Odaların 40. Yıldönümü Kaynak : 01.02.1995 - Yapı Dergisi - 159 | Yazdır

Mimarların ve Mühendislerin meslek odaları geçtiğimiz Aralık ayı içinde kuruluşlarının 40. yıldönümünü kutladılar.
Odaların kuruluşu, Türk Mühendis ve Mimar Odalar Birliği “TMMOB” yasasına dayalı olarak gerçekleştiği için yaklaşık aynı zamana rastlıyor. Mimarlar Odası’nın ilk genel kurulu 15 Aralık 1954 günü İstanbul’da toplanmış ve Oda böylece “fiilen ve resmen” kurularak çalışmaya başlamış.
Birer sivil toplum örgütü olan odaların ve bunların birliği olan TMMOB’nin kuruluşu, tek partili dönemden, çok partili döneme geçiş çabalarının hemen sonrasında gerçekleşmiştir. 14 Mayıs 1950’de Türkiye’de ilk kez iktidar serbest seçimle el değiştirirken ülkede artık demokrasi rüzgarları esmektedir. Meslek örgütleri de hiç kuşkusuz, demokrasinin tamamlayıcı öğeleri olarak sistemde yerlerini alacaklardır.
Burada, Odaların, özellikle de Mimarlar Odasının kırk yıllık tarihçesine, aynı dönemde ülkenin yaşadığı önemli olayların, geçirdiği evrelerin ışığı altında bakmakta yarar vardır diye düşünüyorum. Gariptir, ama Türkiye’nin son kırk yılını geçirdiği önemli olaylar bakımından onar yıllık dilimlere bölmek doğru gibi görünüyor.
1950, Cumhuriyetin kuruluşundan beri ülkeyi devlet partisi niteliğiyle, çoğu zaman da tek parti olarak yöneten Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidarı serbest seçimle Demokrat Parti’ye devrettiği yıldır.
1950’de iktidara gelen Demokrat Parti 1960’ta bir ihtilalle tarihe gömüldü.
1971, bir çeşit darbeyi başlatan ünlü 12 Mart muhtırası ile yeni bir on yıllık dönemin başlangıcı olmuştur.
1980’li yıllar dönemi ise 12 Eylül ihtilaliyle başlamıştır.
1950-60 arasında Demokrat Parti hükümetlerinin liberal ekonomi arayışları vardır. “Her mahallede bir milyoner yaratacağız” DP’li siyasetçilerin sıkça tekrarladıkları bir slogandır. “İstanbul’un imarı” adı verilen uygulama Başbakan Menderes’in özel ilgisiyle çok yoğun bir şekilde sürdürülmektedir. Bütün İstanbul bir şantiyeye dönmüştür. Yolları genişletmek ve ip gibi dümdüz hale getirmek üzere pek çok bina -tarihi değer taşısın, taşımasın- gözünün yaşına bakılmaksızın yerlebir edilmektedir. On yıllık dönemin ortalarından itibaren Demokrat Parti Hükümeti “İstanbul’un imarı” batağına iyice saplanmıştır. Yıkılan binaların kamulaştırma bedelleri ödenemez duruma gelince, hiçbir gerçek değeri olmayan belediye bonoları devreye sokulmuş, dış ödemeler dengesi açık vermiş, ithalatın kısıtlanmasıyla mal darlığı ve karaborsa artmış, enflasyon giderek azmış, ekonomik bunalım baş göstermiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük devalüasyonu da bu döneme rastlar (2). Ekonomik bunalım, politik ortamın gerginleşmesine yol açmış, Hükümet demokrasi dışı davranışlardan medet umup Anayasa’yı birkaç kez delince de 27 Mayıs 1960 ihtilali gelmiştir.
Mimarlar Odası, bu on yıllık dönemin ortalarında kurulmuş olmasına karşın üyelerinin eski Mimarlar Birliği geleneğinden gelen deneyimleriyle, plansız programsız uygulamalar ve ülke sorunları karşısında görüş ve tepkilerini ortaya koymaya başlamıştır. Durum öteki meslek odaları için de farklı değildir. Odalar Hükümet’in uygulamaları karşısında görüş bildirip tepki gösterince, Hükümet de Odalara tepkisini göstermekte gecikmemiştir.
Odalara bağlı meslek adamlarının çoğunluğu İstanbul’da bulundukları için Odaların merkezleri de başlangıçta İstanbul’da idi. Fakültedeki öğrenciliğim sırasında bir kez gittiğim Taksim Sarayı adlı iş hanındaki iki göz odadan ibaret Mimarlar Odası merkezini anımsıyorum. Genel Sekreter rahmetli Tekin Aydın’dı.
Yukarıda çizdiğimiz tablonun sıkıntısı altında iyice bunalmış olan, zamanın iktidarının demokrasi karşıtı uygulamalarından Odalar da nasiplerine düşeni almışlardır. Demokrat Parti iktidarı çıkardığı bir yasayla (3) Gemi Mühendisleri Odası dışındaki odaların merkezlerini Ankara’ya alır. Amaç, memur mimar ve mühendislerin yoğunlukta olduğu Ankara’da memurlar üzerinde kurulacak baskıyla Odaları daha kolay yoldan denetim altında tutabilmektir. İşte, Odaların merkezleri devlet zoruyla Ankara ‘ya böylece alınmıştır, ama ne Demokrat Parti iktidarı ne de daha sonraki başka bir iktidar, Odaları dümensularına çekebilmişlerdir.
1960-70 arası, pek çok bakımdan bir öncekinden farklı bir dönem olmuştur. İhtilalin ardından çıkarılan özgürlükçü 1961 Anayasası topluma yeni bir ivme kazandırmıştır. Dönemin ekonomik karakteri, karma ekonomi tercihli, kalkınma planlarına dayalı bir düzendir. Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve 5’er yıllık kalkınma planları uygulamaya sokulmuştur.
Politik çevrelerde kalkınma planı konusunda üç değişik görüş egemendir. Sol görüş: “Plan yol gösterici değil, emredici olmalıdır”; liberal görüş: “Plan emredici değil, tavsiye edici olmalıdır”; sağcı oportünist görüş: “Bize plan değil, pilav lazım”.
Mimarlar Odası 1960-70 arasında, kalkınma planının sosyal boyutu ihmal etmesine, fiziksel boyutu ise tümüyle göz ardı ederek yalnızca bir ekonomik büyüme planı şeklinde ağırlık kazanmasına karşı çıkıyordu.
Yine bu dönem, özellikle İnşaat Mühendisleri Odası ile Mimarlar Odası’nın özel yüksek okullar konusundaki savaşım yıllarıdır.Odaların kazandığı hukuk savaşı sonunda Anayasa Mahkemesi bu okulları Anayasaya aykırı bularak kapatılmalarına karar vermişti.

