Mimarlık Yasaları ve Mimarlık Politikaları’nda Kültür, Sanat, Mimarlık Üçlüsü Kaynak : 01.09.2013 - Güney Mimarlık Dergisi | Yazdır
Finlandiya Mimarlık Politikası’na ilişkin olarak YAPI Dergisi’ne yazdığım bir yazıdan (1) sonra Mimarlık Vakfı’nda bir çalışma başlatmıştık. Amaç, önce çeşitli ülkelerin Mimarlık Yasalarını ya da hükümetlerce benimsenip ilan edilmiş Mimarlık Politikaları’nı derlemek sonra da, bu örneklerden yola çıkarak, ülkemizin de bir Mimarlık Yasası’na ya da resmi bir Mimarlık Politikası’na kavuşturulmasını sağlamaktı. 
Derleme çalışmasını daha sonra Oda Merkezi sürdürdü, hattâ bir yayına dönüştürdü. O yasalarda ve politika metinlerinde mimarlık konuları, kültür ve sanatla olan bağlantılarına da değinilerek gayet iyi anlatılıyordu. 
Ne yazık ki Oda’nın ve SMD’lerin yoğun çabaları, Türkiye’nin de bir Mimarlık Yasası ya da Mimarlık Politikası oluşturması konusunda sonuç vermedi. Daha da ötesi, Temmuz 2013 başında TBMM’nin tatil öncesi son oturumunda görüşülen Torba Yasa’ya son anda eklenen bazı maddelerle TMMOB’ye bağlı meslek odalarının bazı yetkileri tırpanlandı. Yine aynı kapsamda getirilen değişiklikler Telif Hakları konusunda da “Mimarlık”a bir darbe indirilmiş oldu. Özetle şunu söyleyebiliriz: Bütün uygar ülkelerin sahip çıktıkları mimarlık alanına, bizim hükümetimiz anlayış ve  uygulamalarıyla karşı çıkıyor. 
İşte bu son durumu da göz önüne alarak Dergi’nin, Kültür-Sanat ve Mimarlık dosyası için istediği yazıyı, Mimarlar Odası’nın derlediği Ulusal Mimarlık Politikaları kitabından alıntılarla hazırlamaya çalıştım. Gerek yasa, gerekse politika metinleri, “mimarlık” etkinliğini çeşitli yön ve boyutlarıyla tanımlarken, kültür ve sanatla olan ilişkisine de vurgu yapıp devletin “mimarlık” konusundaki yükümlülüklerini dile getiriyor. 
Daha önce de defalarca yazdığım gibi, iyi mimarlık için yalnızca mimarların iyi olması yetmiyor. Toplumu yönlendiren kişilerin bilgi-görgü düzeyi de çok önemli. Bizim durumumuza bakarsak anlaşılıyor ki, onların da mimarlık konusunda bilinçlendirilmesi gerekiyor. Türkiye’nin mimarlık alanındaki önemli sorunlarından birini de malsahipleri ile kamu işverenlerinin oluşturduğu açık. Başka bir deyişle, mimarlığın önündeki önemli engellerden biri de işverenlerin anlayışı… 
Doğadan sonra, yeryüzünün çehresini en çok etkileyen olgu “yapılaşma”, daha doğrusu insan eliyle üretilen çevrelerdir. Bunun, anonim olsun, mimar eliyle olsun sanata dönüşmüşü olan mimarlık, kültürün en önemli göstergelerinden biridir. Nasıl ki ülke kültürünün geliştirilmesi devletin ödevlerinden biriyse, onun en iyi göstergesi olan mimarlığın geliştirilip yüceltilmesi de yine devletin ödevleri arasında olmalıdır. 
“Mimarlık, sanat mıdır, değil midir?” sorusuyla sıkça karşılaşırız. Le Corbusier, “Mimarlık her şeyden önce sanattır” derken (2), Auguste Perret de “Mimarlık, mekânı örgütleme sanatıdır” diyor. Ünlü Alman filozof Hegel’e göre “Mimarlık bütün sanatların anasıdır”. F.L.Wright’ın da, Hegel gibi, mimarlığı ana sanat olarak benimsediğini biliyoruz.
