Ne Olur Abartmayalım… Kaynak : 16.10.2003 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Büyük tantanayla gelen Türkiye-İngiltere maçı geride kaldı. Maçı her iki ülke de gerçek boyutlarının ötesine taşıdı. İngiltere, takımlarının İstanbul’daki güvenliğine ilişkin kaygıları abarttı; bizim medya da takımımızın gücünü.

Ulusal takımımız aslında güçlü. Hiç olmadığı kadar çok sayıda iyi oyuncu var takımda. Türkiye’nin son yıllarda futbolda iyi bir konuma geldiği açık. Galatasaray’ın başlattığı çıkış, ulusal takıma da yansıdı; iş, dünya kupasında kazanılan üçüncülüğe kadar geldi. Bu, başarıdır; ancak, başarının bir kez kazanılması yetmiyor, sürdürülmesi gerekiyor. Artık “şerefli yenilgiler” değil, sürekli başarı bekliyoruz. Bu kez de öyle oldu : İngiltere’yi elimizden kaçırdığımıza yanıyoruz. Ancak, yenmeyi haketmiş miydik ? Asıl onun üzerinde durmak gerekir.

Bir takımın iyi oyunculardan kurulması yetmiyor. Önce oyuncuların iyi hazırlanması, takımın iyi kurulması, maç sırasında iyi yönetilmesi, yönlendirilmesi, gerekli oyuncu ve taktik değişikliklerinin zamanında ve doğru yapılması gerekiyor. Maçı medyada günler öncesinden öylesine abarttık ki, yaratılan gerilim bütün bunları engelledi; yalnızca oyuncuları değil, teknik yönetimi de olumsuz etkiledi. Sonuçta, kazanabileceğimiz bir maçı kendi yarattığımız psikolojik baskının altında ezilerek berabere bitirdik.

Yorumlar çeşitli… Kimi medya mensupları maç sonrasında, oyunun akışına göre İngiltere’nin bu maçı 7-0 kazanması gerektiğini ileri sürdüler. Sormak gerekiyor. İngiltere, kazanmak istemediği için mi sonuç 0-0 oldu ? Öte yandan, topa sahip olma oranlarında yüzde 63’e 37 ilerde oluşumuzu başarı gibi ortaya koyanlar var. Bu, istatistiklerin yoruma ne denli açık

olduğunu gösteriyor. Topa sahip olma oranı, sonuca yansıdığında bir anlam kazanır. Aksi halde, gole dönüşmeyen top dolaştırmaların anlamsızlığını ortaya koyar. Medyada her iki doğrultuda da bir abartıdır gidiyor; sarkaç aşırı iyimserlikle aşırı karamsarlık arasında salınıyor.

Şimdi, Portekiz’e Avrupa Şampiyonasına gidebilmek için baraj maçında Letonya’yı geçmek zorundayız. Şansa inanmadığımı söylerim hep, ama torbadan çıkana başka ne denir ki ? Evet, bu bizim için şanslı bir kurra oldu. Yine her şeyi toz pembe görmeye, bunu da abartmaya başladık bile. Gazete başlıkları bunun kanıtı : “Portekiz bileti torbadan çıktı”… “Kurrada büyük ikramiye çıktı : Letonya”.

Yapmayın, etmeyin beyler… Ne olur bu denli abartmayın… İngiltere maçı için gerdiğimiz ipleri bu kez Letonya için gevşettikçe gevşetiyoruz. Letonya iki buçuk milyon nüfuslu bir ülke ama nüfus oranlarının da beklenmedik sonuçlar verdiğini acı deneylerle yaşamadık mı hiç ?

Özü gereği, din, dil, ırk dışı olması nedeniyle küreselliğin en geçerli alanı spor, ulusal benlikleri en çok okşayan etkinliklerinden biri haline geldi. Spor ülkelerin en iyi tanıtım araçlarından biri. Bunda, gelişen iletişim olanaklarının da payı çok. Türkiye-İngiltere maçını dünyada 51 TV istasyonunun naklen yayınladığını söylemek yeterli kanıt olabilir.

Ulusal düzeyde başarıya susamışız. Şu anda ülkeyi mutsuz kılan o kadar çok gelişme var ki… Irak’a asker göndermekten tutun da, bilimi kuşatmaya, din sömürüsünü tırmandırmaya kadar… Şimdilik tutunabileceğimiz tek dal olarak spor kaldı anlaşılan.