Toplum, Mimarlık ve Eğitim Kaynak : 14.11.2013 - Mimarlık ve Eğitim Kurultayı | Yazdır

7. Mimarlık ve Eğitim Kurultayı’na (2013) sunulan bildiri
Deniz İncedayı ve Mehmet Şener Küçükdoğu ile birlikte hazırlanmıştır.

1. Toplum – Mimarlık İlişkisi Üzerine 

İnsanlar genelde farkında olmasalar da hep mimari ortamlarda yaşarlar. o ortamlar onların beğeni, bilinç, görgü, kültür düzeylerini hem belirler, hem yansıtır. Yapılar, meydanlar, halka açık alanlar, kentler orada yaşayanların katkılarıyla oluşarak biçimlenir ve o yörenin ortak kültürel düzeyinin de dışavurumu olur. Yapılaşmanın sonucu, o yörede yaşamış ya da yaşamakta olan insanların kültürel gelişmişlik düzeyini yansıtır. Mimar burada toplumca istendiği ölçüde tasarımcı, yol gösterici ve yapımcıdır.

“Dayanışma Hakları” olarak da tanımlanan çağdaş 3. Kuşak İnsan Hakları’nın başında, “Çevre Hakkı ve İnsanlığın ortak malvarlığına saygı hakkı” geliyor (1). Mimarlığın da haklar kapsamında düşünülerek bir “insan hakkı” olduğunu söylemek son derecede tutarlıdır. 

Doğadan sonra, yeryüzünün çehresini en çok etkileyen olgu “yapılaşma”, daha doğrusu insan eliyle üretilen çevrelerdir. Bunun, anonim olsun, mimar eliyle olsun sanata dönüşmüşü olan mimarlık, kültürün en önemli göstergelerinden biridir. Ayrıca, sağlıklı ve tutarlı çevreler yaratılmasında mimarın rolü büyüktür. 

Özetlersek, mimarlık herkesi, toplumun her bireyini ilgilendirir. W. Churchill’in dediği gibi “Biz binalarımızı şekillendiririz; sonra da onlar bizi şekillendirir.” Bu deyişi, çevreye ve kentsel mekâna yaygınlaştırmak belki daha da tamamlayıcı olur. 

Mimarın sunduğu hizmete talebi, toplumun ve bireylerin gelir düzeyi ile birlikte, beğeni, görgü ve bilinç düzeyi belirler. Toplum mimarın ve mimarlığın sesini dinlemeye ne denli hazırsa sonuç o denli başarılı olacaktır. Mimari yapıtlar bulundukları yerin sesidir, rengidir. Yüzyıllar sonra da olsa o yerin tarihini, coğrafyasını, sosyal ve kültürel düzeyini, insanlarını anlatır; kısacası, mimarlık kendi döneminin gelecek kuşaklara uzanan tanığıdır.

Mimari yaratmada mimar kadar, ona işi veren kurum ya da kişilerin anlayışının da payı vardır. Başarılı yapı, ortak anlayışın ürünü olacaktır. İş sahipleri devlet ya da özel kişiler, kuruluşlar olabilir. Onların mimarlığı kavrayışı, kültürel düzeyleri ile orantılıdır. Devlet, mimarlığa ilişkin girişimlerinde özel kesime göre daha büyük bir sorumluluk taşır. Nasıl ki ülke kültürünün geliştirilmesi devletin ödevlerinden biriyse, onun en iyi göstergesi olan mimarlığın geliştirilip yüceltilmesi de yine devletin ödevleri arasında olmalıdır. 

Kamunun birinci sorumluluğu şudur: Kamu yatırımları özel yatırımlardan farklı olarak toplum adına, toplum için yapılır. Harcanan para, herhangi bir kişinin ya da kuruluşun parası değil ülkenin, halkın parasıdır. Bu nedenle atılacak her adımın keyfilikten uzak ve kurallara uygun olması gerekir. Aksi halde halkın parası tutarsız  kabullerle üretilen, mimarlık değeri taşımayan yoz yapılarla çarçur edilmiş olur. Böyle bir durum, siyasal iktidarın ve onların güdümündeki bürokratların mimarlık bilgi ve anlayışlarındaki yetersizliklerden, tutarsızlıklardan kaynaklanır.

