Mimarlık Müzesi Konusu ve Bir Örnek: CCA Kaynak : 01.06.1999 - Yapı Dergisi - 211 | Yazdır

Son zamanlarda Mimarlık ve Sanat alanlarında “müze” kurulması yolundaki düşünce ve girişimler ülkemizde de giderek güç kazanmaya başladı. İstanbul’da bir sanat müzesi kurulması amacıyla bir vakıf, kuruluş aşamasında.. Mimarlık müzesi konusunda da İstanbul’da Mimarlık Vakfı’nın kurduğu Mimarlık Enstitüsü bünyesinde bir girişim var.

1992 yılında Ankara’da Mimarlar Odası’nın öncülüğünde bir mimarlık müzesi girişimi olmuş, Kültür Bakanı Fikri Sağlar’ın desteğiyle Atatürk Kültür Merkezi içinde bu amaçla bir yer bile ayrılmıştı, ama gerekli finansmanın sağlanamaması nedeniyle girişim başarılı olamadı.

Üç yıl kadar önce, Finlandiya Dışticaret örgütünün, bir mimar grubunu Finlandiya’ya daveti münasebetiyle Helsinki’de bulunduğumuz sırada Türkiye Büyükelçiliği’nin verdiği kabulde, Kültür Bakanı Agâh Oktay Güner’le karşılaşmış ve Türkiye’de bir mimarlık müzesi kurulmasının gerekliliğini kendisine aktarmıştık.

O seyahatte kendisiyle birlikte olan ICOMOS (1) Türkiye Başkanı Nevzat İlhan’ın da desteklemesiyle Bakan konuya ilgi göstermiş ve Türkiye’ye döndükten sonra Bakanlıktan gönderilen bir yazıyla “söz konusu müze için istenilen mekânın hangi ilde ve hangi boyutlarda olması gerektiğine ilişkin bilgilerin kendilerine bildirilmesinden sonra konunun değerlendirilebileceği” belirtilmişti. Ancak, Hükümet değişikliği nedeniyle Agâh Oktay Güner’in bakanlıktan ayrılması ve yerine, Erbakan Hükümetiyle birlikte Refah’lı İsmail Kahraman’ın gelmesi ve ilk icraat olarak Mimarlar Odası İstanbul Şubesi’ni Bakanlıkça tahsis edilmiş yerinden atmasıyla ortaya koyduğu anlayış biçimi Bakanlık katındaki girişimleri sürdürmemizi engelledi.

Daha sonra, Bakan İstemihan Talay’ın, müze girişimini destekleyeceğini bildirmesi umut vericiydi.. Bu kez de seçimler geldi..

Mimarlık Müzesi ne denli gerekli ? Kanımca çok gerekli, çünkü bilgi ve belgeler zaman içinde bir yerlerde kaybolup gidiyor. Bırakınız daha eski dönemleri, Kemalettin Bey’in, Vedat Bey’in projeleri nerededir ? Emin Onat’tan kalan her şeyin yok olduğunu biliyoruz. Sedad H. Eldem’in projelerinin Rahmi Koç’ta olduğu söyleniyor.

Anıtkabir’in projeleri Bayındırlık Bakanlığında olmadığı gibi, devlet arşivinde bile yok. Ya öteki belgeler?.. Bu kayıplara, giderek yenilerinin ekleneceği kuşkusuz. Bu nedenle, Mimarlık Vakfı’nın başlattığı girişimi desteklemek boynumuzun borcu olmalı.

Mimarlık Müzesi yeni, çağdaş bir kavram.. Uzun bir geçmişi yok; gelişmeler hep son yıllara ilişkin.. Kısa sayılabilecek bir süre önce, 1979 yılında Helsinki’de, Mimarlık Müzeleri konusunda düzenlenen Uluslararası konferansta kabul edildiğine göre bu anlamdaki ilk müze 1934’te Moskova’da kurulmuş olan A.V. Chusev Müzesi idi.
Helsinki (1949), Stockholm (1962), Breslau (1965) bunu izliyorlardı. Frankfurt ve Rotterdam’daki mimarlık müzelerinin ise daha çok geçici sergilere dayandıkları biliniyor. 1965’te Londra’da RIBA’yı ziyaretimde, arşivlerindeki eski mimarî projelerden örnekler görmüştüm, ama RIBA’da “müze”den çok, “arşiv” niteliğinde bir işlev söz konusuydu.

