|
Uçak Manchester havaalanına doğru alçalırken, çevredeki yeşilliklerin arasında yer yer futbol sahaları seçiliyor. İkişerli yerleştirilmiş, pek çok sayıda .. Aynı şeyi daha önce Brighton-Londra tren yolu boyunca da görmüştüm. Bu kez, yalnızca Manchester havaalanı çevresinde bile onlarca futbol sahası görüyorum. Bizde ise eskiden çocukların top koşturduğu, mahalle aralarındaki arsalar bile tarihe kavuştu. Manchester United’ın stadyumunu da görünce, Galatasaray “böylesine bir altyapıya sahip bir şehrin takımını nasıl yenecek?” diye kaygılanmaktan kendimi alamıyorum. Manchester da 2000 yılı olimpiyat oyunlarına aday olmuştu; İstanbul da .. İstanbul aslında, adaylık yolunda bir hayli geç kalmıştı. Devleti yönetenler konunun önemini anlamakta geç kalmışlardı, bu nedenle de Olimpiyat yasasının çıkışı gecikmişti (1). Yasadan sonraki tanıtım çabaları da yeterli olmadı ve sonuçta İstanbul yarışı kaybetti. Haksızlık etmemek için hemen ekleyelim: Barselona ilk başvurusundan 60 yıl sonra, Sidney ise üçüncü kez adaylığı sonunda olimpiyatları alabilmişlerdi. Manchester hazırlıklara çok daha önceden başlamış, var olan tesislerine ek olarak yeni tesislerin proje hazırlıklarını bile tamamlamıştı. Örneğin 2000 olimpiyatlarının açılış ve kapanış törenlerinin yanı sıra, çok önemli spor olaylarının yer alacağı olimpiyat stadının ön projelerini bile yaptırmıştı. Buna karşılık İstanbul, tanıtım ortamlarında ancak temsili bazı resimlerden yararlanabiliyor ve 2000 yılı olimpiyat oyunları İstanbul’a verilirse temsili resimlerdeki gibi yeni tesisler yapılacağı vaat ediliyordu. Türkiye pek çok alanda olduğu gibi spor alanında da bugün tesis fakiridir. İnsan her yerde aynı insan olduğuna göre sporda başarı iyi örgütlenme, tesis ve altyapıdan kaynaklanır. Türkiye örgütlenme becerisini geliştiremediği gibi tesislerini de çağdaş düzeye getirebilmiş değildir. Bütün kesimlerdeki savurganlık ve dağınıklık sporda da sürüp gitmektedir. 1971 öncesinde dikkate değer atılımlar yapılmış, Akdeniz oyunları sayesinde bazı yeni tesisler kazanılmıştır. 1971 Akdeniz Oyunları için yapılmış olan İzmir Halkapınar Atatürk Stadyumundan bu yana yapılmış olan ciddi bir stadyum yatırımı yoktur. Bırakınız bir çırpıda il yapılıvermiş ilçeleri, Türkiye’nin en büyük illerinde dahi spor için yeterli tesis yoktur, hatta pek çoğunda tesis yoktur. Var olanlar da Ali Sami Yen Stadı örneğinde olduğu gibi, tek sözcükle “yetersizdir”. Bu durum İstanbul’daki öteki stadyumlar için de farklı değildir. Gece maçları için bu stadlardan son ikisinin ışıklandırmaları bile ancak bu yıl yapılabilmiştir. Uluslararası standartlara göre, stad olarak İnönü Stadı da yetersizdir, Fenerbahçe de.. Bu stadyumlarda bayanlar için tuvalet bile düşünülmemiştir, seyirciler açık tribünlerde ayakta maç izlerler; kapalı tribünler numaralı olmadığı, ya da numara sistemi geçerli olmadığı için seyirciler maçtan saatlerce önce giderek kendilerine bir yer bulmak zorundadırlar. Oysa çağdaş dünya artık, insanların spor olaylarını ayakta izlemelerini kabul etmiyor. Buna karşın Türkiye’de bu özveriye katlanabilenlerle, vakti bol olanlar ancak maça gidebilirler. Maçlarda seyirci düzeyinin yükseltilmesinin bir türlü sağlanamaması yalnızca bu nedene bile bağlanabilir. Evet, maçlarda seyirciler yerlerine oturabilmelidirler. Bu, işin abecesidir ancak İstanbul’da buna olanak yoktur çünkü seyircilerin tümünün oturtulması durumunda açık tribünlerdeki seyirci sayısı da yarıya inecektir. Böylece, stadyumlarda zaten yeterli olmayan kapasiteler çok daha aşağılara çekilmiş olacaktır. Görüldüğü gibi, 1940’lı yıllardan kalan bu stadlar hem nitelik, hem de