Lahmacun kültürü mü, hamburger kültürü mü ? Kaynak : 09.01.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

İnönü Stadının cephesine konan kocaman reklamlar tartışma konusu oldu. Daha çok da Dolmabahçe Sarayı tarafındaki giriş cephesine konulan hamburgerci reklamı tartışılıyor. Ya öteki cephelere konanlar ? Onlar önemli değil mi ? Tartışılan niçin yalnızca hamburgerci reklamı ? Telefoncu reklamı tartışma dışı mı oluyor ?

Meslektaşım sevgili Behruz Çinici, McDonald’s reklamı için, “lahmacun kültürünün bir sonucu” demiş. Niçin lahmacun kültürü de, hamburger kültürü değil ? Lahmacunun günahı ne ? Siz yiyene bakın.. Kaldı ki konulan, lahmacun reklamı da değil.

Sarayın karşısına stadyum yapmak ne kültürüydü acaba ? O tarihlerde lahmacun da yoktu,
hamburger de. Ya daha sonra stadın adını “İnönü”‘den “Mithatpaşa”‘ya çevirmek ?.. 1950’de iktidar, Halk Partisi’nden Demokrat Parti’ye geçince İnönü adını taşıyan binaların tümünün adları değişmiş, stadın adı da “Mithatpaşa” olmuş ve yıllarca da öyle kalmıştı.

Stadın yerinin doğru ya da yanlışlığının tartışmasını bir yana bırakalım. O yapı mimarlık tarihindeki yerini almış, çevresiyle birlikte korunması gerekli bir yapıdır. Yıllar önce, gece maçları için aydınlatma pilonlarının yerleştirilmesi bile uzun tartışmalara neden olmuştu. Deniz tarafındaki tribünün yükseltilerek büyütülmesi önerileri de Anıtlar Yüksek Kurulu’nca reddedilmişti. Bugün Dolmabahçe – Nişantaşı vadisindeki 2 No.lu parkın haline bakın.. İnönü Gezisi’nin haline bakın. Bütün yeşil alanlar yapılarla kemirildi. Şimdi, BJK İnönü Stadı’nın önüne konan reklamlara karşı kıyamet koparılması sevindirici bir

işarettir, çünkü daha on yıl kadar önce Sarayın bahçesine koskoca otel kondurulurken toplum sessiz kalmıştı. Demek ki çevreye ve binalara saygı bilinci yavaş da olsa uyanıyor artık.

Bundan böyle herkes çevresine daha saygılı, daha duyarlı olmak zorunda. “Arsa benim, bina benim; dilediğimi yaparım” anlayışı Türkiye’de de unutulmalı artık. Binalar en vahşi kapitalizmde bile yalnızca sahiplerinin değildir, aynı zamanda kentin ve kentlinindir de.. Akaretler’de tarihi yerleşimin ortasına, çağdaş şehircilik ve mimarlık kurallarına aykırı olarak politik baskı desteğiyle dikilen kuleler, onlara izin verenlerin ve ne yazık ki Beşiktaş’ın kente karşı ayıbı olarak ortada duruyor. Şimdi stada yapılanlarla ikinci bir ayıp ortaya çıktı. Sıranın, Fulya’da Beşiktaş Jimnastik Kulübü’ne tahsis edilmiş alanlara gökdelenler dikilmesine geldiği söyleniyor. Bu işte asıl kârlı çıkacak olanlar, Beşiktaş’ın adından ve olanaklarından yaralanacak spekülatörlerdir. Ihlamur Vadisi’ne böyle bir uygulama yapılırsa bu, Beşiktaş’ın kente karşı işlenmiş üçüncü suçu olur. “Oraya zaten bir gökdelen dikildi bile” demek, suçun özrü olamaz; daha önce dikilmiş olanı da bağışlatmaz.

Ne yazık ki kente sahip çıkmaları, onu korumaları gereken yerel yönetimler çeşitli baskılar altında, kentin çirkinleşmesine göz yumuyorlar, hattâ kentsel yağmaya yardımcı oluyorlar.

Tanıdığım Serdar Bilgili’nin bu konulara daha dikkatle eğilerek çok iyi çözümler üretebileceğine inanıyorum.