| Niçin Yıkıyoruz ? |
Kaynak :
01.02.1982 -
Yapı Dergisi - 43
|
Yazdır
|
|
İzmir’de bir müteahhit, yıkacağı binanın yerine yanlışlıkla bitişik binayı yıktı, Mal sahipleri gelinceye kadar iş işten geçti. Bu gazete haberi, yıkmaktaki hız ve hünerimizi ortaya koyması bakımından çok ilginç görünüyor. |
değil aynı zamanda ekonomiktir. Son 30-40 yılda, henüz ekonomik ömrünü tamamlamamış pek çok kagir yapıyı da acımasızca ortadan kaldırarak büyük bir savurganlık örneği verdik. Yasalara göre, otomobilinizi bir duvara çarpmaya ya da denize atmaya hakkınız yoktur. Böyle bir durumda, kamu malına zarar vermek savı ile yargılanıp cezalandırılırsınız. Oysa sahibi olduğunuz binayı dilediğiniz gibi yıkabilirsiniz. Yıkmayı özendirecek doğrultuda sık sık değişen imar planları ile kentlerimizin merkezlerinde anlamsız, hiç bir mimari değer taşımayan, spekülatif amaçlı yapılar yükseldi. Bu mimari, spekülasyon baskısıyla imar yönetmeliklerinin belirlediği bir mimari oldu. Böylece, Osmanlı döneminde harikulade örneklerine tanık olduğumuz anonim mimarlığın, yani mimarsız mimarlığın yerini günümüz Türkiye’sinde “mimarisiz mimarlık” aldı. Mimari yalnızca, o da bürokratik gereklilikler için belediyelerce bilinen bir mimari… Yıktıklarımız yalnızca kente renk katan konut yapıları mı? 1950’lerde devlet eliyle nice değerli yapıyı, üzerlerinden dümdüz yollar geçirmek uğruna acımasızca yıktık. Koskoca Beyazıt Hamamı’nı mimari değerini bir yana iterek Patroana Halil’e mal ettik. Yalnızca, tarihte kötüye çıkmış bir adı ileri sürüp anıt değerindeki hamamı yıktırabilmek için… Giden öteki değerleri düşündükce, Beyazıt Hamamı’nın kadavrasının bile ayakta kalmasının bir mucize olduğuna inanmak gerekiyor. Düpedüz ihmal sonucunda yanan İstanbul Dram Tiyatrosu’nun sızısı hala içimizde. Dördüncü Levent’te Bedri Rahmi’nin bir bina yüzündeki mozaik duvar panosunun üzerine kültür ve sanat koruyucusu bir bankamızın pleksiglas reklam panosu asıldı. İstanbul’da koruyabildiğimiz alanlar yalnızca odun, kömür ve kum depolarının yerleri oldu. Buna şükretmek gerekiyor. Tarih önünde bunların hesabını nasıl vereceğiz? Henüz “tarihi değer”, kavramından “mimari değere”, “sanatsal değer”e ulaşamamışız. Yapıları ancak “tarihi” veya “eski eser” etiketi ile buldozerden kurtarabiliyoruz. Eserin yenisi, hatta şahı olmazmış gibi. Kültürümüze, sanatımıza tarihsel mirasımıza biz sahip çıkmazsak kim çıkacak? Atalarımız ve çocuklarımız bizi affetsinler. |

