| İstanbul Serbest Mimarlar Derneği’nden Bekir Coşkun’a yanıt |
Kaynak :
01.06.2009 -
Yapı Dergisi - 331
|
Yazdır
|
|
Sayın Bekir Coşkun, 3 Mayıs 2009 günü Hürriyet’te çıkan “Mimarlar ve Şehirler…” başlıklı yazınızı ilgiyle okuduk. Şehirlerimizin bugün geldiği durumun suçunu mimarlara yüklemekle kendilerine haksızlık ettiğinizi düşünüyoruz. Bunun kanıtı olarak, Türkiye’deki yapıların yüzde 70’inin kaçak ve gecekondudan oluştuğunu hemen belirtebiliriz. Ayrıca, geri kalan ruhsatlı yüzde 30’un da büyük bölümünün kaçak eklemelerle bozulduğunu biliyoruz. Çarpık kentleşmeyi, şehircilik bilimi ve mimarlık dışındaki bu gelişmeler oluşturuyor. Çevremizde bulunan çok sayıda iyi mimarlık örnekleri de kötü yapılaşmanın içinde fark edilemiyor, kaybolup gidiyor. Bildiğiniz gibi, mimarlık, tarihte kendimizi dünyaya kabul ettirdiğimiz tek sanat dalı olmasına karşın bugün, mimari projeye adeta, dosyaya girmesi gerekli yasal bir belge olarak bakılıyor. Bu olumsuz tabloya yol açan nedenleri özetleyen görüşlerimizi aşağıda bilgilerinize sunmak isteriz:
Mimarlar Çarpık Yapılaşmanın Faili Değil Mağdurudur Şehirlerimiz, son elli yılda şehircilik bilimi ve mimarlık dışı yapılaşmayla kimliklerini yitirir hale gelmiştir. Yazık ki bu durum sürüyor; •Çünkü GÖÇ BASKISI VAR. Şehirlerimiz yoğun göç baskısı ve nüfus patlamasıyla çok kötü gelişti. Gelenler kendi kırsal kültürlerini şehirlere taşıdılar. Örneğin İstanbul’da ilkin gecekondulaşmayla kendi köylerini, mahallelerini yarattılar; sonra da getirilen aflarla gecekondular, yapsat düzeninde, kaçak apartmanlara dönüştü. Çözüm: Kentsel dönüşüm projeleri geçerli bir çözüm olabilir; ancak bunların kimi belediyelerin uygulamalarındaki gibi, ranta dönük olarak değil, şehrin yararına dönük olarak çok planlı, programlı bir şekilde yapılması gerekir. •Çünkü PLAN YOK. Şehirlerimizin, özellikle de büyük şehirlerimizin bilimsel ilkelere göre hazırlanmış planları yok. Olanlar da çeşitli baskılarla sürekli olarak deliniyor. İstanbul’da son dört buçuk yılda 4200 mevzii imar planı değişikliği yapılmış. Yani plan süreci, parsel bazındaki bireysel değişikliklere indirgenmiş. Planlarda saydamlık yok, uygulamada saydamlık yok… Kararlar parsele, hattâ parsel sahibine göre veriliyor. Çözüm: Bugün, plan yapma konusunda yerel yönetimlerin yanısıra çok sayıda devlet kurumu yetkili. Bayındırlık ve İskân Bakanlığı bile keyfi uygulamalara yol açan bu karmaşadan şikâyetçidir. Bu yetki karmaşası giderilmeli; planlar, özerk üst kurullarca denetlenmeli. Saydam olmalı. •Çünkü BELEDİYELERİN VE KİMİ YETKİLİLERİN RANT VE ÇIKAR YAKLAŞIMI VAR. Belediyelerimizin yaklaşımı rantı desteklemeye yöneliktir. Bu nedenle ülkemizde yerel yönetimler plan değişikliklerini plandan daha çok severler. Başlangıçtaki gecekondu olgusu sonradan, politikacıların da göz yumması hattâ yüreklendirmesiyle spekülasyon aracına dönüştü. |
