| İstanbul’a Girişte Vize yerine… |
Kaynak :
01.02.2007 -
Yapı Dergisi - 303
|
Yazdır
|
|
Geçtiğimiz ayın çok tartışılan konularından biri, Başbakan Tayyip Erdoğan‘ın, İstanbul’a girişte vize uygulanması ve yine İstanbul’da otomobil sayısının dondurulması yolundaki sözleri oldu. Başbakan bu önerileri İstanbul’un içinden çıkılamaz hale gelmiş olan ulaşım sorunlarının çözümü için gerekli önlemler olarak dile getiriyordu. Daha 1995’te İstanbul Belediye Başkanı iken de konuyu gündeme getirdiğini belirtip, “o zaman beni topa tutmuşlardı” diye ekliyordu. Bu kez de öyle oldu, tepkiler gelmekte gecikmedi. Uygulanması hiç de olanaklı görünmeyen bu önerileri Başbakan acaba, Türkiye’yi sıkıştıran uluslararası sorunları gözden uzak tutmak ve yeni bir gündem oluşturmak için mi ortaya atmıştı? |
Bütün plan değişiklikleri yapılaşma yoğunluğunu artırmaya yöneliktir. İmar yönetmeliklerine göre yoğunluk hesapları zeminin üstünü dikkate alır; yeraltı belli kullanımlar için hesaplama dışıdır. Bunun genelleştirilmesiyle toplam yapı alanının, KAKS’ın birkaç katına çıkmasına yol açılmaktadır. Kentin ulaşım sorunlarını içinden çıkılmaz hale getiren, yoğunluk artışlarıdır. Planlama yetkileri dağıtılmıştır. Planlama görev ve yetkisi genelde yerel yönetimlere aittir. Buna karşın, son yıllarda başka kurum ve kuruluşlara da plan değişikliği yapma hakkı tanınmıştır. Başta, turizm yatırımları için merkezi yönetim kendine yetki tanımıştır. Konut yerleşmesinde TOKİ imar planlarında değişiklik yapma yetkisine sahiptir. Devlet Demiryolları ve Denizcilik İşletmeleri gibi kuruluşlara da plan değişikliği yapma yetkileri tanınmıştır. Böylesine çok başlılık ve kopuklukla planlı bir uygulamanın sağlıklı bir şekilde sürdürülmesinin olanaksızlığı açıktır. Bugün imar planları noktasal değişikliklerle, hiçbir dönemde olmadığı kadar delik deşik edilmiştir. Trafik sorununu yaratan çarpık yapılaşmadır. Çarpık planlama anlayışı ve yerleşme politikasızlığı içinde şehir merkezleri, çoğu kez yeşil alanlara yapılan gökdelenler ve büyük alışveriş merkezleriyle tıkanmakta, böylece yaratılan trafik sorununu çözmek için de belediyelerce, bilim dışı, tutarsız girişimlerde bulunulmaktadır. Örneğin, İstanbul’da hâlâ otomobil taşımacılığından medet umulmaktadır. Şu anda İstanbul’da, “İstanbul Trafiği için 116 Çözüm” sloganıyla sürdürülen kavşak ve yol yapımları, “7 Tepe 7 Tünel” (Rumeli yakasında 19, Anadolu yakasında 7 tünel) uygulamaları 3. Boğaz Köprüsü düşü, yakında ihaleye çıkarılacağı bildirilen İstanbul Boğazı’nın iki yakasını denizin altından bağlayacak ve lastik tekerlekli araçların geçebileceği tünel… Otomobile verilen öncelikle, zaten yetersiz olan yollar ve kaldırımlar otoparka dönüşmekte ve büsbütün tıkanmaktadır. Uzmanlar, şehirlerde (ve ülkede) ulaşımın oto taşımacılığıyla çözülemeyeceğini, bir an önce raylı sistemlere dönülmesini savunadursunlar, Hükümet ve iktidar partisine dayalı belediyeler hâlâ otomobilli çözüm arayışlarında direniyorlar. Bütün bu manzara karşısında durumu kısaca şöyle tanımlayabiliriz: “Kentlerimizde Şehirciliğin adı yok.” İstanbul’a girişte vize aramak ve oto plakalarını sınırlandırmak gibi tutarsız çözümler yerine, imar yoğunluklarını artırmaktan kaçınmak çok daha uygun bir çözümdür. Yani sorunun kötü sonuçlarını gidermeye çabalamak yerine sorunu kaynağında önlemek… Şehircilik biliminin gerektirdiği tutarlılıkta, kamu yararını gözeten bütüncül çözümler üretmek, bölgesel ve kentsel planlar yapmak ve bunları delmeden uygulamak anlayışı öncelikle benimsenmelidir. Kısaca, planlamayı rant ve yağma aracı olarak kullanılmaktan kurtarmak gerekiyor. Bu anlayış kimi yöneticilerin, “ülkeyi pazarlama” ya da “tüccar siyasetçi” anlayışına ters düşebilir; ancak doğru olan budur, anlayış değişikliği ve zaman ister. Kısa Süreli Çözüm Önerileri Köklü çözümler planlanıp uygulanıncaya kadar da İstanbul’u rahatlatmaya yönelik olarak bazı uzman görüşlerini aktarmakta yarar var: •Planlamadaki yetki kargaşasının giderilmesi, •Yoğunluk artırıcı, ayrıcalıklı plan değişiklikleri yapılmaması, •Arsanın artan değerinden kamuya ciddi bir pay sağlanması (bir çeşit şerefiye), •Kentsel dönüşüm projelerinin nâzım planı dışlamaması ve kimi grupların rant paylaşım alanına dönüştürülmemesi, •Yeni üniversiteler gibi yoğunluk çekici yatırımlara izin verilmemesi, •Kent merkezlerinde alışveriş merkezlerine izin verilmemesi, •Raylı toplu taşıma sistemlerine ve deniz taşımacılığına öncelik verilmesi; hatlarının yaygınlaştırılması; bu gerçekleştirilinceye kadar ara çözüm olarak otobüs sisteminin geliştirilmesi. •Otopark düzensizliğinin giderilmesi; transfer ve aktarma noktalarına otoparklar yapılması, yol kenarlarının ve kaldırımların otopark olarak kullanılmasının önlenmesi; •Bireysel taşıtların kent merkezine girmesini önlemek üzere caydırıcı önlemler alınması. Örneğin, Londra’daki gibi, otolar için şehir merkezine girişin ücretli olması, •Trafik yönetim ve denetimine işlerlik kazandırılması, •Ulaşım Master Planı’nın güncelleştirilmesi, •Kamu kurumlarında çalışanların, ev-işyeri konumu dikkate alınarak işyerlerinin değiştirilmesi ve evlerine yaklaştırılması. •Belediye kaynaklarının yalnızca İstanbul için ve doğru olarak kullanılmasının sağlanması. Örneğin İstanbul Belediyesi Siirt’e 250 konut ve çarşı yapmaya girişmemeli ve gerekçe olarak da bu projeyi “göçü önlemek adına” diye sunmamalı. Bunlar, İstanbul için öngörülen ara çözümler… Amaç daha iyi bir İstanbul yaratmak ve İstanbul’un yaşam koşullarını geliştirmekse, yasaklamalar yerine daha akılcı, daha bilimsel çözümler arayıp geliştirmek yolunu seçmeliyiz. Notlar |