Kamunun ikinci sorumluluğu, iyi mimarlık ürünleri yaratılması konusunda topluma, özel kesime yol gösterici olmaktadır. Ülke yönetiminde olanlar topluma doğruları göstermek zorundadırlar; ancak bunu yapabilmeleri için, doğruların ne olduğunu önce kendilerinin bilmeleri gerekir. Bugün Türkiye’nin pek çok alanda olduğu gibi mimarlıktaki çıkmazı biraz da bu eksiklikte yatıyor.

2. Toplum – Planlama – Siyaset 

Ülkemizde 50’li yıllarda başlayan tarım toplumundan sanayi toplumuna geçiş sürecinin bir sonucu olarak kentler planlamanın önüne geçen bir hızla kontrolsüz bir şekilde büyümeye başlamış, yapılaşmayı yıllarca gecekondular, kalfa yapıları ve kaçak yapılar belirlemiştir.  Bu büyümeye 80’li yıllarda ortaya çıkan terör nedeniyle kırsal yörelerden kaçış da eklenince kentler tanınmaz hale gelircesine kimliklerini kaybetmeye başlamıştır.

Kıyılar ise İkinci Konut salgınının olumsuz etkisi altında kalmıştır. 

Son 25-30 yılda etkisini gösteren küreselleşme ve uygulanan neoliberal ekonomi, kentsel mekânların işgaline, arsaların sermaye birikiminin aracı haline gelmesine yol açtı. 

Bugün kentlerimizin görünümünü, çoğu kez gecekondular, gecekondu-apartmanlar ve kaçak yapıların yanısıra gökdelenlerin birlikte oluşturdukları bir karmaşa ortamı belirler oldu. Bu, uygar bir manzara sayılmaz.    

Hiçbir kentin imar planı, temel ilkelerini ve plan kararlarını koruyarak bu büyümelerin gereksinmelerini karşılama başarısını gösteremedi. Tüm yerel yönetimler, büyük çoğunluğunun üyeleri içinde “Mimar” bulunmayan “İmar Komisyonları” kararlarıyla planları değiştirme yetkilerini sorumsuzca kullanırken, plan kararlarını değiştirme ve onama yetkisini kendinde toplayan ilgili bakanlıklar da bu yarışta geri kalmadılar. Böylelikle geçen zaman içinde kentlerin kimliklerini hafızalara kazıyan, tarihi miras ve Cumhuriyet dönemi eserleri, sokak dokuları, meydanlar, anıtsal ağaçlar ve çeşitli öğeler, özellikle sivil mimari örnekleri, kentin ölçeği, hattâ park ve bahçeleri, yeşil alanları yok edildi. Yerlerine İmar Kanunu ve onun uzantısı olan İmar Yönetmelikleri hükümlerine uygun, hemen her kentte olabildiğince çok katlı yüksek betonarme binalar inşa edildi ve sonuçta kentler kimliksizleştirilerek birbirlerine benzetildi. 

Bu duyarsızlık, devlet kurumları ve yerel yönetimlerden tüm topluma yayıldı. Duyarlılık göstermeye çalışan başta Mimarlar Odası olmak üzere, çeşitli uzmanlıklardan STK’lar ve kişiler bu tepkilerinden ötürü hep suçlandılar ve böylece toplumun da sesiz kalması sağlanmaya çalışıldı. 

3. Toplum – Mimarlık – Siyaset 

Bir ülkede Mimarlık, toplumun benimsediği ölçüde gelişir. Bu kapsamda, yukarıda da belirtildiği gibi kamunun tutumu ile birlikte yol göstericilik rolü önemlidir.