Gerçek mimarlık yapıtı bir sanat ürünüdür. Başka bir deyişle, bir “yapı”nın “mimarlık yapıtı” payesine ulaşması için sanatsal değere sahip olması gerekir. “Mimarlık”ın çeşitli tanımları da bu durumu açık seçik ortaya koyar. Örneğin, Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü’ne göre (3), Mimarlık, çevreleri, yapıları ve mekânları, işlevsel gereksinmeleri ekonomik ve teknik olanaklarla bağdaştırarak estetik yaratıcılıkla tasarlama ve inşa etme sanatıdır. Ya da daha kısa bir tanımlamayla, “Yapıları ve fiziksel çevreyi tasarlama ve inşa etme sanat ve bilimidir.” Kısaca, “Yapı eyleminin sanata dönüşmesidir.” 
Sanat ise, eskimiş anlayışla, “Güzellik karşısında duyulan heyecan ve hayranlığı uyandırmak için insanın kullandığı yaratıcılık” şeklinde tanımlanırdı; bugünkü kabule göre ise kısaca, “Kültürün duyularca algılanan simgelere dönüşmesidir” denebilir.
“Kültür” ise yıllardan beri değişik şekillerde tanımlanmaya çalışılıyor; yüzlerce tanımı var. “İnsanoğlunun sosyal olarak kuşaktan kuşağa aktardığı maddi olan ve olmayan ürünler bütünü; yaşayış, düşünce, dil ve sanat varlıklarının topu” şeklinde tanımlanabilir. Toplumbilim kabullerine göre “Kültür”, “Bir toplumda, tarihsel gelişme süreci içinde yaratılan tüm değerler, kurallar, maddesel, tinsel ürünlerle bunların üretimini, kullanılmasını, sonraki kuşaklara iletilmesini sağlayan araçların tümü”dür.(4).
“Kültür kendisini Sanat olgusuyla, giderek de onun somutlaşmış simgeleriyle açığa vuruyor. Sanat, bir bakıma Kültür’ün, ‘yararlanılabilir’, ‘kullanılabilir’ hale dönüşmesi şeklinde de tanımlanabilir. Sanat kültürün doğrudan yansımasıdır.” (5)
Kültürel birikim teknik araçlarla uygarlığın doğuşunu sağlar.
Gelelim Avrupa’nın çeşitli ülkelerinin Mimarlık Yasaları’na ve ilan edilmiş Mimarlık Politikaları’na… Ve onların mimarlık, kültür ve sanata bakışlarına…
Fransa: 3 Ocak 1977’de kabul edilen Fransız Mimarlık Yasası şöyle başlar: “Madde 1: Mimarlık, kültürün bir dışavurumudur.” 
Fransa, mimarlığı devletin en önemli, en göze çarpıcı işlerinden biri haline getirmiştir. Görevdeki cumhurbaşkanları büyük kamusal projeleri desteklemişlerdir. Örnekleri: Pompidou Merkezi, Louvre Piramidi, Bastille Operası… Yapı kültürüne yönelik bu girişimler Paris’te mimarlık yoluyla yeni bir turizm çağı yaratmıştır. 
Fransa’nın Mimarlık Yasası Avrupa’da bir ilktir. Onu 1990’dan itibaren çeşitli Avrupa ülkelerindeki benzer yasalar ya da hükümetlerce kabul edilen Mimarlık Politikaları izlemiştir. 1990’ların başından bu yana, pek çok Avrupa ülkesi mimarlıkla ilgili ulusal politikalarını oluşturmaktadır. 
Avusturya Hükümeti 1992 yılında mimarlığı teşvik için yoğun bir program başlattı.
Mayıs 1994’te yayımlanan Danimarka Mimarlık Politikası ise, Kültür Bakanlığı, Çevre Bakanlığı ve Konut Bakanlığı’nın işbirliğiyle gerçekleştirilmiş bir çalışmadır.  Metin, ülkenin tümündeki yapılaşma etkinliklerinde mimari kalitenin sürdürülmesi için ortak bir çerçevenin izlenmesi gerektiğini vurgularken, bunun ancak bu politika kapsamında kamusal liderlikle gerçekleştirilebileceğini belirtmektedir. Politika metni şöyle başlar: “Mimarlık, içinde yaşadığımız topluma kimlik vermekte ve aynı zamanda, bizlerin gelecek kuşaklara bırakacağı özel kültür mirasının bir parçasını oluşturmaktadır.” 