Montreal’in kültürel odaklarından biri olan CCA (Centre Canadien d’Architecture) Kanada Mimarlık Merkezi, yukarıda anılanlardan daha farklı bir örnek..

Mayıs ayı ortalarında hem UICB – CIB W102 ortak toplantısı, hem de UICB yönetim kurulu toplantısı için Montreal’e gittim. Yılın ilk günlerinde, CCA’nın kurucusu Phyllis Lambert ile Chandigarh’da karşılaşmış ve Montreal’de bulunacağım tarihlerde yeniden görüşmeyi kararlaştırmıştık.

İşte bu fırsattan yararlanarak, kendi tarzında dünyanın en önemli mimarlık müzesi olan CCA’yı, ziyaretçilere açık olmayan bölümleriyle birlikte gezmek ve en yetkili ağızlardan bilgi almak olanağını buldum.

CCA’nın kurucusu Phyllis Lambert, Montreal’li ünlü bir ailenin (2) kızı. Chicago’da Illinois Institute of Technology (ITT)’de (3) mimarlık okumuş. Her ITT’li gibi, oradaki hocası Mies van der Rohe’ye hayran.. New York’taki ünlü Seagram binasının Mies van der Rohe tarafından tasarlanmasına önayak olan da yine kendisi..

Okulu bitirip Montreal’e döndüğü sıralarda, belediye başkanının, pek çok kendini bilmez belediye başkanı örneği, Montreal’i günümüzün gökdelenli prototip Amerikan şehrine dönüştürmek güdü ve tutkusuyla, eski ve gereksiz saydığı pek çok yapıyı yıkarak yok etmekte olduğunu görür. Bir yandan, yitirilenleri fotoğraflama yoluyla belgeye dönüştürürken bir yandan da 1979 yılında kendi mimarlık bürosunu çizim ve fotoğraf koleksiyonlarının toplandığı bir arşiv haline getirir. CCA’yı kurarak tescil ettirir. Bu girişim, müze
girişiminin ilk adımıdır. Büronun mekân olanakları ve boyutları kısa zamanda bu işe yetmez hale gelince bu kez bir depo binası kiralanır, koleksiyonlar ve etkinlikler oraya aktarılır. Burası da yeterli olmayınca kuruluşun büro bölümleri başka binalarda gelişmelerini sürdürürler.

Lambert, bu girişimlerinden önce, yine Montreal’i geçmişinden koparmakta olan yıkımlara bir tepki olarak, 1874’te yapılmış bir ikiz evi, ne yapacağına bile karar vermeden 1974 yılında, korunması gerekli bir yapı olarak önce tescil ettirmiş, sonra satın almıştır. İşte, Shaughnessy Evi olarak anılan o ikiz ev, gelişmelerin zorlamasıyla bugünkü müzenin çekirdeği olacaktır.

Evin bulunduğu adadaki bütün komşu yapılar 1972’de yıkılmış olduğundan bu alandan artakalan 12.000 m2’lik bir boş alanın kullanılabilmesi söz konusudur.

Phyllis Lambert, müze ve inceleme merkezini bu ikiz evin etrafında geliştirmeye karar verir. Mevcut binanın yanına yenisi eklenecektir. Bu işi mimar olarak Peter Rose ve ortak mimar olarak da Montreal’de yaşayan Türk mimar Erol Argun üstlenirler; Phyllis Lambert de hem işveren, hem danışman mimardır. Peter Rose Yale Üniversitesi’nde Charles Moore’un öğrencisi olmuştur, P. Lambert ise yukarıda da belirttiğimiz gibi Mies van der Rohe disipliniyle yetişmiştir. Farklı mimarlık anlayışları bu beraberlikte başarılı bir işbirliğini engellemez.

Binanın inşaatına 1985’te başlanır 1989’da bitirilir. 13.000 m2’lik yeni bina 1800 m2’lik bir toplam alana sahip eski evin arkasında ve iki yanında, evin simetri eksenine göre simetrik olarak düzenlenmiştir. Sergi galerileri, anfitiyatro, kitaplık, kitabevi, koruma büroları, restorasyon laboratuvarı, kitap ve koleksiyon depolama alanları ve bir inceleme merkezinden oluşan bina Amerika ve Avrupa’da pek çok ödül kazanır.

Eski bina da bu arada aslına uygun olarak restore edilmiş, kabul salonları ve kış bahçesi, müzenin çekirdeği olarak ziyaretçilere açılmıştır. Bu yapının 19. yüzyıl Montreal evleri arasında, halka açılmış olan tek örnek olduğu söylenebilir.