1970’li yıllar ülke çapında politik ve toplumsal kargaşa ve çalkantı yıllardır. 12 Mart 1971’de Ordunun üst kademesi Hükümete verdiği bir muhtıra ile ülke yönetimine müdahale etmiştir. Avrupa’da 1968 olaylarıyla bir rüzgar gibi esip geçen toplumsal bunalım bizde on yıl sürecektir. Bu dönem sağ-sol çatışmalarıyla ülkemizin kutuplara bölündüğü bir dönemdir.

1970-80 arasında planlı kalkınma düzen ve disiplininden giderek uzaklaşılmış, 1974 petrol bunalımı ve Kıbrıs Harekatı ülkeye içte ekonomik, dışta siyasal sorunlar getirmiştir. 1977’de başlayan ve 1980 sonuna dek Türkiye’yi sarsan bunalımı son otuz yılın en ağır bunalımıdır. İç politikada kutuplaşma giderek artmış, 1950’lerin Vatan Cephesi’ni andırır bir cepheleşmeyle milliyetçi cephe hükümetleri oluşturulmuş, karşıt kamplardan insanlar birbirlerine kıyarlarken, uzlaşmaz politikacılar ülkeyi 12 Eylül 1980 ihtilaline taşımışlardır.
Bu on yıllık dönemin olumsuz etkileri Odalara da yansımıştır. Oda yöneticilerinin bir bölümü meslek politikası yerine daha çok kendi politik inançlarını egemen kılma çabası içinde olmuşlardır. “Bizim gibi düşünmeyen bizden değildir” anlayışıyla üyelerin pek çoğu Odadan adeta uzaklaştırılmıştır. “Düzen değişmedikçe hiçbir şey yapılamaz” sloganı, yapılabilecek çalışmaları yavaşlatmış, biraz da tembelliği geliştirici ya da tembelliğe kılıf hazırlayan bir bahane olmuştur.
12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından 1982 Anayasası gelir. 12 Eylül askeri yönetiminin etkileri ise on yıl boyunca sürüp gider. Dönemin ekonomik karakteristikleri liberalizm, serbest döviz, serbest dışticaret ve kronik yüksek enflasyondur.
Askeri yönetimin baskılarıyla ülke çapında gözlenen, “politikadan uzaklaşma” eğilimi, Odaları da etkilemiş, yeniden meslek politikasına dönülmüştür. Odalar her dönemde olduğu gibi bu dönemin siyasal iktidarına da yaranamadıkları için (4) bu kez memur mimar ve mühendislerin odalara kaydolma zorunluluğu kaldırılır, ancak mimar ve mühendis sayısındaki hızlı artış odaların şube ve temsilciliklerinin artmasını ve desantralizasyonu sağlar.
Günümüze kadar uzanan son dönemin önemli sorunları ise yıllardır hemen bütün hükümetlerce uygulanan tutarsız politikaların getirdiği Güneydoğu sorunu, göç, çarpık kentleşme ve ekonomik sorunlardır.
Mimarlar Odası, her dönemde, çalışmalarını üyelerinin çıkarlarını korumak yerine, ülke yararı doğrultusunda yoğunlaştırılmıştır. Oda, ülke çapında planlı yerleşme, gecekondu, konut, kent toprağının ve kıyıların yağmaya karşı korunması mesleki eğitim konularıyla uğraşıp durmuştur. Doğal olarak da bu çalışmaları popülist politikacılar tarafından hep yadırganmış ve baskı altında tutulmak istenmiştir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi Odaların merkezleri zorla İstanbul’dan Ankara’ya götürülmüş, memur mimar ve mühendislerin odalara kayıt zorunluluğu kaldırılmıştır. Mesleki denetim uygulamaları engellenerek de Odaları mali kaynaklarının kısılmasıyla güçleri azaltılmak istenmiştir.
