İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi Kavgası Kaynak : 01.09.2000 - Yapı Dergisi - 226 | Yazdır

1999 yazında bir toplantıda Maliye Bakanı Sayın Sümer Oral, İKSV Başkanı Sayın Şakir Eczacıbaşı ve ben bir aradaydık. Bu karşılaşmadan birkaç gün önce UIA 2005 Dünya Mimarlar Kongresi için yararlanma olanaklarını öğrenmek üzere ilgili arkadaşlarımız, Ayazağa’da yapımı sürmekte olan İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi binasının yetkilileriyle görüşmüşlerdi. Yetkililerden alınan yanıt, binanın o tarihe yetiştirilmesinin olanaksız olduğu şeklindeydi. En doğru bilgiyi kendisinden alabileceğimi düşünerek durumun ne olduğunu Şakir Eczacıbaşı’ya sordum. Yanıtı, -Sayın Bakanı göstererek- “Beyefendiler gerekli parayı verirlerse o tarihten çok daha önce biter” oldu. “Beyefendiler” sözcüğüyle Hükümeti kastediyordu.

Yanıt karşısında şaşırdığımı belirtmeliyim. Devlet para verecek, Vakıf inşaatı bitirecekti.
Aradaki anlaşmayı bilmediğim için o akşam, söylenenleri dinlemekle yetindim.

Bir süreden beri İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi konusunda kıyamet kopuyor. Kültür Bakanlığı inşaata el koyacağını bildirdi. Yapımı başından beri düzenleyip sürdüren İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı (İKSV) doğal ki bunu istemiyor; “para verin, inşaatı biz bitirelim” diyor. Medya ikiye ayrılmış durumda.. Kulüpçülük tartışmasından öteye geçmeyecek gerekçelerle Vakfı destekleyenler var, Bakanlığı kültüre karşı olmakla, hattâ Ankara’yı İstanbul’un kültür dukalığını kıskanmakla suçlayanlar var. Öte yandan da Bakanlığa hak verenler.. Söylenenlerin çoğu önyargılı, dayanaksız, tutarsız.

Önce, tarafların görüşlerinden yola çıkarak konuyu irdeleyelim:
Kültür Bakanlığı’nın görüşleri şöyle:
* Bakanlık 66.460 m2’lik araziyi 23 Mart 1990 günü İstanbul Defterdarlığı ile İKSV arasında yapılan protokol uyarınca, “mevcut tarihî binaları n (Ayazağa Kasrı, Suvari Alay Birliği Köşkü, Çinili Köşk) restore edilmesi ve yeni Kongre ve Kültür Merkezinin yapılması için 49 yıllığına İKSV’ye irtifak hakkı vermiştir.”
* 5 Ocak 1993 günü Vakıfla Kültür Bakanlığı arasında yapılan bir ek protokol uyarınca, alan içindeki 2.827 m2 lik bölüm ve üzerinde bulunan Suvari Alay Birliği Köşkü Vakıfça restore ettirilip Bakanlığa teslim edilecektir. Köşkün yanısıra, arazi üzerinde kalan boş alanda Bakanlıkça verilen ihtiyaç programına göre giderleri Vakıfça karşılanarak bir bina daha yapılacak ve bu bina da yine Bakanlığa verilecektir.
* Kültür Bakanlığı ile Vakıf arasında yapılmış protokollarda, “Devletin bu işler için ödenek tahsis etmesi” konusunda hiçbir hüküm ve taahhüt bulunmamaktadır. Buna karşın, Devletçe çeşitli fonlardan 30 milyon ABD dolarlı k bir ödeme desteği sağlanmıştır.
* Bakanlık, projelerin onay prosedürü, uygulamaya, proje yüzölçümüne ilişkin yerine getirilmemiş bazı teknik konuları ve inşaatın pahalıya mal edilmekte olduğunu anlaşmayı fesih gerekçeleri arasında belirtmektedir.
* İKSV; Ayazağa Kasrı, Suvari Alay Birliği Köşkü ve Çinili Köşk’ün restorasyonu için İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (İMKB)’ndan aldığı bağış karşılığında, Bakanlığa verilmesi gereken binanın ücretsiz kullanım hakkını da İMKB’ye vermiştir.
* Protokoldaki, “Bakanlığın onayından sonra 12 ay içinde inşaat ruhsatı alınarak 44 ay içinde inşaat ve restorasyon işleri bitirilecektir” hükmü İKSV tarafından ihlal edilmiştir.
* Sonuç olarak, İKSV gerek Kültür Bakanlığı ile, gerekse Hazine (İstanbul Defterdarlığı) ile yapmış olduğu sözleşmelerin birçok maddesini ihlal etmiş bulunmaktadır. Bu durumda Kültür ve Maliye Bakanlıkları açısından fesih hükümlerini hemen uygulayabilmek hakkı doğmuştur.
Bunlar Kültür Bakanlığı’nın görüşleri.