Danimarka’yı aynı konuda Finlandiya izlemiştir. Fin Hükümeti daha 1993’te parlamentoya kültür politikasına ilişkin bir rapor sunmuştu. Burada, kültür ulusal varoluşun temeli olarak tanımlanmaktaydı. Yine o raporda, “Mimarlık, kültürün merkezinde yer alan ve çok göz önünde olan bir biçimidir” deniyordu. Yasa gücünde, 24 maddelik bir “Devlet Mimarlık Politikası” 17 Aralık 1998’den beri yürürlüktedir. Fin hükümeti ülkenin mimarlık politikasını belirlemiş, Devlet Konseyi’ne onaylatarak, ülkenin övüncesi mimar Alvar Aalto’nun 100’üncü doğum yıldönümünde yürürlüğe sokmuştur. Metinde, “Mimarlık kültürel ve sanatsal yaşamın bir parçası” olarak kabul edilmiştir. Politika’nın amacı, kamu kurumlarının yapacakları uygulamalar için mimari çerçeve ve hedefleri tanımlamaktır. Başbakan Lipponen kararın gerekçesinde şöyle diyordu: “Mimarlık kültürün aynasıdır. Yapılanmış çevre, toplumun çeşitli dönemlerde onayladıklarını ifade eder. Bugünün değerleri yarın görünür hale gelecektir. Bunun içindir ki, mimarlık çok önemli ve ilginçtir.” 
Bilindiği gibi Finlandiya bir “mimarlıklar” ülkesidir. “Daha iyi yapılı çevreye sahip olma hakkı” anayasada yer almaktadır. İyi bir çevre yurttaşların temel hakkıdır. Yine Politika’nın çeşitli kararlarında belirtildiğine göre, Finlandiya halkın katılımına önem vermektedir; çevrenin yaratılması ve korunması yurttaşlık görevidir. Bu, eğitimle sağlanır. Kurala göre, “Eğitim Bakanlığı, Fin sanat ve kültür yaşamında mimarlığın rolünü desteklemekle yükümlüdür.” Başka bir kararda ise şöyle denmektedir: “Yasa koyuculara ve yerel yönetimlerin seçilmiş temsilcilerine, mimarlık ve çevre konularında daha ileri bir eğitim sağlanacaktır.” 
“1.4.” maddesine göre, “ulusal ve yerel kültürün temeli, farklı dönemlerde inşa edilmiş yapıların birbirini bütünlediği ve doğal çevreye uyum sağladığı bir yapılı çevredir… Yapı kültürünün temeli, yerel doğal koşulları kültürel peyzajla bütünleştirecek uzun vadeli bir teknik ve sanatsal etkinliktir…”
İskoçya’da 11 Eylül 1997’de yapılan ilk referandumun ardından, 1999’da yapılan ilk genel seçimlerle oluşan İskoç Parlamentosu’nun seçtiği Ulusal Hükümet ülkede yeni yapılanma için bir dizi politika belirledi. “İskoçya için bir Mimarlık Politikası’nın Geliştirilmesi”de bu ilk işlerin arasındaydı. 1999’da yayımlanan metne göre, “Mimarlığın amacı yalnızca temel ihtiyaçların büyük bir bölümünü karşılamak değil ama aynı zamanda bir ulus olarak hedeflenen sosyal ve kültürel değerleri yansıtmak olduğundan, bütün sanat dalları arasında mimarlık, hükümetin bu vizyonunu gerçekleştirmede çok benzersiz bir katkı sağlayacaktır.” 
“İnsan yaşamıyla binalar arasında temel ve karşılıklı bir bağımlılık vardır. Bireysel veya toplu, neredeyse bütün etkinliklerimiz ikamet ettiğimiz binaların içinde gerçekleşmektedir. Binalar yaşamımız için o kadar önemlidir ki çoğa zaman onları verili bir olgu gibi algılarız ve onları basitçe gündelik varoluşun arka fonu olarak kabul ederiz. Oysa binalar verilmez; bilinçli bir şekilde yapılırlar ve nasıl yapıldıkları yaşam kalitemizi çok ciddi bir biçimde etkiler. Bu yüzden binaların nasıl yapıldıkları, tasarımları ve biçimlendirilmesine katkıda bulundukları yapılı çevreler hepimizi ilgilendiren konular olmalıdır.”