Geçenlerde Aydın Boysan Yapı-Endüstri Merkezi’nde mimarlık anılarını dile getirirken rahmetli Cihat Burak ile ilgili, yaşanmış bir öykü anlattı. Bir gece Cihat Burak, Boysan’larda yatıya konuk olur; sabaha kadar da banyoya taşınır. Sabah Aydın Boysan sorar: “Hayrola, dün gece rahatsızlandın galiba?” Burak, “Sorma, sabaha kadar yangın söndürdüm” der ve öyküyü anlatır: Ağzında sigarayla yatmış, öylece uykuya dalmış, bu arada bileğini yakınca acıyla uyanmış. Bir de görmüş ki yatak da için için yanıyor. Gürültü etmeden söndürmek için banyoda ıslattığı mendilini, götürüp yatağa sıkmış. Ateş sönmeyince da başlamış lavabo ile yatak arasında mekik dokumaya … Böylece sabahı etmiş.
Aydın Boysan’ın “Yahu mendille yangın mı söndürülür, hiç değilse kül tablasını kullansaydın; içine su doldurup dökseydin” çıkışına Burak’ın yanıtı ilginçtir: “Ne bilirim ben … Daha önce itfaiye neferliği yapmadım ki… ”
Bu öyküyü niçin aktardım? Türkiye’de mimarların ve Mimarlar Odası’nın çabaları da Cihat Burak’ın öyküdeki çabasını andırmıyor mu? Mimarlar da mendille su taşıyarak yangın söndürmeye çalışmıyorlar mı? Üstelik çoğu kez kendi çıkarmadıkları yangını. Politikacıların halk dalkavukluğuna dayanan politikalarıyla ülke toprağını yağmalatarak yarattıkları yangını söndürmek için çırpınıp duran Mimarlar Odası.
Sonuç meydanda. Mantar gibi biten özel yüksek okulların Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmasını sağladı da ne oldu? Bugün kadro ve eğitim olanakları bakımından o günkü özel okulların da gerisinde onlarca üniversite açıldı.
Son gönlerdeki gelişmeler bile yangının hangi boyutlara ulaştığını göstermeye yetebilir. Belediye Başkanları kendilerini “şehir imamı” ilan ederken, Başbakan, kendi partisinden olmayan belediye başkanlarının yetkilerini ellerinden almaya uğraşıyor.
Kırk yılda 11 kez imar ve gecekondu affı çıkarılmış. Tapu tahsis belgeleri, yeminli bürolar, imar islah planlarıyla, masum gecekonduların seçimkonduya dönüşmesiyle her şey daha da kötüye gitti. Şimdi Sayın Başbakan yaklaşan bir seçimin ilk adımı olarak yeni bir imar affının müjdesini veriyor. Yeni yağmalara yol açacağını, affın mafyayı azdıracağını bile bile gecekonduda yaşayanlara yaranmaya çalışıyor. Öyle bir imar affı ki, Bayındırlık ve İskan Bakanı bile buna karşı çıkıyor.”Başbakan’ın hangi hedefleri olduğunu bilmiyorum. Böyle bir af gecekondulara değil, mafyaya getirilmiş olur” diyor(5). DPT Müsteşarı’na göre ise “Gecekondu affı tam bir siyasi karardır ve hükümetin bileceği iştir” (6).

Daha nice kırk yıllara …

1. 6235 sayılı yasa
2. 4 Ağustos 1958, % 221.
3. 7303 sayılı yasa, 1959.
4. Hiçbir zaman yaranmaları gerektiği görüşünde olmadım.
5. Hürriyet, 6.1.95. Paralı İmar Affı İçin Kavga Çıktı.
6. Nursun Ezel, Cumhuriyet, 2.1.95