İstanbul Mimarlık Rehberi Üzerine… Kaynak : 07.01.2016 - Cumhuriyet Gazetesi Kitap Eki | Yazdır

Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi çok başarılı bir çalışmaya imza attı: “İstanbul Mimarlık Rehberi”ni yayımladı.
fotograf

Aslında rehberin İngilizce versiyonu 2005 yılında İstanbul’da toplanan “Dünya Mimarlar Kongresi” ile ilişkili olarak “Architectural Guide to Istanbul” adıyla yayımlanmıştı. Bu kez Türkçesi, biraz gecikmeyle ancak daha kapsamlı, daha da genişletilmiş şekilde çıktı.

Temmuz 2005’te dünya mimarları, Uluslararası Mimarlar Birliği örgütlemesiyle İstanbul’da bir araya gelmişlerdi; ev sahibi, Türkiye Mimarlar Odası’ydı. Dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen seçkin mimarlar, kongre kapsamında konferanslar, röportajlar, basın toplantılarıyla o günlerde İstanbul’da hattâ ülkede hoş bir mimarlık rüzgârı estirmişlerdi. Organizasyon Mimarlar Odası’nın başarısıydı. Ne var ki İstanbul, estirilen o rüzgârdan payına düşeni alma becerisini sonraki on yıllık dönemde gösteremedi. 2005’ten bu yana İstanbul’da, vahşi kâr odaklı bir yapılaşma furyası içinde üretilenler, mimarlık, özellikle de, kentsel planlama ve kentsel tasarım adına gurur verici değil.

Genel kabule göre mimarlık, kültürel birikimin en tutarlı göstergesidir. Doğadan sonra, yeryüzünün çehresini en çok etkileyen olgu “yapılaşma”, daha doğrusu insan eliyle üretilen çevrelerdir. Bunun, anonim olsun, mimar eliyle olsun, sanata dönüşmüşü olan mimarlık, kültürün ve uygarlığın en önemli göstergelerinden biridir. Fransız mimarlık yasasının birinci maddesi şöyle der: “Mimarlık kültürün bir ifadesidir.” Geçerli bütün mimarlık tanımları bu görüşü doğrular. Ünlü İngiliz siyaset adamı Sir W. Churchill’in “Biz binalarımızı biçimlendiririz, sonra da onlar bizi biçimlendirir” sözünü kentler için yaygınlaştırabiliriz: “Biz kentlerimizi biçimlendiririz, sonra da onlar bizi biçimlendirir.” Hattâ daha ileri giderek şöyle de diyebiliriz: “İnsanlar kentleri yaratırlar, kentler de insanları ve gelecek kuşakları.”

“Mimarlık, sanat mıdır, değil midir?” sorusuyla sıkça karşılaşırız. Ünlü mimar Le Corbusier, “Mimarlık her şeyden önce sanattır” derken, Auguste Perret de “Mimarlık, mekânı örgütleme sanatıdır” diyor. Ünlü Alman filozof Hegel’e göre “Mimarlık bütün sanatların anasıdır.” F.L. Wright’ın da Hegel gibi, mimarlığı ana sanat olarak benimsediğini biliyoruz.

Gerçek mimarlık yapıtı bir sanat ürünüdür. Başka bir deyişle, bir “yapı”nın “mimarlık yapıtı” mertebesine ulaşması için sanatsal değere sahip olması gerekir. “Mimarlık”ın çeşitli tanımları da bu durumu açık seçik ortaya koyar: “Mimarlık, çevreleri, yapıları ve mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla tasarlama ve inşa etme sanatıdır.” Ya da daha kısa bir tanımlamayla, “Yapıları ve fiziksel çevreyi tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir.” Kısaca, “Yapı eyleminin sanata dönüşmesidir.”

İstanbul’a gelince… İstanbul çok zengin bir mimarlık birikimine sahiptir; mimari miras bakımından dünyanın en zengin şehirlerinden biridir. Tarihi yapıtlara Cumhuriyet döneminde yenileri eklenmiştir. Bunların tümü bu toprakların ürünüdür.

İşte, “İstanbul Mimarlık Rehberi” İstanbul için mükemmel bir belgeleme ve değerlendirme hizmeti sunuyor.

Birinci cildin başında, Afife Batur ve Günhan Danışman imzalı bir açıklama yazısı var. Orada, “Evet, bir kez daha, büyüklüğü ve güzelliği yanında bizimki küçük kalsa da İstanbul’a bir borç ödemenin erincini ve mutluluğunu duyuyoruz.” Tarih 2008… O açıklamanın üzerinden yaklaşık yedi yıl geçmiş, kitap ancak şimdi, 2015 yılında yayımlanabilmiştir.

