| Kriz ve İnşaat Sektörü |
Kaynak :
01.01.2002 -
ODE Pusula Dergisi
|
Yazdır
|
|
2001 ‘de yaşanan ekonomik krizin inşaat sektöründeki yansımaları üzerine İMSAD Yönetim Kurulu Başkanı Doğan Hasol’un görüşlerini aldık. Son 3 yıl içinde Türk İnşaat Sektörü nasıl bir gelişme gösterdi? 2001 yılında yaşadığımız ekonomik krizin sektöre yansımaları ne şekilde oldu? Türkiye için lokomotif ve sünger sektör olarak nitelendirebileceğimiz inşaat sektörü birkaç yıldan beri küçülüyor. 1999’da %12.7 küçülen inşaat sektörü; 2000’de bir önceki yıla göre %5.8 oranında bir büyüme yaşadı. Ancak bir önceki yılın küçülmesi dikkate alındığında 2000 yılında inşaat sektöründe 1998’e göre yine %8’lik bir gerileme olmuştur. Yani sektör 1999 ve 2000’de 1998’in gerisinde kalmıştır. Yine istatistiklere göre 2001’in ilk altı ayında da durum hiç parlak değil. Önceki yılın ilk altı ayına göre sektörde %8.9’luk bir küçülme vardı. İlk altı ayda konutlar için alınan ruhsat ve izin belgeleri rakamları da küçülmenin süreceğini gösteriyor. Önceki yılın ilk altı ayına göre ruhsatlarda %24.3 oranında, izin belgelerinde ise % 12 oranında azalma olmuştur. Maalesef son altı ayda da durumun daha iyi olmasını sağlayacak olumlu gelişmeler yaşamadık. Oysa inşaat sektörü Türkiye için çok önemli bir sektör. Birincisi bu sektörün Türkiye ekonomisi içindeki payı çok büyük. Türkiye’deki bütün yatırımların %50’sini yıllardan beri inşaat sektöründeki yatırımlar oluşturmaktadır. İkincisi inşaat sektörü lokomotif sektördür. Ülkemizde inşaat sektörünün 330 sanayi kolunu yanında götürdüğü ifade edilmekte. İnşaat sektöründe duraklama olduğunda buralarda da olması söz konusu. Üçüncüsü inşaat sektörü sünger sektördür. Sektör düz işçi ile üretimini sürdürebildiği için çok kolaylıkla işsizliği emiyor. Dördüncüsü ise inşaat sektörünün dış girdilere çok fazla ihtiyacının bulunmaması. Sektör dışa bağımlı olmadığı için iç kaynaklarla gelişmesini sürdürebiliyor. İhracattaki payı nedir? Buna ilişkin veriler var mı? Var tabii ki. Yapı malzemesi DİE tarafından sanayi kesimi içinde kabul ediliyor ve Türkiye sanayisinin % 10’unu oluşturuyor. Ayrıca toplam ihracatımızın da %10’unu inşaat malzemesi oluşturmakta. Bu da 25 milyar doların içinde 2.5 milyar dolar anlamına geliyor. Peki devlet inşaat sektörü için neler yapıyor? Neler yapmalı? Bizim hükümetlerimizde hep yanlış bir kanaat vardır, fazla inşaat yaparsak enflasyon körüklenir diye. Nitekim 19 Şubat 2001 günü çöken bir önceki ekonomik istikrar programında inşaat sektörünün frenlenmesi öngörülmüştü. Deprem ve yapı denetimi bahanesiyle 27 ilde inşaatların hükümetçe üç ay süreyle durdurulması biraz da bu amaca yönelikti. Ama hemen belirtelim ki enflasyona konan teşhis yanlıştı. Yürürlükteki enflasyon bir talep enflasyonu değil, maliyet enflasyonu idi. Hiçbir malın darlığı çekilmiyordu, buna karşılık üretim az, faizler ve maliyetler yüksekti. Bugün de durum farklı değil. Biraz önce belirttiğim gibi inşaat, Türkiye yatırımlarının %50’sini oluşturuyor. Türkiye inşa etmek zorunda çünkü genç bir nüfusu var. Bunun dışında Türkiye bir deprem ülkesi. 