Kaliteli İnsan İçin, Kaliteli Mekanlar Gereklidir. Kaynak : 01.01.1997 - Hazır Beton Dergisi | Yazdır

Kötü mekanlarda iyi insan yetişmez. Türki­ye’deki bu şehirsel kargaşa içerisinde geleceğin insanlarını yetiştiremezsiniz. İnşaat sektörümüz gerek yurt içinde gerek yurt dışında büyük projelere imzasını akmaktadır. Ancak ülkemizdeki yapıların bü­yük çoğunluğu kalite­sizdir. Kalitesizlik pro­jeden başlamakta, malzeme ve bu malzemenin yanlış kullanılmasıyla devam etmektedir. Herhangi bir mimarlık, mühendislik hizmeti verilmemiş ka­çak inşaattan kalite beklenebilir mi?

Bizler inşaatlarımızı ucuza elde ettiğimizi sanıyo­ruz. Aslında, belki de en pahalı yatırımı yapıyoruz. Yıllardan beri ne harcadık, ne elde ettik? Bunun muhasebesini yaparsak aleyhimize sonuçlar çıka­caktır. Yıl 1967. İkinci beş yıllık kalkınma planında bile gecekondunun masum bir olgu olmadığı, tü­müyle çıkarlara dayandığı belirtilmekteydi. Daha sonraları siyasi menfaatler uğruna bu bakış açısı terkedildi. Şimdilerde, yavaş yavaş bilinçlenme başladı.
Aklı başında belediyelerin karşı çıkmasıyla, hükü­metin getirmek istediği gecekondu affı önlenebildi.

Türkiye ortamında öncelikle, tüketicinin işin mer­kezinde olmadığını tesbit etmek lazım. Çünkü, mimara mühendise işi ısmarlayan tüketici değil. Yapılıp satılan binalarda işi ısmarlayan kişi tüketici değildir. İnşaatı yapan kişi, kârını maksimize etmeye çalışır. Dolayısıyla tüketici sonradan devreye gi­riyor. Tüketici ancak seçme hakkını kullanabilir. O da görünen kaliteye bakar. Aslında, bir de görünmeyen kalite vardır. O bina deprem karşısında nasıl bir ta­vır gösterecektir. Onu görerek anlaması mümkün değildir. Yapıda kalitenin sağlanabilmesi için bunu meydana getiren bü­tün bileşenlerin kaliteli olması lazımdır. Nedir yapının kalite bileşen­leri? Birincisi doğru proje. İkincisi doğru malzeme. Üçüncüsü doğru uygulama.

Öncelikle doğru proje. İyiyi daha sonra bulmak gerek, proje şehircilikten başlıyor. Doğru projeden kast; mimari projenin doğru olması, statik proje­nin doğru olması, doğru mekanik tesisat, doğru elektrik, aydınlatma ve akustik, doğru çevre dü­zenleme ve kanalizasyon. Bunlar hazırlanmadan inşaata başlamamak lazım. Devlet bile avan proje ile ihale açıyor. İnşaat devam ederken proje yapılı­yor. Yani, proje müteahhidin keyfine kalıyor. Ülkemizde mimara, mühendise hakettiği ücret ödenmiyor. Böyle olunca hizmet tam olarak veri­lemiyor. Dolayısıyla, kalite azalıyor. Bu nizami işler­de böyle. Kaçak yapılar, gecekondular ise tam başınabuyruk.

İkinci aşama doğru malzemenin kullanımı. Mal­zeme sağlam olmalı. Estetik, sağlık koşullarına uy­gun, çevre dostu, ekonomik, uzun ömürlü kısaca­sı standartlara uygun olmalı.Örneğin, betonu ele alalım. İnşaat yapan kişi birkaç kamyon kumu, ça­kılı, üzerine de bilmem kaç torba çimentoyu dö­küyor, suyu da hortumla veriyor. Oluyor size be­ton. Standart bunun neresinde?

Her türlü malzemede standart dışı üretim var. Ba­zı endüstriyel ürünlerde standart dışı ithalat var. Ciddi inşaat malzemesi sanayicileri standart dışı üretimden ve ithalattan rahatsız olmuş durumda­lar. Zaman zaman Ortadoğu Ülkeleri’nden dam­pingli cam yünü ithal ediliyor. Ülkemizde standart içi üretim yapan firmalar bu ürünlerle, parasal yönden rekabet edemiyor. Çünkü fiyat farkı var. TSE’de bunu denetleyemiyor.

