Olaylar-Yorumlar.. (Okul Nasıl Seçilir? – Teşekkürler Gülsün Sağlamer – Mimarlık Vakfında Yeni Bir Dönem ) Kaynak : 01.08.2004 - Yapı Dergisi - 273 | Yazdır

Tübitak’ın Vizyon 2023-Teknoloji Öngörü Projesi kapsamında düzenlenen panel çalışmaları için zaman zaman Ankara’da toplanıyorduk. Benim katıldığım panel “İnşaat ve Altyapı” paneliydi. Uzmanların katılımıyla iyi bir çalışma yaptık ve sonuçta raporumuzu, öteki panellerden gelen raporlarla birleştirilmek üzere sunduk. Yeni siyasal iktidarın Tübitak’a karşı tutumu nedeniyle bugün o çalışmalar hangi durumdadır, bilemiyorum. Zaten anlatmak istediğim de o çalışmalar değil, o çalışmalar sürerken bir sohbet sırasında dinlediğim gerçek bir öykü.

Panele katılanlar arasında İnşaat Yüksek Mühendisi İrfan Karaoğlu da vardı. Karaoğlu, 1940’lı yılların ortasında Kabataş Erkek Lisesi’ni bitirmek üzereyken arkadaşlarıyla birlikte, yükseköğrenim için hangi okula gidecekleri konusunu araştırmaya girişmişler. O yıllarda aslında, okul sayısı da son derece sınırlı ya… Uzun tartışmaların sonucunda karar vermişler: İstanbul Teknik Üniversitesi… Niçin? Çünkü dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün oğlu Ömer İnönü bu okula gidiyor. Koskoca cumhurbaşkanı oğlu için bu okulu seçtiğine göre bu okul en iyisi olmalı. Karaoğlu ve arkadaşları işte bu gerekçeyle Teknik Üniversiteli olmuşlar.

Bu öyküyü, mimarların bir buluşmasında anlattım. Orada bulunanlardan biri, öykünün başka bir bölümünü dile getirdi. İnönü ailesinin, oğulları Ömer için yaptığı yüksekokul araştırmasını… Öykünün geri kalan bölümünü, daha doğrusu başlangıcını da o gün dinledim. Daha sonra, bu anlatılanlar Mimar Sinan Üniversitesi’ne ilişkin olarak yayımlanan Akademi’ye Tanıklık adlı üç kitaptan Mimarlık’a ilişkin olanında yer aldı.

Öykünün o bölümünü kendisiyle yapılan röportajda Prof. Muhteşem Giray aktarıyor. Özetle şöyle: 1942 veya 1943 yılları… İsmet Paşa, liseyi bitirmiş olan büyük oğlu Ömer’e okul arıyor. İki yeri gözüne kestirmiş: Güzel Sanatlar Akademisi ve Yüksek Mühendis Mektebi. Bu amaçla daha yakından tanımak üzere Akademi’yi ziyaret etmiş. Giray, ziyaretin öğrenci gözüyle olan bölümünü şöyle anlatıyor: “Biz tabii, öğrenci olduğumuz için pek işin farkında değildik. İsmet Paşa geliyor diyorlar. Vali de Lütfi Kırdar. Heykel Bölümü’nde cumhurbaşkanının bir heykeli yapılmıştır. Belling adında bir heykeltraş vardı. Maçka’daki evinin önündeki heykel… Onun modelini yapıyordu. Geldi, onu gördü, beğendi. Biz de öğrenci olarak karşıladık.”

