| Olaylar-Yorumlar.. (UIA 2005 İstanbul Dünya Mimarlık Kongresi’nin Ardından – Istanbul City Guide Rezaleti – Mimarlık ve Diploma |
Kaynak :
01.08.2005 -
Yapı Dergisi - 285
|
Yazdır
|
|
UIA 2005 Dünya Mimarlık Kongresi 3-7 Temmuz günleri arasında İstanbul’da yapıldı. Kanımca, başarılı bir buluşma oldu. Dünyanın çeşitli yörelerinden gelmiş mimarlar, mimarlık öğrencileri, mimarlık gönüllüleri İstanbul’da buluştular ve kongre süresince bir etkinlikten ötekine koşuştular. Özellikle gençlerin coşkusu görülmeye değerdi. Daha önce de yazdığım gibi, kongreden en büyük beklentimiz, “mimarlık”ın ülke gündemine taşınması olabilirdi. Beklenen gerçekleşti… Kongre öncesinde, sırasında ve sonrasında “mimarlık” medyada geniş ölçüde yer aldı ve ülkenin en önemli gündem konularından biri haline geldi. TV’ler özel programlar yaptılar, gazeteler ekler çıkardılar, sayfalar ayırdılar. Ülkemiz mimarlarının yıllardan beri söylediklerini, bir hafta boyunca yabancılardan duymak, medyamızı çok ilgilendirdi; söylenenleri yepyeni şeyler duymuş gibi büyük bir merakla dinleyip görüntüleyip aktardılar. Medyadaki yansıma ve programların uzantıları hâlâ sürüyor. Mimarların İstanbul buluşmasına resmi rakamlara göre 128 ülkeden yaklaşık 6000 kişi katıldı. Ancak kayıtdışı sızmalarla bu rakamın 7000’i aştığı söyleniyor. Bu rakam 1996’da yine İstanbul’da düzenlenen Habitat II buluşmasının katılım rakamının çok üzerinde. O zamanlar Habitat II’ye 25 bin kişinin katılacağı yetkililerce söylenmiş, ancak organizasyon hataları nedeniyle, katılım 5 bin kişiyle sınırlı kalmıştı. Katılım bakımından Dünya Mimarlık Kongresi, resmi rakamlara göre bile Habitat II’yi yüzde 20 aşmış bulunuyor, böylece Türkiye’deki kongreler için de bir rekor oluşturuyor. Toplam katılım rakamı, UIA’nın son toplantılarına bakıldığında 12 bin kişilik katılımlı Barcelona’nın gerisinde, 6 bin katılımlı Pekin’in ve 3 bin katılımlı Berlin’in ilerisinde… Katılımın ayrıntılarına gelince… Türkiye’den katılanların oranı % 30.47; onu Yunanistan(% 5.10), Kazakistan (% 1.98), Rusya (% 1.94), İran (%1.83), Çin (% 1.65), ABD (% 1.54), Almanya (% 1.54), Avusturya (% 1.16) izliyor. Yüzde 30’larda kalan iç katılımın, beklenenden az olması 400 dolarlık katılım ücretinden kaynaklanmış gibi görünüyor. Öğrenci katılımı ise 1/3 oranında oldu. Gelelim Konferansa ve Etkinliklere… Yedikule Zindanları’ndaki açılış toplantısının görkemli olduğunu söylemek zor. Ortamı, organizasyonu, tören ve ikram düzeni iyi değildi. Açılışa katılan Başbakan ve İstanbul Belediye Başkanı yaptıkları konuşmalarda mimarlıktan yana, mimarlığı önemseyen sözler söylediler. Uygulamaların, sözleriyle ne denli örtüşeceğini zaman gösterecek. Daha sonra resmi konuşmaların bir bölümü, dinleyicilerin yemek alanına erken geçmeleri ve ikramın başlamasıyla boşa gitti. Ertesi sabah başlayan kongre daha düzenliydi. Kongreye katılanlar bir etkinlikten ötekine koşmaya başlamışlardı bile. Özellikle de dünyaca ünlü mimarların sunuş ve konuşmaları bu işe ayrılmış olan iki salondan her birinin kongre boyunca 2000-2500 kişiyle dolmasına neden oldu. İngilizce’deki deyişle “archistar”lar ya da star mimarların konuşmaları en çok izleyici çeken etkinliklerdi. İstanbul’a ana konuşmacı olarak gelen star mimarların sayısı da öteki UIA kongrelerine göre bir rekor oluşturmuştu. Gelecekleri duyurulmuş olan 30 ana konuşmacı mimardan yalnızca 23’ü gelmişti, ama bu sayı da yine rekor düzeyindeydi. Star mimarların sunulmalarında zaman zaman abartılar görüldü. Bu abartılar, “star mimar” sisteminin genelde mimarlık için ne denli yararlı ya da zararlı olduğu konusunun bir kez daha tartışılmasını gündeme getirmelidir diye düşünüyorum. Nitekim Doğan Kuban ve Torino’lu mimar Riccardo Bedrone de YAPI’nın bu sayısında bu konuya değiniyorlar. Kongreye gönderilmiş olan yaklaşık 558 bildiri vardı; bunların arasından seçilen 