Üçüncüsü ise doğru uygulamadır. En iyi malze­meyi alırsınız, fakat onu doğru kullanmazsanız yi­ne beklediğiniz kaliteyi elde edemezsiniz. Burada­ki sıkıntı büyük ölçüde müteahhitlerden gelen sı­kıntıdır. Türkiye’de onbinlerce müteahhit var. An­cak bunların örgütlenmesi yok. Odaları yok, sicille­ri tutulmuyor. Bilgi eksikliği var.

Doğru uygulamanın bir parçası da gelişmiş tekno­lojidir. Bu da ancak, bilgi sahibi kişilerin elinde iyi işleyebilir. Örneğin Japonya- da, inşaatta robotlar kullanılıyor. Robotların kalitesiz inşaat yapması mümkün değil. Çünkü, onlar belli standartlara gö­re programlanmış durumdalar. Kiriş montajı ve boya yaptıklarına bizzat tanık oldum. Bizde duvar­cı duvarı eğri örer, sıvacı düzeltir der, çıkar işin içinden. Sıvacı gelir, duvar eğri olmuş, fayansçı düzeltir der, gider. Fayansçı da eğri büğrü örer. Oysa, robotun böyle bir inşaat yapması mümkün değil.
Doğru proje, doğru malzeme ve doğru uygulama dedik.
 
Bunlara nasıl ulaşılır?
Ülkemizde büyük konut açığı, büyük konut talebi var. Fakat talep örgütlü değil. Herkes başının çare­sine bakıyor. Öncelikle, tüketicinin örgütlenmesi lazım. Yani, talepte örgütlenme gerekli.

Kalite için herşeyden önce, bilginin egemen kılın­ması lazım. Ülkemizde çok sayıda üniversite var. Belli başlı birkaç üniversitenin dışında eğitim kad­rosunda büyük yetersizlik var. Kütüphanesinden laboratuvarına kadar herşey yetersiz. Dolayısıyla bu eğitim kurumlarından mezun olan teknik ele­manlar da yetersiz.

Örneğin yıllar önce İTÜ’de haftalık ders saati kırk idi ve eğitim süresi beş yıldı. Günümüzde ise, ortalama ders saati yirmiikidir ve dört yıl eğitim yapılmaktadır. Bu uygulamayla, öğrencinin kendi­sini dışarıda, başka alanlarda yetiştirmesi bek­leniyor. Yapı meslek liselerinin eğitim durumu fe­na değildir. Ancak, buradan yetişen elemanlar şantiyelerde çalıştırılmaları gerekirken büro işine kaydırılmaktadır. Usta eğitimi için ise herhangi bir örgütlenme yoktur. Onlar, şantiyelerde yetişmek­tedir. Kısacası eğitimin her kademede geliştirilme­si gereklidir. Yardımcı eleman, işçi, tekniker eğiti­minde ve meslek içi eğitimde kalite sağlanmalıdır. Yapı konusunda araştırma ve geliştirmeye önem verilmelidir. Evvelce TÜBİTAK’a bağIı olarak çalışan Yapı Araştırma Enstitüsü vardı. Fakat, bilinmeyen nedenlerle kapatıldı.

Araştırma ve geliştirmeyi ABD’de üniversiteler, Ja­ponya’da sanayici, Avrupa’da ise devlet yapmakta­dır. Türkiye’de kim yapar bilinmez. Türkiye’de de devletin Avrupa benzeri bir uygulamanın içine gir­mesi gereklidir. Kendisi yapmasa bile, yapılacak araştırmaları desteklemesi gerekmektedir. Yarı ba­ğımsız bir yapı araştırma enstitüsünün bir an önce kurulması gerektiğine inanıyorum.
Kurulacak bir sistem içinde, malzemelere kalite belgesi zorunluluğu getirilmelidir.
En önemli önlem ise, yapı sigortasının getirilmesi. Yapı polisi türünden önlemlerin yararlı olabileceğini sanmıyorum. Çünkü, bu olay polisiye bir olay değiI, konu ekonomik. Yapı sigortası, işi herkes adına denetleyecek. Öncelikle, kullanılması uygun bulunan, standarda uygun belli ürünleri kendi lis­tesine alacak. Teknik adamı sigortalayacak. Teknik adamın sorumluluğu da kullanacağı malzemelere bağlantılı olarak gelişecek. Mimar, sigortanın belir­lediği ve kabul ettiği listeden malzeme kullanmak zorunda kalacak. Aksi halde mimarın sigortası or­tadan kalkacak. Üretilen veya ithal edilen standart dışı malzemeler ise listede yer alamayacağından kullanılma ihtimali de ortadan kalkacaktır. Böylece belli bir kalite kendiliğinden gelişecek. Bu listenin müteahhitleri de disiplin altına alacağı kuşkusuz­dur.

Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi; kaliteli or­tamlar yaratılmaz ise kaliteli insan yetişmez.