Bayındırlık Bakanlığı’nın işlevsizleştirilmesi sonrasında devletin mimari proje yaptırma işi çeşitli kamu kurumlarının inisiyatifine bırakıldı. O kurumlar mimarlık konusunda yeterli birikime sahip değildiler.  Son zamanlarda, kamu yapılarında ve kimi özel yapılarda tarihten alıntılarla mimarlık yaratma çabalarına tanık oluyoruz. Hâlâ Selçuk ve Osmanlı yapılarının taklidinden medet uman, bu yoldan yeni, özgün(!) bir mimarlık yaratılabileceğini sanan yöneticiler, toplumun, ekonominin, gereksinmelerin, teknolojinin, kısaca çağların değiştiğinden habersiz görünüyorlar. Çağdaş sorunlarla başetmek konumunda olan mimarlığın tarihten ödünç almalarla bu işin üstesinden gelemeyeceğinin farkında değiller.

Bugün, ülkedeki iyi mimarlık örneklerinin sayıca azlığından aklıbaşında herkes yakınıyor. Soralım: Türkiye’nin çağdaş mimarlık örnekleri bunlar mı olmalı? Günümüzden geleceğe miras olarak bırakacağımız örnekler bunlar mı olacak? Yeni kuşakların beğenilerini bu örneklerle mi geliştireceğiz?..

Sıkıntı, bu anlayışın proje yaptırma düzenine yansımasıyla daha da artıyor. Siyasal iktidar, ideolojik mimarlık anlayışını mimarlara benimsetemeyeceği kaygısıyla, kamu projelerini düzgün yöntemlerle yaptırmaktan kaçınıyor. Örneğin, özgür düşünce ve yaratıcı tasarımların platformu olan mimari proje yarışmalarına soğuk bakılıyor, hattâ yarışmalarda birinci seçilen projelerin uygulanması engelleniyor. Yatırımcı idareler çoğu kez, projelerin müteahhitlere yaptırılması yolunu seçiyor. Proje işleri, yürürlükteki bozuk ihale yöntemleriyle, mimarlar yerine, üstlendiği işten ticari kârını en yükseğe çıkarma çabası konumundaki müteahhide aktarıyor.

Özel yatırımlara gelince… Kimi yatırımcılar iyi tasarımın rolünü kavramaya başlamış görünüyorlar. İçlerinde, yaptıklarını mimarın adını belirterek pazara sunanlar bile var. Bir yandan da yabancı mimar tutkusu sürüp gidiyor. Bu tercihte, yanlış imar kararlarının yabancı mimarlar kanalıyla meşrulaştırılması umudu da etkili oluyor. Özel yatırımlarda da zaman zaman geriye dönük, taklide dayalı uygulamalar görülebiliyor. Özellikle de turistik yapılarda, işlevsel hiçbir bağlantı bulunmasa da ünlü kimi tarihsel yapıların komik replikaları üretilebiliyor.

Görüldüğü gibi iyi mimarlık için yalnızca mimarların iyi olması yetmiyor. Toplumun ve özellikle de toplumu yönlendiren kişilerin ve işverenlerin mimarlık konusundaki bilgi-görgü düzeyi de çok etkili oluyor. Bizim durumumuza bakarsak toplumun ve işverenin de mimarlık konusunda bilinçlendirilmesi gerektiği anlaşılıyor. 

Özetlersek, meslek odalarının ve meslek derneklerinin yoğun çabalarına karşın ülkemizde iyi mimarlık için gerekli ortam ve prosedür ne yazık ki bir türlü yaratılamadı. Ülkeyi yönetenler özellikle de 1980’den bu yana, iyi mimarlık için gerekli koşulları yaratmaktan ve mimarlığa, “ülke kültürünün en çarpıcı göstergesi olan sanat” şeklinde bakma anlayışından uzak kaldılar. 

Bazı saptamalar: 

• Bugün ülkenin mimarlık konusunda ne bir resmi politikası, ne de bir yasası vardır. 

• Kentsel planlama girişimleri yetersiz… Olanlar da bilimsellikten uzak.

• Kentsel tasarım anlayışı göz ardı edilmekte.