“Mimarlık iyi bina inşa etmekten daha fazla bir şeydir. Mimarlık asla vazgeçilemeyecek insani değerleri güçlendiren ve yansıtan binaların pratik ve işlevsel problemlerine çözüm bulmanın yollarını arar ve bunu hoşa gidici, zarif ve zevk verici biçimlerle yapar. Mimarlık, fikir ve ideallerin inşa edilmiş biçimi demektir.” 
Yine o politikaya göre, 1. “Mimarlık bir ulusun hem mirasının parçasıdır, hem de bu mirasa katkılarda bulunur… 2. Hükümet, mimarlıkla kültürel bir olgu olduğu için ilgilenmektedir. Mimarlık kültür yaşamının önemli bir manifestosudur ve canlı, sağlıklı bir kültürel yaşam bir ulusun refahı ve başarısı için hayati öneme sahiptir.” 3. Mimarlık hükümetin özel ilgi alanıdır çünkü inşaat faaliyetleri ulusun yararlandığı hizmetler,… sosyal gelişmeyi güçlendirecek politikaların yaşama geçirilmesi için en önemli mekanizmalardan biridir.
Almanya Hükümeti 2000 yılında mimar, mühendis ve kent plancılarının meslek kuruluşları ile federal eyaletlerin, konseylerin ve çeşitli kuruluşların katılımıyla, “Mimarlık ve Yapı Kültürü Girişimi”ni kurdu. Girişim’in raporunda, “Yapı kültürü her zaman var olmuştur… Demokratik, çoğulcu bir toplum değişik estetik değerleri bir arada kucaklar… Hedef, yeni bir üslubun egemenliği veya geleneğin yeniden canlandırılması değildir. Daha çok yeni çeşitlilikler yaratılması amaçlanmalıdır” denmektedir. (Ataşehir ve Çamlıca Camilerini yapanların kulakları çınlasın!)
Yine rapora göre, “Yapı kültürü yalnızca Mimarların, ve onun uzantıları olan meslek dallarının yani Kent ve Bölge Plancılarının, İçmimarların, Peyzaj Mimarlarının inisiyatifinde değildir;  kamuoyu desteği ve ilgisinin yaratılması da zorunludur.” 
Avrupa Birliği 10-11 Temmuz 2000’de, AB üyesi 15 ülkenin katılımıyla, “Avrupa Mimarlık Politikaları “konulu bir forum düzenlendi.(Bkz.www.architecture-forum.net) O çalışmalarda mimarlık ilk kez, yalnızca ekonomik boyutu ile değil, entelektüel ve kültürel boyutu ile bir yaratma eylemi olarak algılanmıştır. Avrupa Topluluğu’nun Kararı, mimarlığın yapısal öneminin yanısıra, kültürel boyutundan ötürü, kamusal ve toplu çıkarları ilgilendiren bütüncüllüğünü gözler önüne sererken, Avrupa Komisyonu, Eğitim ve Kültür Genel Direktörü Jean-Michel Baer, “Bu ortak yaklaşım, mimarlığın birçok sanatsal çabayı en geniş toplum katmanlarına ulaşılabilir kılabilme özelliğinden güç almaktadır. Mimarlık, sanatsal açıdan fevkalade bütünleştirici bir alandır” demiştir. 
Avrupa Konseyi 12 Şubat 2001 tarihinde kentsel ve kırsal çevrede mimarlık kalitesi ile ilgili olarak bir karar tasarısını kabul etti. Bu karar, mimarlık kalitesinin çevre ve kültür üzerindeki önemini vurgulamakta ve üye ülkeleri, yapı sahipleri/yatırımcıların ve kamuoyunun bilinçlendirilmesi için harekete geçmeye zorlamakta; mimarlık hizmetlerinin ekonomik ve kültürel hizmet olarak özel değerini kabul etmekte; kamuya ait projelerde örnek teşkil edecek önlemlerle iyi mimarlığı teşvik etmekte ve deneyim aktarımını sağlayabilecek her alanda tartışmaları yoğunlaştırmaktadır. Karar, aynı zamanda, AB Komisyonu’nu yapısal yardım (structural aid) çerçevesinde mimarlık kalitesinin önemini daha fazla vurgulayacak yollar bulmaya çağırmaktadır. 