1939 Erzincan depremi hatırlanan en büyük deprem. 40.000 kişi ölmüştü o depremde. Ondan sonra pek çok deprem oldu ama çoğu kırsal bölgede idi. Ama son deprem beş-altı ili kapsayan bir deprem olarak karşımıza çıktı ve çok fazla can ve mal kaybına neden oldu. Türkiye’nin bu yeni durum karşısında öncelikle çürük bina stokunu yavaş yavaş ortadan kaldırması gerekiyor. Bunların içinden güçlendirilebilecek olan binaların desteklenmesi ve umutsuz vaka şeklinde olanların ise bir an önce ortadan kaldırılması şart. Ayrıca, okul, hastane, stadyum gibi, büyük toplulukları barındıran mevcut yapı stoğunu gözden geçirip güçlendirmek de işin bir diğer boyutu. Yıllık konut ihtiyacı ile ilgili yaklaşık bir rakam var mı? 300.000-400.000 konut deniyor her yıl. Son dönemlerde bir de birikme var, ihtiyaç kadar yapılamıyor. Türkiye’deki maliyetler çok yüksek. İnşaat sektörünün daha düşük maliyetlerle, daha akıllıca inşaatlar yapması şart. Teknik adamlar olarak bizim inşaat maliyetini düşürme yolunda adımlar atmamız tabii ki gerekli. Ama bence devlete de burada önemli bir görev düşüyor, o da yeni konut alanları açmak. Çünkü inşaatın girdilerinden birisi inşaatın kendi maliyeti, öteki arsa maliyeti. Türkiye’de arsa maliyetleri çok yüksek. İnsanların konut sahibi olması için arsa fiyatlarının da düşürülmesi lazım. Türkiye’de bugün herkes bir bekleyiş içinde. Bu bekleyiş belki biraz güvensizlik |
ortamından kaynaklanıyor. Türkiye’de kaynak yok değil. İnsanların parası var ama o paralar yatırıma dönüşmüyor. Devlet fakir, yeterince vergi alamıyor. Geçenlerde İMSAD‘ın düzenlediği bir toplantıda, sektörün şikayetlerinin başında, haksız rekabetin yer aldığı dile getirildi. Sektörde çok üst düzeyde üretim yapan kuruluşların yanı sıra çok düşük kalitede üretim yapan, hiçbir standarda uymayan kuruluşlar var. İkinci grupta yer alan kuruluşlar faturasız satış yapıyorlar, standart dışı üretim yapıyorlar, sigortasız işçi çalıştırıyorlar. Neresinden bakarsanız bakın, bunlar devletin kaybı olduğu kadar, sanayicilerin de kaybı. Çünkü sanayiciler kötü ile rekabet etmek zorunda kalıyor. Kötü rekabet ortamında ürün kalitesi düşüyor, kalitesiz üretim yapıldığı için düşük fiyatlara satışlar yapılıyor, faturasız satış yapıldığı zaman en azından % 18 KDV ödenmediği için öteki kuruluşa göre daha ucuza mal verilebiliyor. Devlet ekonomide küçülsün deniyor, çok doğru. Devlet ekonomide küçülsün, ama devlet vergi almayı da bilsin.