Yeni binanın yapımında yerel gereçler kullanılmış, her türlü abartıdan kaçınılmıştır. Binanın dışı ve yer yer içi Montreal’e özgü gri kumtaşı ile, döşemeler ise çoğunlukla yine yerel bir gereç olan siyah granitle kaplanmıştır. Öteki malzemeler, ağırlıklı olarak cam ve alüminyumdur. Lambert yeni bir binayı yalnızca kendi olanaklarıyla yapmamış, kendisi ilk kıvılcımı yaratmış, sonra kişi ve kuruluşların katkılarını sağlamış. Katkısı olanların adları, girişteki bir cam panoda edepli bir şekilde sunuluyor. Burada, 1 milyon doların üstündeki pek çok bağışçıdan başlanarak daha aşağı rakamlara doğru inen kabarık bir liste var.

Böylece on yıl süren, koleksiyonların derlenmesini, kadroların oluşturulmasını içeren kuruluş ve hazırlık döneminden sonra yeni tesiste etkinlikler başlamıştır.

Merkezin ilgilendiği ana konular mimari, peyzaj ve şehircilik olarak belirlenmiş. Doğal olarak bunların yan konularıyla da ilgileniliyor. CCA, hem bir müze, hem de geçmişin ve bugünün mimarlık sanatına eğilen bir inceleme merkezi niteliğiyle toplumsal ve doğal çevrenin bileşeni olan mimarinin kamu yararına olduğunu kabul eden bir anlayışla ele alınmış. Merkezin, yerel, ulusal ve uluslararası etkinlikleri söz konusu.. Bu etkinlikler sanat yapıtları koleksiyonunun yanısıra, yapılanmış çevreyi yaratan ya da gelişmesine, özellikle mimarlık, şehircilik ve peyzaj konularında müdahale eden çeşitli kültür ve disiplinlere dayanıyor.

CCA, etkinliklerini; sergiler; mimarlık kültürünün zenginliğini ortaya koyan, kamuoyunun ve araştırmacıların ilgisini çağdaş mimarlık sorunlarına yönelten yayın ve programlarla sürdürmekte.

CCA’da yer alan sergiler genelde dört ana tema çerçevesinde gerçekleştiriliyor: Çağdaş mimarlığın kuram ve pratiği; Fotoğraf ve Mimarlık; Modernizm ve modernizm çevresinde gelişen tartışmalar; Mimarî söylemin temelleri.. Kentin bünyesi, mimarlık ve peyzaj arasındaki ilişkiler, mimarî kültürler ve mimarinin sanatla ve siyasal, toplumsal ve ekonomik koşullarla ilişkileri gibi kimi temel sorunlar yukarıdaki temalar çerçevesinde değişik açılardan inceleniyor.

CCA bünyesindeki inceleme merkezinde mimarlık tarihi ve mimarlık kuramı konularında ileri düzeyde araştırmalar destekleniyor. Destekleme programı sayesinde, doktora sonrası çalışmalar için CCA çeşitli ülkelerden gelen mimarlara ve araştırmacılara 3-8 aylık bir süre için burs olanakları sağlıyor.

Girişe yakın bir noktada oldukça zengin bir kitabevi var. Yine aynı katta daha uzakça bir noktada ise, ilgililere açık, çok güzel düzenlenmiş bir kitaplık ve okuma salonu.. Kitaplığın zenginliğini anlayabilmek için bodrumdaki kitap depolarına ulaşmak gerekiyor.

CCA’nın 185.000 cilt kitaptan oluşan emsalsiz kitap koleksiyonunun önemli bir bölümünü eskilerin “nadide eserler” diye tanımladıkları eski kitaplar oluşturuyor. Koleksiyondaki en eski kitap 1481 yılı basımı. Böylece, 15. yüzyıldan başlayarak pek çok kitabın çoğu kez birinci baskıları sağlanmış ve CCA kitaplığına mal edilmiş. Seçkin kitaplar, çelik raf sisteminde, asitsiz kağıtlara sarılı olarak, özel kutularda, çoğu kez yatay olarak korunuyor ve ancak çok özel durumlarda ya da özel araştırmalar için kutularından çıkarılıyor. F.L. Wright’ın yeni baskı için kendi elyazısıyla düzelttiği bir kitabını da kutusundan çıkararak gururla gösterdiler.

