| Odaların 40. Yıldönümü |
Kaynak :
01.02.1995 -
Yapı Dergisi - 159
|
Yazdır
|
|
Mimarların ve Mühendislerin meslek odaları geçtiğimiz Aralık ayı içinde kuruluşlarının 40. yıldönümünü kutladılar. 1970’li yıllar ülke çapında politik ve toplumsal kargaşa ve çalkantı yıllardır. 12 Mart 1971’de Ordunun üst kademesi Hükümete verdiği bir muhtıra ile ülke yönetimine müdahale etmiştir. Avrupa’da 1968 olaylarıyla bir rüzgar gibi esip geçen toplumsal bunalım bizde on yıl sürecektir. Bu dönem sağ-sol çatışmalarıyla ülkemizin kutuplara bölündüğü bir dönemdir. |
1970-80 arasında planlı kalkınma düzen ve disiplininden giderek uzaklaşılmış, 1974 petrol bunalımı ve Kıbrıs Harekatı ülkeye içte ekonomik, dışta siyasal sorunlar getirmiştir. 1977’de başlayan ve 1980 sonuna dek Türkiye’yi sarsan bunalımı son otuz yılın en ağır bunalımıdır. İç politikada kutuplaşma giderek artmış, 1950’lerin Vatan Cephesi’ni andırır bir cepheleşmeyle milliyetçi cephe hükümetleri oluşturulmuş, karşıt kamplardan insanlar birbirlerine kıyarlarken, uzlaşmaz politikacılar ülkeyi 12 Eylül 1980 ihtilaline taşımışlardır. Bu on yıllık dönemin olumsuz etkileri Odalara da yansımıştır. Oda yöneticilerinin bir bölümü meslek politikası yerine daha çok kendi politik inançlarını egemen kılma çabası içinde olmuşlardır. “Bizim gibi düşünmeyen bizden değildir” anlayışıyla üyelerin pek çoğu Odadan adeta uzaklaştırılmıştır. “Düzen değişmedikçe hiçbir şey yapılamaz” sloganı, yapılabilecek çalışmaları yavaşlatmış, biraz da tembelliği geliştirici ya da tembelliğe kılıf hazırlayan bir bahane olmuştur. 12 Eylül 1980 ihtilalinin ardından 1982 Anayasası gelir. 12 Eylül askeri yönetiminin etkileri ise on yıl boyunca sürüp gider. Dönemin ekonomik karakteristikleri liberalizm, serbest döviz, serbest dışticaret ve kronik yüksek enflasyondur. Askeri yönetimin baskılarıyla ülke çapında gözlenen, “politikadan uzaklaşma” eğilimi, Odaları da etkilemiş, yeniden meslek politikasına dönülmüştür. Odalar her dönemde olduğu gibi bu dönemin siyasal iktidarına da yaranamadıkları için (4) bu kez memur mimar ve mühendislerin odalara kaydolma zorunluluğu kaldırılır, ancak mimar ve mühendis sayısındaki hızlı artış odaların şube ve temsilciliklerinin artmasını ve desantralizasyonu sağlar. Günümüze kadar uzanan son dönemin önemli sorunları ise yıllardır hemen bütün hükümetlerce uygulanan tutarsız politikaların getirdiği Güneydoğu sorunu, göç, çarpık kentleşme ve ekonomik sorunlardır. Mimarlar Odası, her dönemde, çalışmalarını üyelerinin çıkarlarını korumak yerine, ülke yararı doğrultusunda yoğunlaştırılmıştır. Oda, ülke çapında planlı yerleşme, gecekondu, konut, kent toprağının ve kıyıların yağmaya karşı korunması mesleki eğitim konularıyla uğraşıp durmuştur. Doğal olarak da bu çalışmaları popülist politikacılar tarafından hep yadırganmış ve baskı altında tutulmak istenmiştir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Odaların merkezleri zorla İstanbul’dan Ankara’ya götürülmüş, memur mimar ve mühendislerin odalara kayıt zorunluluğu kaldırılmıştır. Mesleki denetim uygulamaları engellenerek de Odaları mali kaynaklarının kısılmasıyla güçleri azaltılmak istenmiştir. Geçenlerde Aydın Boysan Yapı-Endüstri Merkezi’nde mimarlık anılarını dile getirirken rahmetli Cihat Burak ile ilgili, yaşanmış bir öykü anlattı. Bir gece Cihat Burak, Boysan’larda yatıya konuk olur; sabaha kadar da banyoya taşınır. Sabah Aydın Boysan sorar: “Hayrola, dün gece rahatsızlandın galiba?” Burak, “Sorma, sabaha kadar yangın söndürdüm” der ve öyküyü anlatır: Ağzında sigarayla yatmış, öylece uykuya dalmış, bu arada bileğini yakınca acıyla uyanmış. Bir de görmüş ki yatak da için için yanıyor. Gürültü etmeden söndürmek için banyoda ıslattığı mendilini, götürüp yatağa sıkmış. Ateş sönmeyince da başlamış lavabo ile yatak arasında mekik dokumaya … Böylece sabahı etmiş. Aydın Boysan’ın “Yahu mendille yangın mı söndürülür, hiç değilse kül tablasını kullansaydın; içine su doldurup dökseydin” çıkışına Burak’ın yanıtı ilginçtir: “Ne bilirim ben … Daha önce itfaiye neferliği yapmadım ki… ” Bu öyküyü niçin aktardım? Türkiye’de mimarların ve Mimarlar Odası’nın çabaları da Cihat Burak’ın öyküdeki çabasını andırmıyor mu? Mimarlar da mendille su taşıyarak yangın söndürmeye çalışmıyorlar mı? Üstelik çoğu kez kendi çıkarmadıkları yangını. Politikacıların halk dalkavukluğuna dayanan politikalarıyla ülke toprağını yağmalatarak yarattıkları yangını söndürmek için çırpınıp duran Mimarlar Odası. Sonuç meydanda. Mantar gibi biten özel yüksek okulların Anayasa Mahkemesi kararıyla kapatılmasını sağladı da ne oldu? Bugün kadro ve eğitim olanakları bakımından o günkü özel okulların da gerisinde onlarca üniversite açıldı. Son gönlerdeki gelişmeler bile yangının hangi boyutlara ulaştığını göstermeye yetebilir. Belediye Başkanları kendilerini “şehir imamı” ilan ederken, Başbakan, kendi partisinden olmayan belediye başkanlarının yetkilerini ellerinden almaya uğraşıyor. Kırk yılda 11 kez imar ve gecekondu affı çıkarılmış. Tapu tahsis belgeleri, yeminli bürolar, imar islah planlarıyla, masum gecekonduların seçimkonduya dönüşmesiyle her şey daha da kötüye gitti. Şimdi Sayın Başbakan yaklaşan bir seçimin ilk adımı olarak yeni bir imar affının müjdesini veriyor. Yeni yağmalara yol açacağını, affın mafyayı azdıracağını bile bile gecekonduda yaşayanlara yaranmaya çalışıyor. Öyle bir imar affı ki, Bayındırlık ve İskan Bakanı bile buna karşı çıkıyor.”Başbakan’ın hangi hedefleri olduğunu bilmiyorum. Böyle bir af gecekondulara değil, mafyaya getirilmiş olur” diyor(5). DPT Müsteşarı’na göre ise “Gecekondu affı tam bir siyasi karardır ve hükümetin bileceği iştir” (6). Daha nice kırk yıllara … 1. 6235 sayılı yasa |