264’ü ile 202 poster çalışması kongrede sunuldu; 16 multimedya gösterisi yapıldı; ayrıca söyleşi odaları ve 3 serbest kürsü ile, çoğunluğu Kongre Vadisi’nde olmak üzere İstanbul’un çeşitli noktalarında 160 sergi… “Aşırı-Extreme” konulu uluslararası öğrenci yarışmasına da çeşitli ülkelerden 1100 proje gelmişti. Ayrıca birçok uluslararası mimarlık örgütü fırsattan yararlanarak toplantılarını İstanbul’da yaptılar. Etkinlikler yalnızca kongre vadisinde değil, İstanbul’un birçok noktasında sergiler ve tanıtım panolarıyla boy göstererek, yalnızca kongreye değil, İstanbul’a da büyük bir canlılık getirdi. Buna karşılık, açılan fuar, katılım ve ziyaretçi bakımından sönük kaldı. Organizasyonun, çağdaş Türk mimarların çalışmalarının sunulmasında yüreksiz (ya da gönülsüz) davrandığı izlenimini edindiğimi belirtmek isterim. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa Serbest Mimarlar Dernekleri sergisine Taşkışla’nın arkasındaki açık alanda tek başına, gözlerden uzak, korumasız bir noktada yer verilmesi olsa olsa bu çalışmaların gösterilmek istenmediği anlamına gelir diye düşünüyorum. Yağmurda ıslanan, fırtınada uçuşan, sonra da elli adedi çalınan ciddi bir emek ürünü panolar… Organizasyon, sanırım, yalnızca tarihsel mimarlık mirasımızın ortaya konmasından yanaydı; bu nedenle çağdaş mimarlığımızın konuklara gösterilmesini pek düşünmemişti. Anlaşılıyor ki, Türk mimarlığının yalnızca yüzyıllar öncesi örnekleriyle temsil edildiğini düşünüyorlar, çağdaş üretimi küçümsüyorlar ya da görmekten kaçınıyorlar. Bu durum bana, çocuklarından utanan kimi ailelerin içinde bulundukları buruk psikolojiyi çağrıştırdı. Nitekim, gelen yabancı mimarlar, yalnızca Gökkafes, Haydarpaşa düzenlemesi türünden konuların eleştirilmesine ortak edildiler. Kısacası, organizasyonun anlayışı nedeniyle, çağdaş iyi örnekleri ortaya koymaktan kaçınırken, hatalarımızı ön plana çıkarıp garip bir öz savunma yolunu seçmiş olduk. Sonuçta kongre, ülkemiz ve mimarlık ortamımız açısından iyi oldu. Yaşanan kimi aksaklıklara karşın sonuç başarılıydı. Mimarlık adına yaratılan canlı, olumlu havanın ne kadar süreceğini, yararlarının hangi boyutlara varacağını zaman gösterecek. Yurtdışındaki etkiler?.. Kongrenin yurtdışında büyük bir etkisi olacağını sanmıyorum. UIA kongreleri, yapıldıkları ülkenin dışında, mimarlar için bile ancak bir ölçüde ilginçtir. Türkiye’de olduğu gibi dünyada da mimarların pek çoğu genelde UIA’dan ve etkinliklerinden habersizdir. UIA’nın temsil ettiği söylenen 1,3 milyonluk mimar sayısına oranla dünya kamuoyundaki etkisi ve etkinliği hiç denecek kadar azdır. Ayrıca büyük sayıdaki üyelerin temsili bu tür örgütlerde yönetimlere pek yansımaz, bireylerin katkısı sıfır mertebesinde kalır. Buna karşılık, yöneticiler tabandan destek almadıkları halde büyük sayıları öne sürerek güçlerini kanıtlamak iddiasını taşırlar. Durum Uluslararası Mimarlar Birliği UIA için de, benzer öteki kuruluşlar için de böyledir. |
Kongre bir deklarasyon yayımladı mı? Hayır… Buna zaten pratikte de olanak yoktu. Kongrenin son günü dağıtılan “UIA 2005-İstanbul Dünya Mimarlık Kongresi İstanbul Deklarasyonu” adlı bir metin kapanış oturumunda okundu. Türkiye Mimarlar Odası’nca hazırlandığı anlaşılan metin yalnızca okundu; oylanmadı, kabul de edilmedi. O sırada salonda yalnızca bin kişi kadar kaldığı için, oylanıp kabul edilseydi bile sayısal nedenle kongrenin resmi deklarasyonu olamazdı. Sonraki günlerde, Oda Başkanı Oktay Ekinci’nin, “Kapanış Oturumu’nda okunarak binlerce katılımcının alkışlarıyla ilan edilen deklarasyonu tarihsel bir belge olarak okurların da arşivlerine armağan ediyorum” diyerek aktardığı metin bu olmalı (1). Bu noktanın üzerinde durmam, ileride olabilecek kimi yanlışlıkları önlemek kaygısından kaynaklanıyor: Araştırmacılar onaylanmamış bir metni, onaylanmış sanarak alıntılar yapma yanılgısına düşebilirler.