nicelik bakımından artık günün koşullarına yanıt verebilecek durumda değildir. Türkiye’nin artık çağdaş tesislere gereksinimi vardır; ancak böylesine tesisler için bütçe olanaklarının yeterli olmadığı söylenmektedir. Bu durumda çözüm, kaynakların iyi kullanılmasında ve yeni parasal kaynaklar bulunmasında yatıyor. İşte, kanımızca Olimpiyat Oyunları İstanbul’a bu olanağı sağlayabilecek bir kıvılcım olabilir. Olimpiyatların, düzenlendikleri ülkelere başlangıçta ekonomik bakımdan bir külfet getirdiği açıktır. Ancak, olimpiyatlar için yapılan tesislerin daha sonra o şehrin yaşamına ciddi katkılar getirdirdikleri de açıktır. Bunun en uç örneği Münih’tir. 1972 olimpiyatları Münih’te düzenlenirken ölçüsüz, abartılı harcamalarla kurulan tesislerin getirdiği ekonomik yük, bir hayli eleştiri konusu olmuştur. Ancak olimpiyatları izleyen yıllarda, 850.000 m² alana yayılan Olimpiyat Parkı, Almanya’da sporun gelişmesine getirdiği katkıların yanısıra Münih’lilerin yaşamına öylesine yeni boyutlar getirmiştir ki, bugün hem mimarisi, hem de işlevleriyle Münih’lilerin övünç kaynaklarından birini oluşturmaktadır. Gerçekten de ünlü Stuttgart’lı mimar Günther Behnish ve ortaklarının, yüksek teknoloji ürünü asma-germe sistemleri başarıyla uygulayarak elde ettikleri çadır görünümleri ve çevre düzenlemesi çağın damgasını yüzyıllar ötesine taşıyacak gibi görünüyor. Nasıl ki, 1960 Roma Olimpiyatları P.L Nervi’nin, 1964 Tokyo Olimpiyatları Kenzo Tange’nin ünlü spor salonları ile anılıyorsa, Münih olimpiyatları da Behnish ve Otto’nun yapıtlarıyla anılır oldu. Böylece, olimpiyatlar spora olduğu kadar dünya mimarlığına da olumlu katkılar getirdi. Münih Olimpiyat Parkı, olimpiyatları izleyen on beş yıl içinde 200 milyon kişinin uğrağı olarak bir rekor kırmıştır. Sahası, kışın donmaya karşı alttan ısıtılan ünlü olimpiyat stadında herkes maçtan birkaç dakika önce kendi yerine rahatça oturabiliyor ve üstteki yan saydam akrilik cam örtüyle kardan, yağmurdan korunabiliyor. Bugün Münih Olimpiyat Parkı kâr amacı güden bir limited şirketçe, kültür ve spor hizmetlerini sürekli olarak verebilecek bir anlayışla işletiliyor.180 m uzunluğunda, 120 m genişliğinde, 42 m yüksekliğindeki Münih Olimpiyat Salonu ise çokamaçlı olarak sürekli kullanılıyor, bir yandan çeşitli spor dallarına hizmet verirken bir yandan da konserlere, opera gösterilerine sahne oluyor. Tina Turner, Frank Sinatra, Liza Minelli, Luciano Pavarotti konserlerinden buz hokeyine, tenis maçlarından bisiklet ve motokros yarışlarına, sergilere, Arena di Verone’nın opera gösterilerine değin çok çeşitli işlevlere platform oluşturuyor. Amaç, olimpik salonu çeşitli işlevler için sürekli kullanmak.. Stadyum dahil, olimpiyat parkındaki öteki tesisler için de durum aynı. Buna karşılık İstanbul Belediyesi, yine 1940’lı yıllarda şehre kazandırılmış olan İnönü gezisini yıllardan beri parça parça yapılaşmaya açıyor ve onun bir parçası olan Spor ve Sergi Sarayı’nı tekamaçlı kullanmak üzere Kongre Salonuna dönüştürüyor. Münih’liler, yıllar önce olimpiyat tesisleri yatırımının çok pahalıya mal olduğu eleştirisini getirirlerken, şimdi, şehrin yaşamına getirdiği yararları ve bu tesisleri görmek için gelenlerin Münih’e katkılarını övüyorlar. Kısaca Münih’liler artık, olimpiyat tesislerinden çok memnunlar .. Münih’in olimpiyatlar için her şeyi, bütün tesisleri çok iddalı olarak baştan yapmasına karşılık Los Angeles, 1984 olimpiyatlarını çoğu, eskiden var olan tesisleriyle geçiştirmişti. Örneğin açılış ve kapanış törenleri ile önemli yarışların yer aldığı Memorial Coliseum, 1932 Los Angeles Olimpiyatlarında da aynı işlev için kullanılmış eski bir