık hakkı, Beslenme hakkı, Konut hakkı, Anne, çocuk, engelli, yaşlı gibi desteklenmeye muhtaç kesimlerin korunmasıyla ilgili haklar” 
şeklindedir. Sosyal haklar 19. ve 20. yüzyıllarda birçok
ülkede benimsenerek kısmen de olsa devreye sokulmuştur. 
Büyük bir yıkım ve kıyıma neden olan İkinci Dünya Savaşı’nın 1945’te sona ermesinin ardından BM Genel Kurulu’nca 10 Aralık 1948’de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edilmiştir.        “3. Kuşak Haklar” o dönemde ortaya çıkmıştır. “Dayanışma Hakları” olarak da anılan bu haklar, Batı dünyasında, daha önce benimsenmiş olan Klasik Haklar ve Sosyal Haklar gruplarının tamamlayıcısı olmuştur. 3. Kuşak Haklar şöyle sıralanır: “Çevre hakkı, İnsanlığın ortak malvarlığına saygı hakkı, Gelişme hakkı, Barış hakkı, Yiyecek hakkı, İnsani yardım alma hakkı, Self determinasyon hakkı.” 
Şimdilerde yaşanan hızlı bilimsel, teknolojik ve toplumsal gelişmelerin 4. Kuşak Hakları getirmesi gereğinden söz ediliyor.   
Yukarıda sıralanan haklar demokratik ülkelerin bile tümünde, gerektiği düzeyde uygulanabilmiş değildir. Yine iyi incelendiğinde görülecektir ki ülkemizde iktidarlar, hakların birçoğunu anayasalarda da yer almasına karşın uygulamakta gönülsüz davranmışlardır. Son zamanlarda yaşanan toplumsal olaylar bu olgunun hala sürdüğünü açıkça ortaya koymuştur. Örneğin,        1. Kuşakta yer alan haklardan ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakları bile, Taksim Gezi Parkı olaylarında ve yansımalarında da görüldüğü gibi siyasal iktidarca şiddetli tepkiyle karşılanmıştır. Konut dokunulmazlığı hala tartışma konusu olabilmektedir. Parasız öğrenim görme amaçlı pankart açan öğrenciler cezalandırılabilmektedir. 
Buna karşılık, zaman zaman, demokrat olmadığı kimi çevrelerce ileri sürülerek eleştiri konusu edilen Atatürk dönemi yönetimi kadınlara seçme ve seçilme hakkını kimi Avrupa ülkelerinden, çok daha önce, 1934’te tanımıştır. Aynı haklar Fransa ve İtalya’da 1946’da, İsviçre’de 1971’de tanınacaktır. İnanç ve ibadet özgürlüğü de yine Atatürk Türkiyesinde laiklik ilkesiyle güvence altına alınmıştır. 
İnsan haklarıyla demokrasi iç içe… Ülkemizde demokrasinin ne kadar gelişmiş olduğunu doğru ölçütlerle belirleyebilmek için yukarıda üç kuşak halinde sıralanan İnsan Hakları şablonuna başvurmak yeterlidir. İktidarların, kapsamı ve çerçevesi belirsiz ahlak kuralları gölgesinde namus bekçiliğine soyunmaları ve insan haklarını göz ardı ederek özgürlükleri budamaya çalışmaları kabul edilemez. Hangi gerekçeyle olursa olsun, bu ilke ve özgürlüklerin tümünü uygulamayan ülkelerde bırakın ileri demokrasiyi, demokrasiden bile söz etmek anlamlı olamaz. 
1. Duygu Güvenç, Cumhuriyet Gazetesi, 15.11.2013.
2. İnsan Haklarının Evrimi ve Sınıflandırılması konusunda Kaynak: Doç.Dr. Zeynep Engin’in (Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğretim üyesi) yazısı: http://www.sodev.org.tr/Okullar/SDO/ders_notlari/insan_Haklarinin_Evrimi.htm