YAPI’nın bu sayısı ağırlıklı olarak XXII. Dünya Mimarlık Kongresine ayrıldı. Bu sayıda, Kongrenin yetkililerinden Oktay Ekinci, Suha Özkan ve Doğan Kuban’ın yazılarının yanısıra arkadaşlarımızın kimi ünlü konuk mimarlarla yaptıkları ilginç söyleşileri bulacaksınız. Istanbul City Guide Rezaleti Rehbere göre, “Cumhuriyet’in ilanı İstanbul’un tarihsel statüsünü ve prestijini zayıflatmıştı. İstanbul dini açıdan İslam Dünyasının halifelik merkezi unvanını, dergâhların, tekkelerin kapatılmasıyla da zengin mistik tarihini yitirmişti. Kimi imparatorluk binalarının adlarının ve işlevlerinin değiştirilmesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesi kararlarının da eleştirildiği rehberde, Cumhuriyet döneminde, özellikle de tek parti döneminde İstanbul için olumlu hiçbir şey yapılmadığı ileri sürülüyor, buna karşılık Adnan Menderes döneminde yapılanlar övülüyor. Bizans İmparatorları ile Osmanlı padişahlarının tam listesi ve padişah resimleri verilirken Atatürk adı yalnızca iki yerde geçiyor: Atatürk Müzesi ve Atatürk Kitaplığı’nda. Patlak veren skandal üzerine başta, rehberde önsözü ve fotoğrafı bulunan İstanbul Belediye Başkanı Topbaş olmak üzere, Belediye yetkilileri ve rehberin editörleri dahil hiç kimse sorumluluğu üstlenmedi. Sanki rehber kendi kendine hazırlanmış ve Mayıs 2005’te basılarak delegelerin çantalarına girivermişti. O günden bu yana, sorumlular hâlâ ortada yok. Saptanmaları için herhangi bir çaba olduğunu da sanmıyorum. Oysa rehber Belediyenin rehberi… “Benim dönemimde hazırlanmadı, daha önce hazırlanmış” demek hiçbir şeyi düzeltmiyor. Belediye’nin kurum olarak, en azından bir özür borcu olmalı. Kitap binlerce kişiye dağıtıldı… Konuklar Cumhuriyet’in İstanbul’a nasıl kıydığını ibretle(!) okuyacaklar. Yazık ki Cumhuriyet düşmanları amaçlarına ulaşmış oldular. Mimarlık ve Diploma Oktay Ekinci Mimarlar Odası Başkanı olmasaydı şimdiye dek çok tartışılmış bu konunun, bir kez daha üzerinde durulmaya değmezdi. Ancak, Ekinci Mimarlar Odası’nın başkanı… Söylediklerinin Oda’yı bağladığını düşünüyorum. Şayet bağlamıyorsa Mimarlar Odası bu konuya açıklık getirmeli… Bağlıyorsa, Oda yönetimine bir önerim olacak. Konu, öteki eleştiri gerekçeleri bir yana itilip Ekinci’nin yazısındaki gibi yalnızca bir diploma konusuna indirgenecek olursa… Tadao Ando mimarlık diploması almamış ama, ülkesinin yasalarının gerektirdiği koşulları yerine getirerek aldığı yetkiyle mimarlık yapıyor. Mimarlığını, bilgi ve üstün yeteneğini yalnızca ülkesinde değil, bütün dünyada kanıtlamış. Türkiye’de mimarlık mesleği yasalarla korunmuştur, tıpkı mühendislik, hekimlik, eczacılık gibi… Mimarlık yapabilmek için mimarlık diploması gerekiyor. Nitekim diploması olmayan kişileri Mimarlar Odası üye olarak kaydetmiyor ve onlara mimarlık yapma hakkı tanımıyor. Bu hakkı Nail Çakırhan’a da tanımıyor. Ekinci’yi yasadışı bir olguyu savunmaktan kurtarmak üzere Odaya, ciddiye alırsanız, önerim şudur: Oda bundan böyle, mimarlık diploması olmayan heveskâr kişilerin mimarlık yapmasını savunsun. Doğal ki, bu yetmez; yasaların değiştirilmesi gerekir. Örneğin, çıkarılması beklenen Mimarlık yasasına bu yolda bir madde eklenebilir ve mimarlık mesleğinin uygulanması için diploma zorunluluğu kaldırılır. Ancak bunun da yeterli olmayacağı açık… Uyumlu olmaya çalıştığımız AB yasalarının da bu yolda değiştirilmesi gerekir. Oda Yönetim Kurulu, bu girişimleri ilk toplantısında çalışma programına eklemeli, hattâ bununla da yetinmeyip Nail Çakırhan’ı (Tadao Ando ile aynı kalibrede görüldüğüne göre) gelecek kongre için UIA Altın Madalyasına aday olarak önermeli. Mimarlar Odası bu adımı atarsa, bakarsınız mühendis odaları, tabip ve eczacı odaları da bu yolu izlerler. Böylece akreditasyon vb. dertlerden(!) de kurtulmuş oluruz. 1. O. Ekinci, İstanbul Deklarasyonu, Cumhuriyet gazetesi, 14 Temmuz 2005. |