İsveç, önce 1998’de “Mimarlık, Biçim ve Tasarım için bir Eylem Programı” yayımladı. Sonra da 2001 yılını “Mimarlık Yılı” ilan etti. 
Hollanda ise 2000 yılında “Hollanda’yı Yeniden Biçimlendirme” kapsamında 2001-2004 dönemi için bir Mimarlık Politikası ilan etti. Hollanda Mimarlık Politikası çerçevesinde tanımlanan eylem planı, mimarlığın toplumun her bireyini ilgilendirdiğinden hareketle, yapılacak bazı projelerle ülkenin yeniden biçimlendirileceği düşüncesi üzerine kurulmuştu. Bu kapsamda, aralarında müze yapıları, peyzaj düzenlemeleri, tren yolu yapımı, otoyol tasarımı, suyolu gibi çeşitli “Büyük Projeler”in hükümet tarafından organize edilerek uygulanması hedefleniyordu. 
Programda belirtildiğine göre, “Mimarlık herkesi, toplumun her bireyini ilgilendirir” teması; mimarlık ve politika üzerine tartışmaları genişletmeyi, çevreyle ilgili eğitimi iyileştirmeyi ve mimarlığın, okulların eğitim programlarına girmesini hedefleyecekti.
İşin bu programla da sınırlı kalmadığını, Hollandalı mimarların yurtdışı etkinliklerinin de Hükümetçe maddi ve manevi yönden desteklendiğini, Türkiye’ye o yıllarda konferansçı olarak gelen çok sayıdaki Hollandalı mimar vesilesiyle de biliyoruz. 
İrlanda Hükümeti’nin Nisan 2002’de ilan ettiği 2002-2005 Mimarlık Eylem Planı’nın önsözü şöyle başlıyordu: “Mimarlığı herkes yaşar; kimimiz bu durumu bilinçli olarak düşünür, kimimiz düşünmez; ama yapılı çevrenin kalitesi, yaşam kalitesini daima derinden etkiler.” Eylem Planı’nda, Mimarlık’ın önemi şöyle vurgulanıyordu: “Her tarafa yayılan ve her yeri etkileyen doğası nedeni ile, mimarinin, kültürümüzün ve değerlerimizin en belirgin fiziksel ifadesi olduğu söylenebilir. Mimari, hem kendimizin hem de başkalarının bizim kimliğimizi anlamasının önemli bir aracıdır ve aynı zamanda bir tür kolektif bellek teşkil eder –yani, hem fiziksel hem de ruhsal coğrafyamızın haritalarını çıkarmak için gerekli nirengi noktalarının kalıcı kayıtlarını verir. Bugün inşa ettiğimiz yapılar, bizim kim olduğumuzun elle tutulur ifadesidir ve bunlar çocuklarımıza bırakacağımız miras ve vasiyettir.” 
Yine Eylem Planı’nda, “Hükümetin, mimarlığın toplum içindeki sosyal ve kültürel önemini görmesi ve kabul etmesi ve yapılı çevrede yüksek kaliteye ulaşılmasını özendirmesi çok önemli konulardır.” Plan, hükümete de ciddi görevler verirken, mimarlardan da, “insani ölçeklerde, çağdaş kültürün ifadesi olacak binalar tasarlamalarının yanısıra bir yandan da kaynakları ve mirası korumalarını” bekliyordu. 
İtalya 2003 yılında, Bakanlar Kurulu’nca kabul edilen bir “Mimari Kalite Yasası”nı devreye soktu. Yasa, yapılı çevrede mimari kaliteyi yükseltmek amacıyla devlet tarafından bir dizi önlem alınmasının yanısıra, niteliği artırmak üzere yoğun ekonomik ve kurumsal destekler verilmesini, bu kapsamda, sanatsal niteliği olan çağdaş mimarlık ürünlerinin ön plana çıkarılmasını ve tanıtılmasını öngörüyordu. 