stadyumdur. Basketbol maçlarında ve finalinde yine eski bir kapalı spor salonundan, sporcuların barınmaları için de üniversite yatakhanelerinden yararlanılmıştı. Amerika, sorunu, kendine özgü pratik tutumuyla hiç abartmadan çözmek yolunu seçmişti: var olanları aynen ya da küçük düzenlemelerle kullanırken, beliren yeni gereksinmeleri karşılamak üzere çok sade, yeni tesisler yapıyordu. Yüzme yarışları, bir üniversite kampüsünde yer alan demontabl bir boru strüktürün taşıdığı bir tribün ile açık bir yüzme havuzundan oluşan basit bir tesiste yapılıyor, yüzmede dünya ve olimpiyat rekorları işte bu havuzda kırılıyordu. Olimpiyatlardan sonra tribünler sökülecek ve havuz üniversiteye bırakılacaktı. |
|
Şimdi gelelim İstanbul olimpiyatlarına.. Öncelikle bir sorunun yanıtlanmasında yarar var: “Türkiye, Olimpiyat gibi, devboyutlu bir organizasyonu gerçekleştirebilir mi?” Bunu hemen kısaca “evet, hiç kuşkusuz” diye yanıtlayabiliriz. Gerekçelerine gelince, ilkin şunu belirtelim: Türkiye bunun küçük ölçekteki bir provasını 1971 yılında Akdeniz Oyunları sırasında yapmış ve bu organizasyondan yüzünün akıyla çıkmıştır. İkincisi, olimpiyat en büyük uluslararası spor olayıdır ve bunun organizasyonunda başta Uluslararası Olimpiyat Komitesi olmak üzere uluslararası spor örgütleri kimseyi yalnız başına bırakmazlar. Sonuçta, isteseniz de, direnseniz de başarısız olamazsınız. Galatasaray’ın Avrupa Şampiyonlar Ligine katılmaya hak kazanmasından sonraki gelişmeler de bu görüşü doğrulamaktadır. Avrupa Futbol Birliği UEFA, İstanbul’daki maçların oynanacağı Ali Sami Yen Stadyumu’nu incelemeye almış, eksikleri saptamış, yapılacak işlerin belli bir sürede bitirilmesini istemiş ve “olur”u sıkı bir denetim sonucunda vermiştir. UEFA yalnızca stadyumun düzenlenmesiyle yetinmemiş, reklam, bilet işlerinden güvenliğe kadar çeşitli konularda belli standartların uygulanmasını istemiş ve sağlamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi İstanbul tesis fakiridir. Var olan tesislerle İstanbul’da hemen yarın bir olimpiyat düzenlenemeyeceği kesindir, ama aday olduğumuz 2000 yılı olimpiyatlarına yedi yıllık bir süre vardı; 2004 yılı içinse şimdi önümüzde on yılı aşkın bir zaman var. Olimpiyat oyunlarının İstanbul’a verilmesi, şehre yalnızca spor alanında değil, çağdaş bir organizasyon, yapılanma ve geleceğe hazırlanma konusunda da büyük katkılar getirecek, İstanbul’un bugünkü derbederliğinden kurtarılmasında etkin rol oynayacaktır. 2000 olimpiyatları İstanbul’a verilseydi; Havalimanının geliştirilmesi, tramvay-metro çalışmaları, deniz ulaşımı girişimleri, çöp ve su arıtma sistemleri, İstanbul içinde ve dışında yeni yolların yapımı ayrı bir hız kazanacaktı. Olimpik Parkın Mahmutbey köyünün kuzeyinde TEM ve E5 arasında 1893 hektarlık bir yeşil alan üzerinde 650.000m² lik bir alanda kurulması tasarlanmıştı. 80 bin kişilik bir olimpik stadyum bu parkta yer alacaktı ve park olimpiyatlardan sonra İstanbulluların spor, eğlence-dinlenme, kültür gereksinmelerine yanıt verecek bir çevre oluşturacaktı. Oteller yönünden Türkiye’nin, olimpiyatlara yanıt vermekte sorunu olmayacağı biliniyor. Bugün İstanbul’da mevcut 322 otel 44.902 yatakla hizmettedir. Çoğu 4-5 yıldızlı 133 yeni otel inşa halinde olup bunların kapasitesi ise 23.371 yataktır (2). Otellerin sayısı ve standardı, konukları ve yöneticileri ağırlamaya yeterlidir. Gelmesi beklenen yaklaşık 15 bin sporcu ile 15 bin basın-yayın görevlisinin Halkalı Konutlarında konuk edilmeleri düşünülmüştür. Bilindiği gibi Halkalı projesi 920 hektarlık bir alanda yer alacak 40 bin apartman dairesinden oluşmaktadır. Bu dairelerden 2800’lük bir bölümünün