Ama bugün devlet küçüleceğine, reel sektör küçülmüş durumda. Maalesef öyle. Bence bugün Türkiye’de hükümetin en büyük eksikliği; finansman darlığına çözüm bulmaya, finans sektörünü kurtarmaya çalışırken, ülkeyi düştüğü durumdan kurtaracak olan üretim sektörüne gerekli özeni göstermeyişi. Bu ülkeyi kurtaracak şey üretimdir, borç almak değil. Bu durumda inşaat firmalarının yapması gerekenler nedir? Şu ortamda bütün firmaların ek bir çaba göstermeleri, çok daha fazla yaratıcı olmaları gerektiği bir gerçek. İşçi çıkartmalar, vardiya azaltmalar bir yol gibi görünüyor ama bunlarla bir yere varamayız. Bugün farklı yöntemler deneyerek değişiklikler yapmamız gerekli. Ama bu görev sadece bize düşmüyor, aynı şekilde siyasilere de düşüyor. Meclis yapısının, birtakım yasaların değiştirilmesi lazım. Siyasiler kendilerine düşeni yaparlarsa, inşaatçılarımız ve sanayicilerimiz de üzerlerine düşeni yapacaklardır. Yeni pazar, yeni kredi, yeni yatırım olanakları arayışına girişeceklerdir. Yeni yasalar sektörü ne yönde etkileyecek sizce? Onların çok kısa sürede bir şeyler getireceğini zannetmiyorum. Ülkemizdeki müteahhit sayısının 40.000 ila 100.000 arasında olduğu söyleniyor. Türkiye’de müteahhit olmak çok kolay. Kişi, ticaret odasına kayıt oluyor, ‘ben müteahhidim’ diyor ve oluyor. Ondan sonra %40-50-60 kırarak inşaat işi alıyor. O fiyatlarla işin yapılmayacağı açık. İşte deprem konutlarında yaşadık. O fiyatlarla kaliteli inşaat yapılamayacağını herkes biliyordu. Türkiye’de uygulanmayan yasalar bolluğu var. İhale yasası yok mu Türkiye’de? Var. Ama son derece kötü bir yasa. Şu anda eksiltmeyle falan iş yaptırmak mümkün mü? Hem %50 eksiltene ihaleyi vereceksiniz hem de o adamdan size sağlıklı bir iş yapmasını bekleyeceksiniz. Böyle bir şey olamaz. Aynı şeyi Proje ve Yapı Denetimi işi için yaşadık. Hükümet “işte, depremde binalar yıkıldı; yıkılmaması için böyle bir denetim sistemi kurarsak binaları kurtarırız” dedi ve alelacele bir yasa hazırlayarak kanun hükmünde bir kararname çıkarttı. Gerektiği gibi etüt edilmeden, sivil toplum kuruluşlarının fikirleri alınmadan yapılan yasa sonunda Anayasa mahkemesi tarafından iptal edildi. Yeni yasa hazırlandı fakat o da öylesine bir telaşla hazırlandı ki Anayasa Mahkemesi’nin iptal gerekçeli kararı bile beklenmeden çıkartıldı. Belki yeni yasa da öteki kanun hükmünde kararnamenin iptaline neden olan hususları içeriyor. Onları içeriyorsa bu yasa da iptal edilecek demektir. 2002’yi nasıl görüyorsunuz? Türkiye bugün ciddi bir güven bunalımı yaşıyor. Türkiye’nin yaşadığı kriz, borç krizi. Devlet vergi toplayacağı yerde, üretime yönelik olmadan, tüketim için borçlandığı için bunlar oluyor. Özellikle 1990’lı yılların başından bu yana üretim yerine finans piyasaları her şeye egemen oldu; onu da yapay bir şekilde borçlanma ile beslediler. Sonucunu da hep birlikte gördük. Bu krizde son hükümetin ne kadar payı vardır? Bunu tartışmaya gerek duymuyorum. Ama onların elinde bu bomba patladıysa bu işin hiç değilse psikolojik olarak, bazı sorumlularının bulunup, ayıklanması gerekirdi. Aynı kadro hala devam ediyor. İnsanlar neye güven duyacaklar? Hükümet son güne kadar “dolar + euro paketi devam edecek, sabit kur devam edecek” diye garanti veriyordu, herşey bir anda değişti ve dalgalı kura geçildi. Şimdi hükümetin bugün söylediklerine ne kadar güvenilebilir ki? Bu güven ortamını yaratmak lazım. Ancak siyasal düzenlemeler yapılırsa, siyasal güven ortamı sağlanırsa ve toplumun dinamikleri devreye girerse 2002 iyi olur. Hiç değilse 2000’i yakalayabiliriz. Siyasiler gölge etmesinler, bu toplum kendi dinamikleri ile kendini kurtarır. 2002 için söyleyeceğim bu .
|