Vakfın görüşlerine gelince..
* Vakfı bu işte yüreklendiren, zamanın devlet büyükleri olmuş. İlkin Cumhurbaşkanı Kenan Evren, neredeyse “yürüyün arkanızdayım” demiş. Onun bu yüreklendirmesiyle kollar sıvanmış. Sonra Turgut Özal ve Süleyman Demirel.. Üç kez alınan 10’ar milyon dolarlık tutarlar da bunu doğruluyor (15.2.93,13.10.97, 6.3.98).
* Eski cumhurbaşkanları ve başbakanlar devletin böyle bir projeyi gerçekleştiremeyeceği düşüncesiyle, yapılanlara hep arka çıkmışlar. Projenin 78 milyon dolara çıkacağını onlar da biliyorlarmış.
* Vakıf, işin başından beri bu proje için özel kesimden en iyi olasılıkla 20 milyon dolar toplayabileceğini, geri kalan bedelin devletçe karşılanacağını varsaymış. Özel kesime başvurmadan önce inşaatın devletten gelecek destekle olabildiğince ilerletilmesi, özel desteğin işin sonuna yaklaşılırken istenmesinin daha verimli olacağı düşünülmüş.
* Projede meydana gelen büyütmeler konusunda, Yönetim Kurulunda bulunan Kültür Bakanlığı temsilcilerinin bilgisi vardır. Bir de Vakfın resmen dile getiremediği bir
nokta var: Vakıf Başkanı Şakir Eczacıbaşı’nın İstanbul Festivali’nin bu yılki açılış töreninde yaptığı konuşmanın etkisi..