Ziyaretin geri kalan bölümünü Giray, hocası Mehmet Ali Handan’dan dinlemiş. Onun da özeti şöyle: Günün Akademi Müdürü Burhan Toprak, Mareşal Fevzi Çakmak’ın damadı. Toprak, “İsmet Paşa ve eşi muhafazakar insanlardır; o gün ‘cours de soir’ı (1) kapatalım” diyor. Cours de soir’da modellerle çalışılıyor. Neyse, alt kat gezilmiş; hoşlarına gitmiş. İsmet Paşa Mevhibe Hanım’a “bak” demiş, “burada her şey çok güzel… Deniz kenarında, manzara da çok güzel.” Üst kata çıkmışlar. Şu oda, bu oda derken, bir odanın kapısını açtıklarında beklenmeyen manzarayla karşılaşmışlar. Çallı, çıplak bir modeli karşısına almış resim yapmakta… Paşa bunu görünce, hemen kapıyı kapamış, Mevhibe Hanım’a “Eh artık bu kadar yetişir” demiş. Giray şöyle sürdürüyor: “Gidiş o gidiş. Bakın şimdi, hemen akabinde iki sene sonra Teknik Üniversite’nin kanunu çıktı. Çünkü Ömer oraya Maden Fakültesi’ne girmişti. Oranın akademik kariyer kanunu çıktı. Teknik Üniversite oldu. Profesör oldular, doçent oldular. Bizimkisi 69’da çıktı. 26 sene sonra. Bizler akademik kanuna 69’da kavuştuk. Eğer o olay olmasaydı Ömer buraya girecekti, bizim kanunumuz çıkacaktı” (2).

Yüksek Mühendis Mektebi’nin İTÜ’ye dönüşmesinin bu kadar basite indirgenmesi ne kadar doğru olur bilmiyorum. Biz öykümüze devam edelim… Duyduğum ilginç iki olayı anlattığım başka bir mimarlar toplantısında, konuşmamdan sonra bir arkadaşımız geldi ve “İnönü’lerin akademiyi seçmemelerinin gerçeği, çıplak model değil, Burhan Toprak’ın Mareşal Fevzi Çakmak’ın damadı olmasıydı, çünkü İnönü’nün Çakmak’la arası iyi değildi.” dedi. Bu da öykünün politik platformdaki yorumuydu. Bence bu yorum da doğru olamaz. O tarihlerde Çakmak genelkurmay başkanıydı ve İnönü-Çakmak çekişmesi başlamamıştı. Ayrıca, İnönü’nün Akademi’ye giderken Müdürün kimliğini bilmemesinin de olanaksız olduğunu düşünürüm. Görüldüğü gibi, söylentiler değişik…

Anlaşılan şu ki, altmış yıl önce okul seçimi epey farklıymış. Bugün nasıl yapılıyor? Öğrenciler üniversite ve yüksekokullara merkezi öğrenci seçme ve yerleştirme sınavıyla giriyorlar ama kafalarında, seçecekleri mesleklere ilişkin yeterli bilgiler, ellerinde seçecekleri okullara ilişkin somut veriler var mı?

Okul sayısı çok… Okullar arasındaki nitelik farkı, okulların sayısından da çok. İşte bu noktada, akreditasyon denen derecelendirme sisteminin gerekliliği ortaya çıkıyor. Öğretim kurumlarının akreditasyonu. Belki daha da önce, meslek adamlarının akreditasyonu. Bu konularda çalışmalar sürüyor. Şimdilik ayrıntılarına girmeyelim.

1. Kurdösuar/akşam kursları: Normal derslerden sonra yapılan çalışmalar.
2. Akademi’ye Tanıklık 2 / Mimarlık, Bağlam Yayıncılık, S. 105, İstanbul.

Teşekkürler Gülsün Sağlamer
Prof. Dr. Gülsün Sağlamer’in İTÜ’deki rektörlük görevi önümüzdeki günlerde sona eriyor. Sağlamer 1996’da seçilmişti. Dörder yıllık iki dönem tamamlanmış oluyor. Bilindiği gibi, bu işin üçüncü dönemi yok; YÖK yasası elvermiyor.

