| İsteseydi Futbolcu Bile Olurdu |
Kaynak :
10.04.2003 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Bir gazete yazısı dikkatimi çekti. Bir üniversite öğretim üyesi, bir memurun Başbakana gönderdiği bildirilen ve Bakanlar Kurulu üyelerinin gözlerini yaşarttığı söylenen yarım maaşlık yardım önerisi içerikli mektup üzerine düşüncelerini dile getirmiş. Devletin yönetim hatalarını ve ücret politikasını haklı olarak eleştiriyor. Doğrudur… Öğretim üyeleri çok az para alırlar; bu nedenle de zor yaşarlar… Hatalı ücret politikası sonuçta eğitim ve araştırma kalitesini de etkiler. Öğretim üyeleri yakınmakta yerden göğe kadar haklıdırlar (aslında hangi çalışan haklı değil ki?). Ama kendilerini zaman zaman futbolcularla karşılaştırmalarını, ücretlerini onların şablonuna vurmalarını yadırgarım. Toplumda kimi meslek grupları çok kazanırlar. Bunların başında eğlence ve spor kesimi geliyor. Bu kesimler gösteri endüstrisinin temelini oluşturur. Örneğin futbol yalnızca futbol değildir artık; gösteri endüstrisinin önemli bir parçasıdır. Maçlar eskisi gibi sahada olup bitmiyor. Naklen yayınlar, tekrar tekrar gösterilen bölümler, röportajlar, tartışmalar… Bütün bunlar medya için önemli malzeme oluşturuyor. Tiraj, reyting ve reklamlar büyük ölçüde futbola endekslenmiş durumda. Dünyanın bütün ülkelerinde artık çok büyük paraların döndüğü futbol kesiminde, bu işi yaratanların, bu işin aktörlerinin büyük paralar kazanmaları çok doğal. Futbolda da piyasa kuralları geçerli. Seyredilmek, taraftar kazanmak, başarılı olmak, ürünlerini pazarlayabilmek artık iyi takım kurmaya bağlı. İyi takım da bedava kurulmuyor. Bir ölçüde kendi sporcularınızı yetiştirseniz de yeni transferlere her zaman gereksinim olacaktır. Burada da arz talep ve rekabet kuralları geçerli. Sporun dünyadaki bu konumu nedeniyle “futbolcular profesörlerden daha çok kazanıyorlar” söyleminin hiçbir geçerliliği olamaz. Bir TV reklamında öğretmeni, basketbolcu Hidayet Türkoğlu için ne diyor ? “İsteseydi atom mühendisi bile olabilirdi”. İsteyenlerin futbolcu ya da basketçi olmaları için de yollar açık. İsteyen deneyebilir. Futbolcular zaman |
zaman, ülkeyi yerinden oynatabiliyorlar. Dünya kupasının bizi nasıl coşturup birleştirdiğini bir kez daha anımsayalım. Bu yalnızca bizde böyle olmadı. Aynı günlerde bir toplantı nedeniyle bulunduğum Danimarka’nın da nasıl etkilendiğine tanık oldum. Hepimizi peşinden sürükleyen tutkunun yaratıcılarının, süresi zaten çok kısıtlı olan spor yaşamlarında bundan parasal olarak yararlanmalarını çok görmek, üstelik bir de onları küçümsemeye kalkışmak sağlıklı bir düşünce olamaz. Benzer durumlar, şarkıcılar, sinema oyuncuları gibi yaygın gösteri dalları için de geçerli.
Son İngiltere-Türkiye maçına bir bakalım. O maçı seyretmek için bir uçak dolusu insan, siyasetçiler, milletvekilleri, tiyatro oyuncuları ve diğer saygıdeğer kişiler söylentiye göre T. Futbol Federasyonu’nun davetlisi olarak İstanbul’dan kalkıp hepimizin adına taa İngiltere’ye gitmediler mi ? Ülke ekonomisi bir çıkmazdayken israf olarak görülen bu durum eleştirilere neden olunca Federasyon Başkanı sert tepki gösterdi ve “Bizi yıpratmaya çalışanları vatan haini ilan ediyorum” dedi. Hattâ, sahada alınan kötü sonucu daha sonra medyanın sırtına yükleyerek, “Maçın sonucu bence İngiliz medyası 2, Türk medyası 0’dır” şeklinde özetledi. İşte böyle… Bakın şu vatan hainleriyle, medyanın yaptığına… Ulusal takımın İngilizlere yenildiği yetmiyormuş gibi, git bir de İngiliz medyasına 2-0 yenil. Başkan daha sonra yaptığı açıklamayla, davetlilerin masraflarını cebinden karşıladığını ilan etti. Şimdi vatan haini ilan edilmek riskini de göze alarak davetlilere sormak isterim : Siz kimin davetlisi olarak İngiltere’ye gitmiştiniz : Federasyonun mu, Başkanın mı ? Başkan sizi Federasyon adına ya da şahsen niçin davet etmiş olabilir ? Federasyona ya da başkana yakınlığınız ya da kişisel konumunuz böyle bir davete nasıl bir gerekçe oluşturabilir ? Aldığınız sonuç sizi mutlu etti mi ? Gelecek yanıtları bu sütunda yayımlamaya hazırım. Şimdiden teşekkürler. |