• Doğal ve tarihsel çevrelerin korunması zayıf. 

• Proje yaptırma düzeni tutarsız.

• Kamu kesimi, mimarlık konusunda ne yaptığının farkında değil; mimarlıkta bugünü ve geleceği unutmuş yalnızca geriye, geçmişe bakıyor… Geçmişten medet umuyor. Özel kesime yol göstericilikte de başarılı değil. 

4. Toplumda Planlama ve Mimarlık Bilincinin Yaygınlaştırılması İçin…

Kaybedilen tüm değerlerimize rağmen daha fazla gecikmeden mevcut değerlerimizi koruma ve yeni kentleşme modellerinin geliştirilmesi, kentlerimizin rehabilitasyonu ve yenileştirilmesinde karar vericilerin kesinlikle, telif haklarına saygılı, koruma kurallarını bilen, toplumun gereksinmelerine duyarlı meslek adamlarından olmasını zorunlu kılan yasal düzenlemelerin ivedilikle yapılması kaçınılmazdır. Yerel yönetimlerin ve ilgili bakanlıkların bu konulardaki yetkileri kesinlikle yeniden düzenlenmeli, ilgili meslek örgütlerinin ve kentlilerin de görüşüne saygı duyan karar mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Toplum, ilköğretimden başlayarak tarihi, doğal ve yapılı çevreye duyarlı, kent plancısı, kentsel tasarımcı ve mimarlık mesleklerinin ve ürünlerinin farkında olan ve onlara duyarlı bireylerden oluşacak şekilde eğitilmelidir. Bunun için İlk ve Ortaokullarda okutulan kimi derslerin içeriklerinin bu anlamda gözden geçirilmesi yeterli olabilir. Örneğin; ilk üç yıl okutulan “Hayat Bilgisi” , dördüncü yıl programında yer alan “İnsan Hakları, Yurttaşlık ve Demokrasi”, 4-7. Yıllar arasında yer alan “Sosyal Bilgiler” zorunlu dersleri ile Lise programlarında seçme ders paketlerinde yer alan “Demokrasi ve İnsan Hakları” ve “Estetik” gibi dersler bu amaçla yeniden düzenlenebilir.

Öte yandan, Avrupa ülkelerinin pek çoğunun Mimarlık Yasaları ya da Bakanlar Kurullarınca onaylanmış Mimarlık Politikaları olduğu biliniyor. Örneğin, 3 Ocak 1977’de kabul edilen Fransız Mimarlık Yasası şöyle başlar:  “Madde 1: Mimarlık, kültürün bir dışavurumudur.”

Fransa’nın Mimarlık Yasası Avrupa’da bir ilktir. Onu 1990’dan itibaren çeşitli Avrupa ülkelerindeki benzer yasalar ya da hükümetlerce kabul edilen Mimarlık Politikaları izlemiştir. 1990’ların başından bu yana, pek çok Avrupa ülkesi mimarlıkla ilgili ulusal politikalarını oluşturmaktadır. 

Ne yazık ki Mimarlar Odası’nın ve SMD’lerin yoğun çabaları, Türkiye’nin de bir Mimarlık Yasası ya da Mimarlık Politikası oluşturması konusunda sonuç vermedi. Daha da ötesi, Temmuz 2013 başında TBMM’nin tatil öncesi son oturumunda görüşülen Torba Yasa’ya son anda eklenen bazı maddelerle TMMOB’ye bağlı meslek odalarının bazı yetkileri tırpanlandı. Yine aynı kapsamda getirilen değişikliklerle, Telif Hakları budanarak “Mimarlık”a bir darbe indirilmiş oldu.   

Ülkemizin de çağdaş dünyaya ayak uydurarak en kısa zamanda ilgili meslek örgütleriyle uzlaşma halinde bir “Mimarlık Politikası” hazırlayıp resmen benimsemesi artık kaçınılmaz hale gelmiştir. 