Gecikme konusuna editör Afife Batur, 2015 tarihli ikinci önsözde değiniyor: “İstanbul Mimarlık Rehberi” çalışması önce değerli arkadaşım Günhan Danışman’ın uzun süren hastalığı ve ardından (2009’da) yitirilişi ile önemli bir aksama yaşadı. Ardından bazı teknik ve mali sorunlar nedeniyle Rehber’in tamamlanması 2012 yılına ve basımı da 2015 yılına uzandı…”

Görüldüğü gibi çalışma, aslında 2012’de tamamlanmış; kimi olanaksızlıklar nedeniyle basımı, 2015 sonuna uzanmış. Burada bir parantez açalım: Meslek odaları iktidara şirin görünmedikleri için uzunca bir süreden beri baskı altında tutuluyor; hattâ cezalandırılıyor; yetkileri ve gelir kaynakları budanıyor. Bir süreden beri Mimarlar Odası’nın da bu kapsamda ciddi mali sıkıntılar yaşadığını biliyoruz. Neyse ki Rehber’in kâğıt ve baskısı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği sağlanmış.

Rehberin içeriği, çeşitli dönemleri kapsayan güncel bir sayım-döküm (envanter) çalışması niteliğinde. Dünya şehri İstanbul’un Roma, Doğu Roma / Bizans, Erken Osmanlı, Geç Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerini kapsıyor. Eski dönemlerden başlayarak günümüze kadar gelen süreçte yapılmış ve bugün gezilebilecek kadar ayakta kalmış yapıtların bilgileri çeşitli kaynaklardan derlenmiş.

Çalışma, bölgelere göre 5 cilt kitap halinde ele alınmış. 1’inci cilt Tarihi Yarımada, 283 yapıttan oluşuyor. 2’nci cilt Galata (Beyoğlu, Beşiktaş ve Şişli dahil), 236 yapıt; 3’üncü cilt Boğaziçi ve Asya Yakası (Adalar dahil), 278 yapıt; 4’üncü cilt Modern ve Çağdaş, çeşitli bölgelerden 223 yapıt… Ve 5’inci cilt Tarihi Yarımada ve Boğaziçi haritaları… Ayrıca, yapıların yanısıra yer yer, Talimhane, Bağdat Caddesi, Levent, Ataköy, Bahçeşehir vb. mahallelere, meydanlara ve özellikli yerleşimlere de fotoğraflar ve açıklamalarla yer verilmiş. Her cildin başında ve aralarda konulara ilişkin uzman yazıları var. Örneğin, Tarihi Yarımada cildinin ilk bölümünde, tarihsel akış içinde İstanbul’un kentsel gelişimi, koruma alanları, ulaşım ağı, sokak dokusu, özgün yazılar ve haritalarla verilmiş.

Bütün İstanbulseverleri ilgilendirecek 4 cilt kitapla birlikte haritalar güzel bir kutu içinde sunulmuş. Kitapların son bölümlerinde özel adlar dizininin yanısıra, seçilmiş kaynakça ve kısa bir yapı terimleri sözlüğü var.

Kitapla bir kez daha belgelendiği gibi, İstanbul gerçek bir dünya şehridir. Üç imparatorluğa başkentlilik yapmış olan, eşsiz coğrafi konumu, doğal güzelliği, tarihsel geçmişi ve çeşitli dönemleri yansıtan seçkin mimarlık birikimi ile dünyada eşi, benzeri olmayan müstesna bir şehirdir. Biz, bu topraklarda üretilmiş bütün mimarlık yapıtlarının, mirasçısıyız. O değerli dünya mirasını, mirasyedi hovardalığıyla savurmak gibi bir umursamazlığımız olamaz. Var olan bütün değerleri, herhangi bir ayrım yapmadan, din, dil, milliyet, dönem farkı gözetmeksizin korumak zorundayız.

İstanbul Mimarlık Rehberi, bu anlamda bir başka hizmeti daha üstlenmiş oluyor ve neleri korumamız gerektiğini bizlere gösteriyor. Kitaplarda yer alan bazı yapıtların, koruma bilinci eksikliğiyle zaman içinde yok edilmiş olduğunu biliyoruz. Ayrıca yine biliyoruz ki mimari yapıtlar çevreleriyle bütünleşip onlarla birlikte var olurlar. O nedenle, İstanbul’da yıkarken de, yenilerini yaparken de çok dikkatli olmamız, bir kuyumcu titizliğiyle davranmamız gerekiyor.

Bu dev eseri hazırlayanları, başta Prof.Dr. Afife Batur olmak üzere, bütün katkısı olanları ve Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’ni candan kutluyorum. Ve Prof.Dr.Günhan Danışman’ı da bir kez daha anıyorum.

Emeği geçenlerin hepsine teşekkürler…