Kulüpler Zor Dönemeçte Kaynak : 20.01.2000 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Kulüpler malî bakımdan zorda. Özellikle de büyükler.. İşte Galatasaray’ın, Fenerbahçe’nin ve Beşiktaş’ın hali. Galatasaray futbolda yakaladığı başarılarla kamuoyunun gözünde parlak durumda ama, malî yapısı hiç de öyle değil. Fenerbahçe’de yaşananları hep birlikte gördük. Olağanüstü seçim genel kurulu yalnızca toplandı ve dağıldı. Niçin toplandı, niçin dağıldı ? Sonuçta ne oldu, kim ne kazandı, daha da önemlisi Fenerbahçe bundan ne kazandı ? Ya Beşiktaş ?.. Orada yaşananlar yalnızca Süleyman Seba’nın geçen yıl verdiği yeniden aday olmama sözünün yerine getirilip getirilmemesinden mi kaynaklanıyor ?

Kulüplerin kaynamasının kökeninde yönetim sıkıntıları yatıyor. Sporun karakter değiştirerek gösteriye dönüşmesi olgusuna ayak uydurulamadığı ve gelir-gider dengesi iyi kurulamadığı için Kulüplerin hepsi borç batağında. Kimileri bankalara borçlu, kimileri kişilere.. Örneğin, Galatasaray’ın bankalardan döviz bazında aldığı krediler çok yüksek faizler nedeniyle çığ gibi büyüyor. Kulübün gelecek yıllara ilişkin gelirleri bile temlik edilmiş durumda. Fenerbahçe ve Beşiktaş daha şanslı; borçlar daha çok kişilere, yöneticilere. Zaten o kulüplerde pazarlık baştan yapılıyor, kulübe parasal katkı sağlamayı vaat eden kişiler başkan oluyor ya da yönetime giriyor.

Yönetim yeteneği, bilgisi, disiplini ile paranın her zaman aynı kişilerde toplandığını söylemek olanağı yok. Bu çakışma olsa olsa rastlantı olur. Sonuçta, parayı veren kulübü dilediğince, keyfince yönetiyor; kulüp kişilere bağımlı duruma geliyor. Son yıllarda kulüplerin harcamaları, savurganlıkla öylesine abartılı düzeylere getirildi ki, artık, kişilerin parasal katkılarıyla güçlüklerin üstesinden gelinmesine olanak kalmadı. Cumartesi günü Fenerbahçe’de başkan adayı çıkmamasında bunun da payı aranmalıdır.

Galatasaray’ın yönetim geleneği öteki kulüplerden farklıydı. Galatasaray yöneticileri paralarıyla değil, meslekî başarıları ya da toplumdaki yerleriyle tanınan kişilerdi. Artık, durum Galatasaray’da da giderek değişiyor.

Süren ve arkadaşları yönetimi Galatasaray’ı büyütmekten, kurumlaştırmaktan dem vura vura, bakın nerelere getirdi. Giderler savurganlıkla, hayali projelerle arttı, buna karşılık klasik gelirlere yenileri eklenemedi. Yönetim kusurlarını örtmek için bahaneler sıralanıyor : “Ne yapalım ? Gelirler giderleri karşılamıyor ki..” Gelsin borçlanma.. Şimdi Galatasaray’da da kurtarıcı olarak, akla dayalı sistemler yerine, “paralı başkan”, “paralı yönetici” arayışı üyelerin dilinde. Bu mu büyüme, bu mu kurumlaşma ? Böyle giderse Galatasaray’ın, yönetim biçimi bakımından Fenerbahçeleşmesine hiç şaşmayalım.

1998’de Ergun Gürsoy, Süren ekibiyle seçilmesinin ardından bir röportajda, Galatasaray yönetim kuruluna ilişkin olarak, yeni bir heyecanla işe koyulduklarını vurguladıktan sonra şunları söylüyordu : “Varol Dereli, Mehmet Cansun, Osman Hattat ve Burak Elmas gibi maddi gücü yüksek olan arkadaşlarımla kulübü sırtlayabiliriz”. Bu görüşe tepki olarak 2 Nisan 1998 günü bu sütunda “Eller Cebe Yöntemi” başlıklı yazımda şöyle demişim : “Galatasaray’ın iki yıl önceye kadar, 1992-96 arasında hiç kimsenin cebine muhtaç olmadığını çok iyi biliyorum. Şimdi sırtlanması gerekiyor.”

Sorabilir miyiz : Kulüp sırtlandığı halde niçin bu durumlara geldi ? Yoksa sırtlanmadı mı ?