5. Mimarın Eğitimi

Küresel değişimle birlikte yaşanan yoğun toplumsal, çevresel değişimler mimarlık eğitiminde de değişimlere neden olmaktadır. Söz konusu gelişmelere bağlı olarak, mimarlık mesleğinin hizmet alanlarının kapsamı genişlemekte, yayılmakta ve disiplinler arası iletişime gereksinim duyulmaktadır.

Ayrıca, yaşanan mobilite ve teknolojik olanakların sağladığı uluslararası iletişim ve etkileşim olanakları da meslek eğitimi alanına yansımakta, ortak karar ve uygulamalar, yasal düzenlemeleri ve yeni meslek ilkelerini beraberinde getirmektedir.

Bugün bu perspektiften bakıldığında, mimarlık hizmeti ve mimari tasarım süreci, uluslararası çevre ve kentsel gelişme sorunlarının bir parçası olarak ağırlık kazanmaktadır.

Tüm bu gelişme ve dönüşüm eğitim alanında karşılık bulabilmekte midir?

Gelinen noktada, mimarlık eğitiminde de  toplumsal değişim, dönüşüm zorunlu olarak gündeme alınmalı, toplumsal/yerel katılım konularının mimarlık okullarının ders içeriklerinde yer alması konusu gözden geçirilmelidir. Ayrıca, yaşanan hızlı kentleşme ve dönüşüm karşısında bilim alanına ve bilim insanlarına önemli bir akademik sorumluluk düşmektedir. Yaşanan gelişmeler karşısında, akademik kontrol, fikir ve tartışma üretilmesi, eleştiri yapılabilmesi giderek yaşamsal önem kazanmaktadır.

Eğitim içeriğini yeniden düzenlerken, bir yandan AB süreci ve Uluslararası Mimarlar Birliği (UIA) ölçütlerine uygun yapılan değişiklik ve düzenlemeler, diğer yandan da yerel düzeyde sosyal ve kültürel özelliklerin tasarım sürecindeki katkıları ve etkileri konuları üzerinde düşünülmeli, tartışmalar açılmalı, yeni yöntemler ve modeller geliştirilmelidir.

Toplumun mimarlığa bakışı, “olumlu ve olumsuz yönleriyle”, mimarlık eğitimi açısından önemli bir veri olarak alınmalıdır. Özellikle ülkemiz gibi, doğal, tarihsel, kültürel varlıkları zengin ve bunların yaşatılmaları ve korunmaları alanında sorun yaşayan toplumlar açısından taşınan bu toplumsal sorumluluk mimarlık eğitiminin her evresinde vurgulanarak, eğitimciler açısından da süreçlerin bilimsel ve etik yönlendirilmesinde söz sahibi olabilmeleri üzerinde çalışmalar, vurgular yapılarak katkılar beklenmelidir.  

Öte yandan, mesleğe kabul sisteminin yanısıra, mimarlık eğitiminin yeterli kalite güvencesinin sağlanması amacıyla okulların akreditasyonu sisteminin de bir an önce geliştirilmesi için YÖK nezdinde yoğun girişimlerde bulunulması kaçınılmazdır. 

Bugün, bu kopukluklar ülke çapında önemli değerlerin ve tarihi alanların kaybına neden olmuş, bazı konularda çok geç kalınmış ve kente, çevreye ve topluma, geri dönülemeyecek zararlar verilmiştir.   

Konu mimarlık alanında sürekli eğitimin içeriği, toplumsal, kültürel değerlendirmeler ve eğitimde yeni düşünme biçimleri, yöntemler açısından ele alınarak tartışılmalıdır.  

1. Öteki haklar: 1. Kuşak: Klasik Haklar, 2. Kuşak: Sosyal Haklar. 

Ayrıca bkz. 

1. http://www.sodev.org.tr/Okullar/SDO/ders_notlari/insan_Haklarinin_Evrimi.htm

2. http://www.doganhasol.net/Articles/mimarlik-yasalari-ve-mimarlik-politikalarindakultur-sanat-mimarlik-uclusu_11181.html