Köprüden geçti barış! Kaynak : 13.07.2005 - Cumhuriyet Gazetesi Gezi Eki | Yazdır

Mostar köprüsünün yeniden yapı­lıp açılışı sırasında oradaydım. Bos­nalılar 1992 – 1995 arasında yaşadıkları ce­hennemin kötü izlerini üstlerinden ata­bilmiş değildi ve geleceğe dönük kuşku­ları da sürüyordu. Tarihi köprü 9 Kasım 1993’te Hırvatların bombardımanı so­nucu yıkılmıştı. Barışın sağlanmasından sonra köprü ve iki ucundaki kuleler Tür­kiye’nin de içinde bulunduğu uluslara­rası bir konsorsiyum tarafından eski şek­line uygun olarak yeniden yapıldı. Öz­gün adıyla Stari Most yani “Eski Köp­rü”nün bu kez “Barış Köprüsü” olma­sını diliyordu herkes.
 
Osmanlı’nın Mostar’ı

Bosna 1463’te Osmanlılar tarafından alınıp bir sancak haline getirildi. 1580′ den sonra önemli bir uç eyaleti oldu. Mostar ise 1530′ da sancağın geçici merkezi olduktan sonra çok gelişti. Mostarlıların isteği üzerine Osmanlı yönetimi Neretva ırmağı üzerindeki, zincirlerle taşınan eski ahşap köprünün yerine yeni bir taş köprü yaptırmaya karar verdi. Osmanlı, mimarlığa toplumsal ve ekonomik değişimlerin bir aracı olarak bakıyordu. Kanuni Sultan Süleyman bu amaçla Mimar Hayrüddin’i 1557’de Mostar’a gönderdi; köprünün inşaatı 1566’da bitti ve zamanlada kentin gururu, simgesi oldu.


 

Bosna’ da nüfusun çoğunluğu, Osmanlıların gelmesinden sonra Müslü­manlığı benimseyen yerli halk ve Türk göçmenlerden oluşuyordu. İlk cami 1475’te yapıldı. 1557’de Mehmet Bey Karagöz’ün yörenin en güzel camisini, Karagözbey Camisi’ni yaptırmasının ardından, bu camiyle yarışmak üzere başka camiler yapıldı. Camileri çeşmeler, hamamlar, imaretler, hanlar, izledi. Mahalleler kuruldu. Mostar, Türklerin Avrupa’ da yarattığı bir kent haline geldi. Ne var ki Osmanlı döneminde inşa edilen 36 camiden bugün 14’ü ayakta.  

Bosna’nın geleceği

 
Bizi Mostar’da Saraybosna’ya getiren şoför dertliydi. Başlarından geçenleri yol boyu anlatırken bir yandan da bugünkü sıkıntılarını ve geleceğe dönük kaygılarını dile getiriyordu. Özetle şöyle diyordu: “Evet, savaş bitti. Şimdi, yıkılanlar onarılıyor. Ancak ekonomik olarak çöktük. İşyeri yok, iş yok. Bir yer­de iş yoksa hayat da yoktur. Bu bakım­dan Hıristiyanlar bize göre daha iyi ko­numdalar. Batının desteğini alıyorlar. Hırvatların, Sırpların fabrikaları var, bi­zim yok. Ailede benden başka herkes iş­siz. Bu nedenle oğlum evlenemiyor. Ço­luk çocuğu olamayacak. Ortalığı karış­tıranlar hep siyasetçiler. Benim oğlum 16 yaşında savaşa giderken başkanın oğlu aynı yaşta, İngiltere’ye okumaya gitti. Bugün benim oğlum işsiz, onun oğlunun işi var. Bu durumda herkes yurtdışına göç peşinde. Gençler Batı ve Kuzey Avru­pa’ya gidiyorlar; burada yalnızca ak saç­lılar kalıyor. Asimile etmek amacıyla Av­rupalılar göçe kolaylık gösteriyorlar. Sa­yımız giderek azalıyor. Osmanlı’ dan ka­lan anıtların onarılması iyi, ancak cami fabrika yapmaz, fabrika cami yapar.”
 
Saraybosna’ da görüştüğüm, üniver­site çevresinden bir aydın da benzer gö­rüşleri sıralıyordu: “Yaşanan, bir haçlı seferiydi, Camileri bombalamakla kalma­dılar, bizi kurşunladılar Müslüman’ız diye. Evet camiler yeniden yapıldı, ama endüstri tesislerimiz yok oldu; kısacası fakirleştik. Savaş öncesinde ekonomi­miz Avrupa ortalaması düzeyindeydi, bugün onun çok altında. Tek tesellimiz hayatta kalabilmek oldu.

Yeniden yapılan Mostar köprüsü için herkesin dileği “Barış Köprüsü” olması…