| Maçlarda Ulusal Marş ve Meclis’te Kavga |
Kaynak :
07.02.2001 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Geçenlerde bir gazetede, “Maçlarda İstiklâl Marşı Okunsun mu ?” tartışması vardı. “Okunsun” ya da “okunmasın” türünden çeşitli görüşler gerekçeleriyle sıralanmıştı. Bilindiği gibi, ulusal marşlar normal olarak ulusal karşılaşmalar öncesinde okunur; ama bizde usul oldu artık, her futbol maçı öncesinde okunuyor. 1990’lı yılların başında PKK terörünün azdığı, ülkeyi kasıp kavurduğu günlerdi.. Baskınlar, sabotajlar, yaralananlar, şehitler.. Futbol karşılaşmaları öncesinde İstiklâl Marşı söylenmesi böylesine duyarlı günlerde kendiliğinden başladı. Bu olayın Ali Sami Yen stadındaki başlangıcını anımsıyorum. Maç başlama töreni sırasında tribünlerden gruplar halinde İstiklâl Marşı yükseldi; marş bitince de, “Kahrolsun PKK” sesleri. Aynı durum, sonraki maçlarda da yinelendi. Her tribünden yükselen farklı sesler tam bir ses kargaşası yaratıyordu. Hakemler, oyuncular, seyirciler, usulüne uygun söylenmese de marşa gerekli saygıyı gösteriyorlardı. Konuyu, Galatasaray Spor Kulübü’nün yönetim kurulunda da görüştük. Yazılı kuralları var mıydı bilmiyorum ama ulusal marşın hangi durumlarda söyleneceği belliydi; lig maçları öncesinde söylenmesi hiç de gerekli değildi, fakat söyleniyordu. Hem de çok kötü bir şekilde. Hiç değilse daha iyi söylenmesini sağlamak için önlemler almalıydık. Ses uzmanları staddaki hoparlörleri öylesine iyi ayarladılar ki çeşitli tribünlerden gelen sesler düzgün bir müzik |
oluşturdu. O zamandan beri de Ali Sami Yen’de her karşılaşma öncesinde ulusal marş böyle söyleniyor. Bir ara UEFA karşılaşmalarının başlangıcında da söylendi, ama UEFA sonradan bu uygulamaya karşı çıktı. Futbol dışındaki öteki spor karşılaşmalarında marşın söylendiğini pek sanmıyorum.
Her maç öncesinde İstiklâl Marşı okunması, marşın saygınlığının korunması bakımından doğru görünmüyor, ama bir toplumsal tepki, bir âdeti kendiliğinden yerleştirmiş oldu. Gelelim bir başka olaya.. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde vekillerimiz yumruk, tekme, tokat birbirlerine girdiler. Olayda bir milletvekili yaşamını yitirdi. İnanılır gibi değil ama, kötü olayın sorumlusunu sayın Başbakanımız buluverdi : Meclis salonunu düzenlerken kürsüyü yeterince yükseltmemiş olan mimar suçluydu (!). Bu değerlendirmeyi şimdilik bir yana bırakıp Meclis’teki kavga olayının ülkeye nasıl yansıyacağını düşünelim. Düşünceleri söyleyerek ikna etmek, konulara hoşgörüyle yaklaşmak yerine, zora, zorbalığa, kaba kuvvete başvurmak.. Bunu kimler yapıyor ? Seçkin milletvekillerimiz.. Hem de yüce Meclisin naklen yayınlanan oturumunda. Bütün ülkenin gözleri önünde gelişen bu olayları gençlere, delikanlılara, çocuklara nasıl anlatıp açıklayacağız ? Bu tür zorbalıkların, kaba kuvvetin spor alanlarına yansımasını, stat anarşisini nasıl önleyeceğiz ? |

