Kent Boyutunda Bir Koruma Örneği: Safranbolu Kaynak : 01.05.1997 - Yapı Dergisi - 186 | Yazdır

Çok kısa bir süre önce Safranbolu’daydık. Safranbolu Türkiye’de kent boyutunda koruma kavramının güzel bir örneği olmanın gururunu sürdürüyor. İçinde yaşadıkları çevrenin değerini kavramış, bunun bilincindeki Safranbolulular da bu gururdan pay alıyorlar.
Ağırlıklı olarak bir Osmanlı kenti olan Safranbolu güzel yerleşmesi, güzel evleri, çarşısı, camileri, çeşmeleri, hanları ile tarihi günümüze aktaran bir müze-kent.
1975 yılının “Dünya Mirası Yılı” olmasından yola çıkılarak önce Safranbolu’da “Mimari Değerler Haftası” düzenlenmiş, bu çaba, daha sonra açılan “Safranbolu Evleri” sergileri ile desteklenmiş. Safranbolu için ilk koruma kararı 1976 yılında alınmış ve buna göre, planlı koruma sağlanıncaya kadar geçiş dönemi yapılaşma koşulları ortaya konmuş. Korunacak yapılar belirlenmiş, yol formunu yaratan öğelerin, yolların ve yol dokusunun, bahçe duvarlarının, doğal görüntünün korunması ve altyapı öğelerinin denetim altında tutulması öngörülmüş.
Daha sonra 1985 yılında Taşınmaz Kültür Varlıkları Yüksek Kurulu’nca şehrin iki bölgesi, eski kışlık ve yazlık yerleşimler “Şehir ve Bağlar”, “kentsel sit alanı” ilan edilerek bugün sayıları 1008’i bulan sivil mimarlık yapıtı ve anıt, koruma altına alınmış. İlçe merkezinde bulunan çoğu 18. ve 19. yüzyıllarda yapılmış yaklaşık 2000 evin 800’ü şimdi koruma kapsamında. Ancak, Bağlar bölgesinin ikinci dereceden sit alanı olarak kabul edilmesiyle çevresindeki bitek tarım alanlarının yapılaşmaya açılması ve daha önce en az 2000 m² olan parsel boyutunun 800 m²’ye indirilmesiyle yoğunluğun arttırılması, çevrenin korunması açısından zedeleyici olmuş. Yine aynı kararla, kentin koruma imar planının Belediyece yaptırılması ilkesi benimsenmiş. Böylece, hazırlatılan Safranbolu Koruma imar Planı ise 1991’de onaylanarak uygulamaya konmuş (1).
Fikri Sağlar’ın bakan olduğu dönemde, Kültür Bakanlığı ‘nın 1991’deki başvurusu üzerine, 1994 yılında da Safranbolu UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış, yine aynı dönemde, seçilen bir sokak üzerinde (2) yer alan 28 evin dış cepheleri ile çatıları Kültür Bakanlığı desteğiyle onarılmış, Arasta yeniden düzenlenmiş.
Safranbolu gerçekten de bir ölçüde korunabilmiş ve tarihsel varlığını bugünlere büyük ölçüde taşıyabilmişse bu, yalnızca Koruma Kurullarının aldığı kararlar sayesinde olmamış, bunda daha çok ekonomik etmenler rol oynamıştır. Tarihte büyük bir ekonomik merkez olan Safranbolu, hemen 8 km ötesindeki Karabük’ün, Demir-Çelik tesislerinin 1937 yılında kurulmasıyla başlayan ekonomik gelişmesi ile, bir bakıma gözden düşmüş ve böylece doğası, tarihi ve kültürüyle yağmalanmaktan kurtulabilmiştir. Karabük’ün, Demir-Çelik tesislerinin kurulmasıyla başlayan serüveni ise hızlı büyüyen bir Anadolu kasabasının geçirdiği evrelere paralel bir grafikle il olmasına kadar gitmiştir. Eski, görkemli Safranbolu, bugün Karabük ilinin bir ilçesidir ve yalnızca yönetsel bakımdan değil, ekonomik bakımdan da Karabük’e bağımlıdır. Safranbolu’da oturanların çok büyük bir oranı Karabük’te çalışmaktadır. Safranbolu için alınmış olan koruma kararları, korunması gereken “eski”yi korurken, yeni yapılaşmanın, korunan bölgelerin dışında oluşmasını sağlamıştır. Kanımca, koruma olgusunun Safranbolu’ya sağladığı en önemli avantaj bu olmuştur.