Aflar, tapu dağıtmalar gecekondu mahallelerinin “yapsat” sürecine girmesine yol açtı ve kat karşılığı paylaşım düzeninde kaçak, kötü apartmanlaşma başladı. Paralel bir olgu şehir merkezlerindeki sözümona yasal gelişmelerde de yaşandı. Verilen kat artışları, düşeyde arsa üretimi anlamına geliyordu. Dar sokaklarda uygun boyuttaki yapılar, eklenen katlarla yükseldi. Yıkıp yeniden yapmalar sırasında, yönetmelik zorlamalarıyla da bütün binalar birbirine benzer oldu. Bu arada çeşitli dönemlerin iyi mimarlık örnekleri de yok edildi. Çözüm: 1.Planlar yerel yönetimlerce yapılmalı, özerk kurullar tarafından denetlenmeli. 2.Gelişmiş ülkelerin yasal belge haline getirilmiş “mimarlık politikaları” ya da “mimarlık yasaları” vardır. Bizim “Mühendislik ve Mimarlık Hakkında Kanun”umuz 1938’den kalmadır ve tabii çok yetersizdir. Ülke çapında bir mimarlık politikasının bir an önce benimsenmesi zorunludur. Çünkü KAMU, PROJE YAPTIRMAYI BİLMİYOR. Kamu projeleri kalitesizdir. Kamu ihale sistemi hâlâ çok bozuktur. İşin ehline yaptırılmasını sağlayacak düzen bir türlü kurulamamıştır. Kamu, çoğu kez proje yaptırma işini de müteahhide havale eder. Kamu yapılarının çoğu mimari niteliklerden uzaktır. Bilindiği gibi, depremde ilk hasar görenler kamu yapılarıdır. Çözüm: Çok iyi niyetlerle çıkarılmış olan Kamu İhale Yasası zaman içinde, çıkarlar uğruna yapılan değişikliklerle delik deşik edildi. Bu yasanın bir an önce özgün düzenine getirilmesi gerekir. •Çünkü BUGÜN DİPLOMAYI ALAN MİMAR YARIN GÖKDELEN DİKEBİLİR. Yasalar karşısında yetki bakımından bütün mimarlar eşit düzeydedir. Oysa mimar olmak için 4 yıllık eğitim artık AB standartlarında yeterli görülmüyor. Çözüm: AB standartlarına uyarsak, eğitim süresi 5 yıla çıkacak; ayrıca “yetkinlik” için özel bazı eğitim ve staj koşulları aranacaktır. Mesleki yetkinlik sistemi kurulmalı, sürekli mesleki eğitim geliştirilmelidir. Bu konuda sürdürülen çalışmalar hızlandırılmalıdır. Sayın Coşkun, Sizin şikâyetleriniz, mimarların yıllardan beri dile getirdiği yakınmaları özetliyor. Mimarların içinde de mesleğini iyi uygulamayanlar kuşkusuz vardır. Ancak varılan sonuçta, topluca mimarları suçlamanın haksızlık olduğunu düşünüyoruz. İnanıyoruz ki, mimarlar oluşan durumun “faili” değil, “mağduru”dur. İnanın ki mimarlar yıllardan beri hem bozuk düzenin hem de sözlerini dinletememenin azabı içindedirler. O mimarlar ki, dış dünyada sayısız başarıları var… Buna karşılık, içteki başarıları süregiden kargaşa içinde görülemiyor ve sürekli olarak suçlanıyorlar. Mimarlık bir toplumun aynasıdır. Bizim toplumumuz mimarlığın ne kadar farkında? Her şeye karşın, konuyu ülke gündemine taşıdığınız için teşekkürlerimizi sunarız. Saygılarımızla…. Doğan Hasol, Dr, Y. Müh. (Mimar) |