Kitapların ve periyodiklerin tümü bilgisayara kayıtlı. Yalnız kitaplıkta değil, depolarda da bilgisayarlar var ve aranan kitabın künyesi, nerede, hangi rafta bulunduğu buradan anlaşılabiliyor. Kitaplık yetkililerinden Gerald Beasley’le bunun bir denemesini yaptık. Örnek olarak, Albert Gabriel’in kitaplarını sordum. Bilgisayar A. Gabriel’in İstanbul ve Anadolu’ya ilişkin bütün kitaplarının dökümünü yapıverdi. Beasley bunların içinden seçtiğimiz birini raflarda, eliyle koymuş gibi buldu: “Les monuments turcs d’ Anatolie”nin iki cildi.. Yine özel kutusu içinde ve yatay konumda. Ayrıca ARKİTEKT’in bütün sayılarının kitaplıkta bulunduğunu söylüyordu Beasley..
Fransa’da basılmış sözlüğümü sordum. Bilgisayar ekranında o da karşımıza çıktı; daha sonra da okuma salonunun başvuru kitapları bölümünde kitabı bulduk.

Bölümlere ayrılmış çelik raflı kitap depoları birbirlerine ve ana koridora, yangına dayanıklı kapılarla bağlanmış. Bölümlerin orta yerine, halon gazı tüpleri otomatik söndürücü olarak konuşlandırılmış. Depolarda sıcaklık sürekli olarak 20°C, bağıl nem oranı % 43.. Kitaplar için uygun bir iklimsel ortam..

Projeler, çizimler, baskılar ve fotoğrafın icat edildiği 1839 yılından bugüne tarihsel yapılara ilişkin 40.000 adet fotoğraf da gerekli farklı klima koşullarında ayrı bölümlerde aynı özenle korunuyor. Ayrıca, yine özenle korunan maketler.. Bunların yanında, mekâna ve yapıya ilişkin oyuncaklar..

CCA yalnızca binalarıyla ünlü değil.. Bahçesi ve önünden geçen yolun karşısındaki, halka açık parkıyla da ünlü. Yemyeşil çim kaplı bahçesinde Mayıs güneşi altında sereserpe güneşlenen insanlar vardı. Karşıdaki parkta ise, tarihsel ikiz evin ön cephesinin bir parçasını yansıtan bir heykel-duvar ile tarihsel mimarlık üsluplarını ve akımlarını simgeleyen ve aşağıda uzanıp giden endüstriyel kent parçasının mimarisini anımsatan allegorik sütunlar yer alıyor. Ayrıca kompozisyonun tamamlayıcısı olarak düzenlenmiş bir meyva bahçesi de parkla komşuluk ediyor.

Sanatçı/mimar Melvin Charney tarafından gerçekleştirilen bir tasarımla düzenlenmiş park, yüzyıl ortalarında geçirilen karayoluyla bozulmuş olan çevrenin ve kentsel dokunun onarılmasını sağlamış, ayrıca aradan geçen yola karşın bir açıkhava müzesi halinde ana binayla bütünleşmiş. CCA’nın bahçesi, böylece park ve açıkhava müzesiyle peyzaj tasarımının zengin tarihini anımsatırken, mimarlık ve kent diyaloğuna da atıfta bulunmuş oluyor.

Bahçenin arsası, Québec hükümetinin, “sanatların, mimarlık ve çevreyle bütünleşmesi programı” kapsamında, 1986 yılında Montreal Belediyesi’nce CCA’ya tahsis edilmiş. Bakımı CCA’nın sorumluluğunda.

Şu sıralarda CCA’da 32 İtalyan fotoğrafçının toplu sergisi, Quebec’li 5 mimarın “Mimarî Enstalasyonlar” sergisi, “Mimar Carlo Scarpa: Tarihle tasarlamak” sergisinin yanısıra periyodik konferanslar ve film gösterileri, öğrenci programları, mimari turlar vb. gibi etkinlikler var.

Sonbahar’da CCA’nın gerçek bir müze ve mimarlık merkezi olarak kuruluşunun 10. yılı kutlanacak. Onlara “nice yıllara !” derken kendimiz için de dileyelim: “Darısı başımıza..”

* Centre Canadien d ‘Architecture (Kanada Mimarlık Merkezi).
(1) Uluslararası Anıtlar ve Sitler Konseyi Türkiye Ulusal Komitesi.
(2) Seagram ailesi.
(3) IIT konusunda bilgi için Bkz. D. Hasol, Chicago’dan Mimari İzlenimler, YAPI 190, Eylül 1997.