Gelelim Safranbolu’da korumanın ne denli başarılı olduğuna..
“Koruma”yı “dokundurmamak” şeklinde algılıyorsak, Safranbolu’da bu yolda bir başarı sağlanmıştır; “yaşatmak” diye algılıyorsak, bu anlamda bir başarı henüz söz konusu değildir, çünkü Safranbolu’nun korunan bölgelerinde bulunan eski yapılar yeterince yaşamıyorlar. Safranbolu’nun ekonomik bakımdan görkemli dönemlerinde yapılmış, her biri konak büyüklüğündeki evlerin çoğu bugün artık eski işlevleriyle kullanılabilirliklerini yitirmişler. Safranbolu’da ataerkil aile yapısı bitmiş, Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi çekirdek aileye geçilmiş. Üç kuşak birada yaşamıyor artık; genç çiftler yaşamın daha kolay, asgari konforun daha iyi sağlanabildiği apartman yaşamını yeğler olmuşlar. Ayrıca aile planlaması sorunu çok önceden çözüldüğü için ailelerin ortalama 1-2 çocuğu var. Şimdi çoğunlukla yaşlılar oturuyor eski konaklarda, ya da konaklar, bir bakıma bekçilik yapabilecek ailelere kiraya veriliyor veya kaderlerine terk ediliyor.
Artık, yeni ailelerin yaşamına bol gelmeye başlayan Safranbolu evlerine, ayakta kalabilmelerini sağlamak için yeni işlevler bulmak gerekiyor. Doğal olarak, onarım için de para… Evlerin, konakların bir bölümü çoğu kez yap-işlet-devret türünden anlaşmalarla otel, pansiyon, lokanta, kafe, bar türünden ticari işletmelere dönüştürülmüş. Büyük bir bölümünün üzerinde “satılık levhaları” var.
1904 yılında yapılmış olup 1976’da yanan Hükümet Konağı, ödenek yetersizliği nedeniyle onarılamadığı için yalnızca ana duvarlarıyla ayakta. Asmazlar Konağı’nı T. Turing ve Otomobil Kurumu 1976-90 arasında 14 yılda restore edip bir otel haline getirebilmiş.

Kaymakamlar Evi, Kültür Bakanlığı’nca onarılarak bir müze eve dönüştürülmüş; ancak ne kadrosu, ne elemanı var, Kaymakamlığın desteği ile açık tutulmaya çalışılıyor. Kültür Bakanlığı’nca düzenlenip yaşama döndürülmüş Arasta çok canlı. Cinci Hoca Kervansarayı’nda ise restorasyon çalışmaları sürüyor.
Safranbolu’nun geleceğine ilişkin olarak alınmış ciddi kararlar yok. Safranbolu’ya “kültür turizmine adaylık” gibi bir işlev biçiliyorsa da buna yönelik herhangi bir ekonomik ve fiziksel plan hazırlanmamış. Kültür Bakanlığı’nın bile Safranbolu için kesinleşmiş bir kültür politikası yok. Turizmin önündeki en büyük engel ise yatak sayısının azlığı.. Bütün Safranbolu’da 200 otel yatağı, 300 pansiyon yatağı bulunuyor.