Eczacıbaşı o konuşmada Başbakan Bülent Ecevit’le görüşmek için bir buçuk yıldan beri randevu alamadığını, oysa başbakanlığı sırasında Necmettin Erbakan’dan bile destek gördüklerini politik inceliğin biraz dışında, biraz sertçe dile getirmiş ve bu nedenle inşaatın bitirilemediğinden yakınmış. Şimdi resmen söylenmese de Kültür Bakanlığı’nın tepkisi, Hükümetin genel tepkisi olarak yorumlanıyor.
Evet bunlar da Vakfın resmi ve gayriresmigörüşleri..
Şimdi gelinen noktada, söylenenlerden ve olaylardan aşağıdaki sonuçları çıkarabiliriz.
Öncelikle belirtelim ki, bunu yaparken konunun ayrıntıları üzerinde değil, ilkeler üzerinde durmak bizi daha sağlıklı yargılara götürebilir.
* Vakıflar kendi güçlerini aşan projelere girmemeliler. Kaynaklarını, sağlayabilecekleri gelirleri iyi hesap etmeliler. İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi için para vereceğini söyleyen, devletin kendisi değil, politikacılar. Politikacı ların sözleri her zaman güvence değildir.
* Vakıflar almak için değil, vermek için kurulurlar. Bu nedenle, devlet kaynaklarından değil, başka kaynaklardan yararlanmalıdırlar. (Ne yazık ki Vakıf Üniversiteleri de bugün
ters yoldadır, yani akıl vakıftan, para devletten).
* Parayı devlet verecekse, yapımı da devlet gerçekleştirir. “Devlet kültürden anlamaz..” “Devlet inşaat yapamaz” türünden genel yargılar, devleti kültürden uzaklaştırmanın, devleti yapamaz hale getirmenin, devleti giderek daha güçsüz kılmanın en güzel gerekçeleri olur. Hedef, bu tür yatırımları devletin en üst kalite düzeyinde yapması olmalıdır (1).
* Devlet belli işlerin yapımını Vakıflara veremez mi? Verebilir, ama bu iş, böyle laçka alaturka sistemlerle olmaz.. Önce kuralları, ilkeleri konur ve bunlara tam uyulur. Ayrıca, bu yoldan yani “para devletten, akıl bizden” yöntemiyle iş yapacak çok vakıf, çok dernek vardır ülkemizde. Örneğin, Ali Sami Yen Stadının bulunduğu arsanın üst hakkı Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğü’nce 49 yıl için, “kamu yararına dernek” statüsündeki Galatasaray Spor Kulübü’ne verilmiştir. Kulüp stadın yapımı için dört yıldan beri para arıyor. Acaba bu parayı devlet vermez mi? Sonuçta hedef, “kültür” değilse de “kültür fizik”.. Bu stad da Türk sporuna katkıda bulunacak; buradan Türk sporu ve sporcuları yararlanacaklar. Öteki kulüpler de benzer istemlerde bulunabilirler. Ben bu istemleri haklı bulmasam da, bu tür düşünceleri daha da yaygınlaştırabiliriz. Ne dersiniz? Yeni bir devletçilik türü mü yaratıyoruz yoksa?
* İKSV 1973 yılından bu yana başarılı hizmetleriyle Türkiye’nin kültür yaşamına önemli katkılar getirmiştir. O daldaki başarısı, Vakfın başka dallarda da başarı göstereceğinin kanıtı olamaz.
* İstanbul Kongre ve Kültür Merkezi örneği gösteriyor ki, birçok yanlıştan bir doğru çıkmıyor; ilkelerden sapılınca da, duygusal yaklaşımlarla da doğru bir sonuca varılamıyor.
Son söz: Projeler yaptırılmış (2), inşaat başlamış ve yaklaşık olarak yarısına gelmiş. Aradan on yıl gibi çok uzun bir süre geçmiş. Para olmadığı için binanın bitişi ufukta görünmüyor. İstanbul’un böyle bir binaya ivedi gereksinmesi var. Artık her geçen gün kayıptır. Bu müdahaleden sonra büyük bir yükün altına girmiş olan Hükümet artık ne yapıp yapıp binayı bir an önce ve gereken üst kalite düzeyinde (3) bitirmek ya da bitirtmek zorundadır.

DİPNOTLAR
(1) Bu görüşler Bayındırlık Bakanlığı için düşündürücü olmalı. Herkes Bakanlığın böyle bir yapıyı gerçekleştiremeyeceği konusunda fikir birliği içinde.. İyi bir yapıyı gerçekleştiremeyeceği kanısını zihinlere yerleştirmiş olan bir bakanlığın, çıkardığı kanun hükmünde kararnamelerle Türkiye’deki bütün yapım etkinliklerini düzene sokmak savında olması tuhaf değil mi?
(2) İKSV, Kongre ve Kültür Merkezi için önce, yurtdışında yaşayan Mimar Ahmet Gülgönen’e bir proje yaptırmış, ancak bir yıl kadar sonra bu projeden vazgeçerek bir sınırlı mimari proje yarışması açmış. Bu yarışmaya Skidmore, Owings and Merrill (SOM), Ove Arup & Partners (Londra),Yamasaki, APRAH Int. (Ahmet Gülgönen, Paris) ve Tuncay Çavdar çağrılı olarak katılmışlar. Birinciliği Ove Arup & Partners kazanmış. SOM’da seçiciler kurulunca (Tulû Baytin, Muhteşem Giray, Hayati Tabanlıoğlu, Doğan Tekeli ve Kültür Bakanlığı temsilcisi) ikinci olarak belirlenmiş. Bir ara nedense ikinci gelen projenin uygulanması düşünülmüşse de sonra bundan vazgeçilmiş. Uygulanmakta olan proje Arup’un projesi.
(3) YAPI’nın 224. sayısında (Temmuz 2000) Finlandiya Hükümeti’nin belirleyip yürürlüğe koyduğu “Mimarlık Politikası”nı anlatmıştım. Buna göre “Fin Hükümeti, kamu binaları yapımını ve bakımını yüksek kalite düzeyine getirmek ve bunların böylece, ülkenin bütün yapı sektörüne örnek olmasını sağlamakla yükümlüdür”.