Türkiye Kupası’nda Tutarsızlık Kaynak : 14.02.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Türkiye Kupası yarı final maçlarını kazanan Fenerbahçe ve Gençlerbirliği finale kaldılar. Bunda hiçbir gariplik yok; kendilerini kutlarız. Asıl gariplik bu maçların tek maç halinde oynanmasında ve sahaların kurrayla belirlenmesinde. Dilerseniz Fenerbahçe – Galatasaray yarı final maçının olaylarını anımsatarak konuyu irdeleyelim.

Çekilen kurraya göre maç Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu stadında oynanacaktı. Tek maç ve yanlı bir saha.. Sonuçta, maçı statta 25 bin Fenerbahçe taraftarının yanısıra 2 bin Galatasaraylı izleyebildi.
Maçın yanlı bir sahada oynanacağını göz önünde tutan polis yetkilileri, özgürlük kısıtlayıcı ölçüde geniş çaplı önlemler almak zorunda kalmışlardı. Galatasaraylı seyirciler maç öncesinde Kadıköy iskelesinde biraraya getirildiler ve belediye otobüsleriyle stada konvoy halinde götürüldüler. Galatasaray takımının da stada, her zamanki gibi kendi özel otobüsüyle gelmesine izin verilmedi; üzerinde kocaman “POLİS” yazısı bulunan bir Çevik Kuvvet otobüsü getirdi kendilerini. Maçtan sonra da oyuncular ve teknik kişiler yine bir polis otobüsüyle Florya’ya döndüler.

Maçın bitmesinden bir hayli zaman sonra çıkmalarına izin verilen Galatasaray taraftarları yine belediye otobüslerine dolduruldular. Bu kez zorunlu doğrultu Mecidiyeköy’dü. Kadıköy’de oturan bir baba, Galatasaray tribününden çıkan oğlunu Mecidiyeköy’e gitmekten kurtarmak üzere polislere dil dökmek zorunda kalmış olmaktan yakınıyordu.

Futbol Federasyonunun yanlış kararının bedelini ödemek İstanbul polisine düşmüş ve polis, bütün bu önlemleri almak zorunda bırakılmıştı. Tek maçlı bir yarı final karşılaşmasının yansız bir sahada yer almasından daha doğal ne olabilirdi ?

Nedense, sorun yaratmakta üstümüze yok; önce sorunu yaratırız, sonra çözmeye çalışırız. Böylece, polis sıkıntıya düşürülmüş, gereksiz yere meşgul edilmişti, Galatasaray kafilesi de, seyircileri de baskı altında kalmışlardı.

Yine stat dışında kendini bilmez kişiler Galatasaray yöneticilerinin otolarına saldırdılar. Ertesi günkü Milliyet’ten bir alıntı : “Linç tehlikesi geçiren ve taş yağmuruna tutulan Başol (GS yöneticisi), polis tarafından kurtarıldı”.

Konuk seyircilere ve takıma uygulanan baskı yalnızca stat dışında olan bitenle de kalmamıştı. Sonucu belirleyecek tek maçta tribünlerde, ev sahibinin 25 bin, buna karşılık konuk takımın yalnızca 2 bin destekçisi vardı. Hoparlörlerde yoğun Fenerbahçe marşları, haykırılarak verilen Fenerbahçe golleri.. Yine Milliyet’in haberi : “Galatasaraylı oyuncular sahayı terk ederken tribünlerden yabancı madde yağdı”..

“Ya bütün bunlar Ali Sami Yen’de olsaydı, bunları Galatasaray yapsaydı ?” diyebilirsiniz. Hiç kuşkunuz olmasın ona da karşı çıkardım. Ben kulüpleri değil, ilkeleri tartışıyorum. Futbolun, Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiği bir zaman diliminde bu olanlar size normal görünüyor mu ? Başka bir soru : Federasyon bu tutarsız, dengesiz kararı alırken kulüp yönetimleri uykuda mıydılar acaba ?

Bir sürü yanlıştan bir doğru çıkmıyor. Olanlar geride kaldı.. Federasyona ve kulüp yönetimlerine ders olmasını umalım.