Bugün sit bölgesinde yeni yapılar yaptırılmıyor, yalnızca mevcutlar onarılabiliyor, restore edilebiliyor. Yapıların restorasyonu başarılı değil. Bu çalışmaların önünde pek çok engel var. Birinci engel, bürokrasidir. Safranbolu, Ankara Koruma Kurulu’na bağlı olduğu ve Kurul’un yörede herhangi bir bürosu olmadığı için, en ufak konuda bile belediye aracılığıyla 220 km ötedeki Ankara’ya gitmek gerekiyor. Koruma Kurulları’nın çalışma yavaşlığını ise hepimiz biliyoruz; bunu Safranboluluların bize anlatmalarına gerek yok. Böylece her girişim, büyük bir zaman kaybıyla aşınıma uğruyor. Öteki engeller ise proje hazırlanmasına ve uygulamaya ilişkindir. Yeterli teknik eleman olmadığı için proje kolay çizdirilemiyor, uygulamada da nitelik ve nicelik olarak yeterli restorasyon ustası yok. Kültür Bakanlığı’nca restore edilmiş olan Kaymakamlar Evi’nin restorasyon düzeyi bile çok tartışılabilir nitelikte…
Kısacası, Safranbolu belki turizm bakımından iyi yolda, ama koruma bakımından -atılan pek çok olumlu adıma karşın- hala iyi yolda değil. Restorasyon hızı, yapıların yıpranma hızını aşamıyor. Korurken bozulanlar da işin cabası. Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmış olması Safranbolu’ya herhangi bir parasal destek sağlamamış; şimdilik yalnızca bir “aferin”, bir “madalya” olmakla kalıyor.
Doğal güzellikleri, ormanları, akarsuları, kanyonları, mağaraları ile, çevredeki eski tarihe ilişkin höyüklerin, kaya mezarlarının ve birçok antik kalıntının yanısıra Safranbolu’da özellikle iki yerleşmeden daha söz etmeden geçmek olanaksız. Bunlardan biri Safranbolu’nun çok yakınındaki Yörük Köyü (3), ötekisi eski Rum Mahallesi.
Yörük Köyü, adından da anlaşılacağı gibi Yörüklerin kurup yıllarca yaşadıkları bir köy. Güvenilir olmaları ve ekmek konusundaki uzmanlıkları nedeniyle İstanbul’daki Osmanlı Sarayları’nın fırıncıları olmuşlar, bu yoldan sağlayarak aktardıkları birikimleriyle köylerini Safranbolu’dakilerinin benzeri görkemli konaklarla donatmışlar. Böylesine görkemli konaklardan oluşan bir başka köy görmedim. Ayrıca, köyün paylaşım ruhunu ortaya koyan ortak çamaşırlık ise hayranlık uyandıracak bir anıt olarak ziyaretçilerini ağırlıyor.
Kıranköy, Misak-ı Milli ya da Barış Mahallesi olarak anılan eski Rum Mahallesi’ndeki evler, yapım sistemi bakımından Safranbolu’nun geleneksel evlerinden ayrılıyor. Bu evlerde ahşap çatkının yerini çoğu kez taş alıyor ve evler bugün harap durumda olsalar da taş mimarisinin en güzel, en usta örneklerini sergilemekten geri kalmıyorlar. Yine bu mahallede Bizans dönemine dayandığı ileri sürülen, sonradan camiye dönüştürülmüş bir kilise (4) ile yıkık bir hamamın kalıntıları var. Geçmişin görkemli izlerini taşıyan bu çevre de ele alınmayı ve düzenlenmeyi bekliyor.
Safranbolulularla yüzyıllar boyunca bir arada yaşayan Rumlar, Lozan Antlaşması sonrasında “mübadele”ye tabi tutulmuşlar. Bugün anlatılanlara göre, Yunanistan’a gitmek istememişler, direnmişler, “Biz Orta Asya’dan gelmiş Hıristiyan Türkleriz” demişler… Kar etmemiş. Gitmelerinden sonra yörede taşçı, duvarcı, terzi sıkıntısı başlamış, Rumların ardından, daha önce benimsenmeyen bu tür işleri Türklerin yapması yadırganmış. O kadar ki, Rumların yerini alan bir taş ustası “Papaz Mehmet” olarak anılır olmuş.
Safranbolu örneğinden alabileceğimiz çok ders var.

1. Müze Kent Safranbolu-Safranbolu Hizmet Birliği Kültür Yayını No. 1, Mart 1997.
2. Arasta arkası ve Eski Hükümet Konağı Sokağı.
3. Osmanlı döneminde Safranbolu iki kazadan oluşurdu: Merkezde bulunan Medine-i Taraklı Borlu ve bugün Yörük Köyü olarak anılan Yörükan-i Taraklı Borlu.
4. Hagios Stephanos Kilisesi.