| Kent Boyutunda Bir Koruma Örneği: Safranbolu |
Kaynak :
01.05.1997 -
Yapı Dergisi - 186
|
Yazdır
|
|
Çok kısa bir süre önce Safranbolu’daydık. Safranbolu Türkiye’de kent boyutunda koruma kavramının güzel bir örneği olmanın gururunu sürdürüyor. İçinde yaşadıkları çevrenin değerini kavramış, bunun bilincindeki Safranbolulular da bu gururdan pay alıyorlar. |
Kaymakamlar Evi, Kültür Bakanlığı’nca onarılarak bir müze eve dönüştürülmüş; ancak ne kadrosu, ne elemanı var, Kaymakamlığın desteği ile açık tutulmaya çalışılıyor. Kültür Bakanlığı’nca düzenlenip yaşama döndürülmüş Arasta çok canlı. Cinci Hoca Kervansarayı’nda ise restorasyon çalışmaları sürüyor. Safranbolu’nun geleceğine ilişkin olarak alınmış ciddi kararlar yok. Safranbolu’ya “kültür turizmine adaylık” gibi bir işlev biçiliyorsa da buna yönelik herhangi bir ekonomik ve fiziksel plan hazırlanmamış. Kültür Bakanlığı’nın bile Safranbolu için kesinleşmiş bir kültür politikası yok. Turizmin önündeki en büyük engel ise yatak sayısının azlığı.. Bütün Safranbolu’da 200 otel yatağı, 300 pansiyon yatağı bulunuyor. Bugün sit bölgesinde yeni yapılar yaptırılmıyor, yalnızca mevcutlar onarılabiliyor, restore edilebiliyor. Yapıların restorasyonu başarılı değil. Bu çalışmaların önünde pek çok engel var. Birinci engel, bürokrasidir. Safranbolu, Ankara Koruma Kurulu’na bağlı olduğu ve Kurul’un yörede herhangi bir bürosu olmadığı için, en ufak konuda bile belediye aracılığıyla 220 km ötedeki Ankara’ya gitmek gerekiyor. Koruma Kurulları’nın çalışma yavaşlığını ise hepimiz biliyoruz; bunu Safranboluluların bize anlatmalarına gerek yok. Böylece her girişim, büyük bir zaman kaybıyla aşınıma uğruyor. Öteki engeller ise proje hazırlanmasına ve uygulamaya ilişkindir. Yeterli teknik eleman olmadığı için proje kolay çizdirilemiyor, uygulamada da nitelik ve nicelik olarak yeterli restorasyon ustası yok. Kültür Bakanlığı’nca restore edilmiş olan Kaymakamlar Evi’nin restorasyon düzeyi bile çok tartışılabilir nitelikte… Kısacası, Safranbolu belki turizm bakımından iyi yolda, ama koruma bakımından -atılan pek çok olumlu adıma karşın- hala iyi yolda değil. Restorasyon hızı, yapıların yıpranma hızını aşamıyor. Korurken bozulanlar da işin cabası. Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış olması Safranbolu’ya herhangi bir parasal destek sağlamamış; şimdilik yalnızca bir “aferin”, bir “madalya” olmakla kalıyor. Doğal güzellikleri, ormanları, akarsuları, kanyonları, mağaraları ile, çevredeki eski tarihe ilişkin höyüklerin, kaya mezarlarının ve birçok antik kalıntının yanısıra Safranbolu’da özellikle iki yerleşmeden daha söz etmeden geçmek olanaksız. Bunlardan biri Safranbolu’nun çok yakınındaki Yörük Köyü (3), ötekisi eski Rum Mahallesi. Yörük Köyü, adından da anlaşılacağı gibi Yörüklerin kurup yıllarca yaşadıkları bir köy. Güvenilir olmaları ve ekmek konusundaki uzmanlıkları nedeniyle İstanbul’daki Osmanlı Sarayları’nın fırıncıları olmuşlar, bu yoldan sağlayarak aktardıkları birikimleriyle köylerini Safranbolu’dakilerinin benzeri görkemli konaklarla donatmışlar. Böylesine görkemli konaklardan oluşan bir başka köy görmedim. Ayrıca, köyün paylaşım ruhunu ortaya koyan ortak çamaşırlık ise hayranlık uyandıracak bir anıt olarak ziyaretçilerini ağırlıyor. Kıranköy, Misak-ı Milli ya da Barış Mahallesi olarak anılan eski Rum Mahallesi’ndeki evler, yapım sistemi bakımından Safranbolu’nun geleneksel evlerinden ayrılıyor. Bu evlerde ahşap çatkının yerini çoğu kez taş alıyor ve evler bugün harap durumda olsalar da taş mimarisinin en güzel, en usta örneklerini sergilemekten geri kalmıyorlar. Yine bu mahallede Bizans dönemine dayandığı ileri sürülen, sonradan camiye dönüştürülmüş bir kilise (4) ile yıkık bir hamamın kalıntıları var. Geçmişin görkemli izlerini taşıyan bu çevre de ele alınmayı ve düzenlenmeyi bekliyor. Safranbolulularla yüzyıllar boyunca bir arada yaşayan Rumlar, Lozan Antlaşması sonrasında “mübadele”ye tabi tutulmuşlar. Bugün anlatılanlara göre, Yunanistan’a gitmek istememişler, direnmişler, “Biz Orta Asya’dan gelmiş Hıristiyan Türkleriz” demişler… Kar etmemiş. Gitmelerinden sonra yörede taşçı, duvarcı, terzi sıkıntısı başlamış, Rumların ardından, daha önce benimsenmeyen bu tür işleri Türklerin yapması yadırganmış. O kadar ki, Rumların yerini alan bir taş ustası “Papaz Mehmet” olarak anılır olmuş. Safranbolu örneğinden alabileceğimiz çok ders var. 1. Müze Kent Safranbolu-Safranbolu Hizmet Birliği Kültür Yayını No. 1, Mart 1997. |