sahiplerine teslim edilmeden önce Olimpiyat Köyü olarak kullanılması düşünülmüştür. Küçükçekmece gölüne bakan, yeşil alanlarla çevrili, kolay ulaşım olanakları olan köy böylece, havalimanına 10, Olimpiyat Parkına ise 15 dakika uzaklıktaki bir noktaya zahmetsizce yerleştirilmiş olacaktı. Basketbol ve voleybolun Kazlıçeşme’de, çağdaş hale getirilecek Abdi İpekçi Spor Salonu ve eklerinde; poligonun yeniden düzenlenecek İstinye tesislerinde; golf, tenis, binicilik ve okçuluğun Kemerburgaz’da; yelken ve marinanın Kalamış’ta; kürek ve kanonun Küçükçekmece gölünde düzenlenmeleri planlanmıştı. Bu planlamaya göre, var olan bazı tesislerin geliştirilmesi, olimpik stadyum gibi yepyeni kimi tesislerin de yapımı söz konusudur. Hemen denilebilir ki “tesis fakiri Türkiye, bu tesisleri nasıl yapabilecek?” Zaman ve teknoloji bakımından bir sorun olmasa gerek ..Tek sorun para gibi görünüyor. Türkiye’de halkın büyük bir çoğunluğu İstanbul’da olimpiyat yapılmasından yanadır. Yapılan bir kamuoyu araştırması yüzde 94.8’lik bölümün İstanbul’da olimpiyat düzenlenmesi düşüncesini benimsediğini ortaya koymuştur (2). Böylesine bir halk desteğine sahip olan her proje kolay gerçekleştirebilir. Her yıl 1500 caminin yapımına kaynak ayırabilen bir ülke için bir şehirde yapılacak spor tesislerinin sözü mü olur (3)? Kaldı ki, Olimpiyatları reklamlarıyla destekleyen devboyutlu uluslararası şirketlerin katkılarına, 1960 Roma olimpiyatlarından bu yana, televizyon yayın haklarından sağlanan katkılar eklenmiştir. Olimpiyat organizasyon bütçelerinin en büyük gelir kalemini artık televizyon gelirleri oluşturuyor. Ulusal Olimpiyat Komitesince düzenlenen bütçe incelendiğinde görülecektir ki, tesislerin yapımı için parasal kaynak hazırdır: yalnızca televizyon yayın haklarından ve sponsorlardan sağlanacak gelirler toplamı 996 milyon dolardır (4). Toplam inşaat yatırımları ile çevrenin düzeltilmesine harcanacak para ise 498 milyon dolardan ibarettir. Bu bütçeyle yukarıda belirttiğimiz yeni tesisler kurulurken eskiler de düzeltilerek İstanbul’un spor altyapısı oluşturulacaktır. İstanbul ile ilgili diğer yatırımlar da dikkate alınırsa olimpiyat projesine, İstanbul’un kurtuluşunu sağlayacak bir araç olarak bakılabilir. 2004 olimpiyatlarına şimdiden aday olmalıyız.
(1) Yasanın çıkışı 30 Nisan 1992 (2) Dossier Olympique, İstanbul 2000, Faits et Chiffres – Comite de Candidature Olympique, 1993. (3) Milliyet 20.12.93 s.7. (4) Toplam bütçe: 1.127 milyon dolar.
 1. Manchester 2000 Olimpiyat yapıları önerisi. Proje SAE (Fransa), Tarmae (İngiltere), Paul Andrew ve Skidmore Owings & Merrill (SOM) tarafından hazırlanmıştır. 2. 2000 Olimpiyatları için hazırlanan İstanbul Olimpiyat haritası.
 Olimpiyat şenliktir: Los Angeles Olimpiyat Oyunları açılış töreni, Memorial Coliseum, Temmuz 1984. 100 bin kişilik Memorial Coliseum 1932 Olimpiyatlarına da sahne olmuştu. 1984 açılış töreninde, Amerika’nın ünlü piyanistleri ileride görülen kemerler arasına üst üste yerleştirilmiş 84 piyano ile şahane bir konser vererek bunun coşkusuna katılmışlardı.
 Münih Olimpiyat Parkı’nda yapay göl ve Günther Behnishile Frei Otto’nun asma-germe sistemleriyle örtülmüş tesisler. Olimpiyat Parkı bugün Münihlilerin spor yaptıkları, kültür ve sanat etkinliklerini izledikleri, tatil günleri nefeslendikleri hoş bir çevredir. Park ve tesisler aynı zamanda, Münih’e gelen ziyaretçilerin uğrak yeridir.

 Olimpik televizyon kulesi ve olimpik havuz. Havuzun dibinin indirilip yükseltilmesiyle 90, 110 ve 130 cm lik derinlikler elde edilebilmektedir. Marc Spitz’in yedi altın madalya kazandığı bu havuzdan her yıl 400.000 kişi yararlanmaktadır.


|