Norveç Hükümeti’nin ilan ettiği “Kültür Politikası: Mimarlık ve Tasarım” metni de 2003 tarihini taşıyor. 
İngiltere’de Britanyalı Mimarlar Kraliyet Enstitüsü RIBA da 22 Mart 2005’te yayımladığı bir mimarlık bildirgesiyle, halka ve politikacılara, “iyi mimarlığın iyi bir toplum yaşamı demek olduğunu” bir kez daha anımsatmayı amaçlıyordu. 
“Daha iyi bir İngiltere için” 21 maddelik bildirgede, “Kaliteli kamusal mekânların insanlara değer verildiğinin göstergesi olduğu” ve “toplum için tasarım” gerekliliği üzerinde duruluyordu. 
İşte Avrupa’da durum böyle.
Dönelim ülkemizdeki duruma…
Ne yazık ki meslek odalarının ve meslek derneklerinin yoğun çabalarına karşın ülkemizde iyi mimarlık için gerekli ortam ve prosedür bir türlü yaratılamadı. Ülkeyi yönetenler 1980’den bu yana, özellikle de Bayındırlık Bakanlığı’nın kapatılmasından sonra iyi mimarlık için gerekli koşulları yaratmaktan ve mimarlığa, “ülke kültürünün en çarpıcı göstergesi olan sanat” şeklinde bakmaktan uzak kaldılar.
Bugün ülkenin mimarlık konusunda ne bir resmi politikası, ne de bir yasası var.
• Kentsel planlama bilimsellikten uzak…
• Kentsel tasarım anlayışı sıfır…
• Doğal ve tarihsel çevrelerin korunması zayıf…
• Proje yaptırma düzeni perişan…
• Kamu kesimi, mimarlık konusunda ne yaptığının farkında değil; mimarlıkta bugünü ve geleceği unutmuş yalnızca geriye, geçmişe bakıyor… Yol göstericilikte de sınıfta kalmış durumda.
Varılan sonuç apaçık ortada.
İnşaat müteahhitlerine emanet edilen projelerle TOKİ konutları… Çağın mimarisini yansıtmaktan uzak, geçmiş yüzyıllardan alıntılarla yüklü özentili, kopyacı, mimarlık fukarası yapı örnekleri… Camiler, adliye sarayları, okul yapıları… Yaratıcılığı ve yeniliği dışlayıp eskiyi taklitle yetinmek… Bu gerici anlayış özel kesim yapılarına da yansımaya başladı. 
Yalnızca harcanan paraya, yitirilen arsalara değil, ülkeye de yazık! Gelecek kuşaklar, kendilerine bugünden kalacak çağdışı mimarlık mirası karşısında, çağımızı hiç yaşanmamış sayacaklar.
1) Hasol, D., Aydın Bir Ülkenin Mimarlık Politikası, YAPI 224, s.49, Temmuz 2000.
2) Le Corbusier, Bir Mimarlığa Doğru, YKY. 5.Baskı, s.135.
3) Hasol, D. Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, YEM Yayın, 12.Baskı, İstanbul, 2012.
4) TÜBA Türkçe Bilim Terimleri Sözlüğü / Sosyal Bilimler, Türkiye Bilimler Akademisi, Ankara, 2011.
5) Özer, B., Kültür Sanat Mimarlık, YEM Yayın, 5.Baskı, s.472, İstanbul, 2009. 
 
Yararlanılan Kaynaklar:
• Özer, B., Kültür Sanat Mimarlık, YEM Yayın, 5. Baskı, İstanbul, 2009.
• Hasol, D., Ansiklopedik Mimarlık Sözlüğü, YEM Yayın, 12. Baskı, İstanbul, 2012.
• Ulusal Mimarlık Politikaları, TMMOB Mimarlar Odası yayını, Genişletilmiş 2.Baskı, Ankara, 2007.
• Mimarlık ve Yaşam Kalitesi, Avrupa Mimarlar Konseyi, Politika Kitabı 2004, TMMOB Mimarlar Odası yayını, 2005. (Architecture and Quality of Life, (ACE) A Policy Book by the Architects’council of Europe 2004)