| Mimar’dan Arkitekt’e… |
Kaynak :
01.07.1994 -
Yapı Dergisi - 152
|
Yazdır
|
|
1931 yılında yayınına başlanan MİMAR Dergisinin adının ARKİTEKT’e niçin çevrildiğini bilmiyordum. MİMAR’ın son sayısında da, ARKİTEKT’in ilk sayısında da bu konuda bir açıklama yoktur. Zeki Sayar derginin çıkış öyküsünü anlatırken buna da açıklık getiriyor: |
Nedense, “Arkadaş, senin ya da bu fuarın Fin bayrağıyla ne işi var?” diye sormak gereğini duymamıştı. Yunan’a karşı çıkan kafa, nedense Fin’e karşı çıkmıyordu, hatta hoşgörüyle bakıyordu. Garip bir anlayış. Amacım kişileri eleştirmek değil, hele Zeki Sayar’ı ve arkadaşlarını asla .. Yalnızca toplumsal bir rahatsızlığa parmak basmak istedim. Aynı hataları hepimiz yapabiliyoruz. İki yıl önce Ankara da YAPI fuarının yanı sıra bir de tasarım fuarı düzenliyorduk. İşin uluslararası niteliğini anlatmak ve dış ilişkilerde kolaylık sağlamak için adını “Design ’92” koymuştuk. O zaman Ankara Belediye Başkanı olan Murat Karayalçın açılış konuşmasını yaparken fuarın adının Türkçe yerine İngilizce’den alınmış olmasını -haklı olarak- eleştirdi. Ama Ankara Belediyesi’nin olan ve Sayın Murat Karayalçın’ın başkanlığı döneminde açılmış bulunan aynı fuar alanının adı da Altınpark Expo Center idi. Söz konusu fuar alanı bugün de aynı adla anılıyor. İletişim çağının yaygınlaştırdığı olanaklar ve küreselleşmeyle, bütün diller aynı hastalıklarla karşı karşıya. En yaygın tehlike: Amerikan kuşatması ve İngilizce. Fransızlar dillerini korumak için kısa bir süre önce bir yasa (1) bile çıkararak duvar ilanları ve reklamlarda İngilizce sözcükler kullanılmasını yasakladılar. Buna karşılık şimdi de İngilizlerin, İngilizce’deki Fransızca sözcükleri ayıklama girişimleri var. Bizde ise henüz ciddi bir bilinçlenme yok. Biz ulus olarak her an, bir salıncakta hep bir uçtan ötekine kolan vurup gideriz: doğudan batıya, batıdan doğuya. Arapça’dan Farsça’dan kurtulmak isterken Fransızca’nın, İtalyanca’nın, İngilizce’nin, dolaylı olarak da, bunların kökenini oluşturan Yunanca ile Latince’nin tuzağına düştük. Gitsin lokanta, gelsin restoran (2). Ne bulursak yiyoruz. Cihat Burak’ın ince deyişiyle “buyurun restoran lokantasına.” Yazmayı, söylemeyi bile doğru dürüst beceremediğimiz sözcüklerden oluşan bir dil kullandığımız için birbirimizi anlayamıyoruz. Politik, sosyal, ekonomik yaşamımız da bu nedenle karmakarışık. Yaşamımızdaki kargaşayı dile bağlayabileceğimiz gibi, dildeki kargaşayı da kafamızdaki karışıklığa bağlayamaz mıyız? (1). Toubon yasası. DÜZELTME |