Sağlamer’in İTÜ’nün gelmiş geçmiş en başarılı rektörü olduğunu söylemek abartı sayılmamalı. Bu söylemden, eski rektörlerin başarılarını küçümsemek anlamı da çıkarılmamalı. Onları da saygı ve sevgiyle; yaptıklarını şükranla anıyorum. Sağlamer İTÜ’yü, bütün devlet üniversitelerini bunaltan sıkıntılar, yokluklar içinde devraldı; akıllı, yürekli, coşkulu, özverili çalışmasıyla çok yukarılara taşıdı. Fiziksel çevresiyle, bilimsel ve sosyal gelişmelerle üniversite bambaşka bir düzeye geldi. Üniversitenin altyapısı ve üstyapısı gelişti. İTÜ eski ününü ve saygınlığını yeniden yakaladı.

Sağlamer, alışılagelmiş kamu yöneticilerinin aksine, bahaneler yerine çözümler üretmenin en güzel örneklerini verdi. Bu formülün yalnızca özel kesimde değil, kamu kesiminde de geçerli olabileceğini gösterdi. Teknik Üniversitenin uyuyan gücünü harekete geçirdi, yalnızca kendi çabasıyla yarattığı büyük parasal kaynaklarla kampusa yalnızca yeni binalar eklemekle kalmadı, altyapıyı üniversitenin gücüne güç katacak işlevleri geliştirecek şekilde kurdu. Süleyman Demirel Kültür Merkezi, Anaokulu, İlköğretim Okulu, Lise, Müzik İleri Araştırmalar Merkezi, yüksek standartlı Öğrenci Yurtları, 75. yıl Öğrenci Sosyal Merkezi, Kütüphane binası ve birçok başka tesis… Ayrıca, eğitim düzeyinin yükseltilmesi, üniversitenin kabuğunu kırması ve yurtdışına açılması yolunda önemli adımlar… Bütün bunların, İTÜ’nün bugününe olduğu gibi geleceğine de önemli katkılar getireceği kuşkusuzdur.

Soranlar olabilir: “Sağlamer’in kusurları olmadı mı?” Olmuştur… İş yapanın minimal düzeyde hata yapması hoşgörülmeli.

Mimarlık Fakültesi’ne birincilikle girmiş olan Gülsün Karakullukçu’nun okuldaki ilk öğrencilik günlerini anımsayan biri olarak, bugün ulaştığı noktadan ve Teknik Üniversite’ye katkılarından dolayı ayrıcalıklı bir haz duyduğumu belirtmeliyim.

Bir Teknik Üniversiteli olarak, gönülden, “Teşekkürler Gülsün Sağlamer” diyorum; sağlık ve mutluluk içinde, yeni başarılara yelken açmasını diliyorum.

Mimarlık Vakfında Yeni Bir Dönem
Mimarların sosyal dayanışma kurumu olan Mimarlık Vakfı’nın olağan genel kurulu 5 Haziran 2004 günü yapıldı ve yönetimde bir bayrak değişimi oldu. Başkanlık bayrağını Maruf Önal’dan devralmanın onurunu taşıyorum. Kuruluştan bu yana görev alan yöneticiler özverili ve tutarlı çalışmalarıyla Mimarlık Vakfı’nı bugüne taşıdılar. Amaç her zaman, mimarlığı yüceltme doğrultusundaki etkinlikler ve mimarlararası sevgi, saygı, güven, gayret ve dayanışmaydı.

Geçtiğimiz yıllar, kuruluş ve kurumlaşma yılları oldu. 1996’da Vakıf kuruldu; sonra da Vakıf bünyesinde 1997’de Yardımlaşma Sandığı ve Can Deniz Fonu, 1999’da Mimarlık Enstitüsü, 2004’te de MIV İktisadi İşletmesi… Şu anda, Sandık, Enstitü ve Fon işlevlerini sürdürüyorlar. İktisadi İşletme ilk adımlarını atıyor. Bu kuruluşların etkinliklerine kısaca değinelim:
* Yardımlaşma Sandığı 2100 üyeye ulaştı. Sandık, geçtiğimiz yıllarda, vefat eden Sandık üyelerinin geride kalan yakınlarına olan yükümlülüklerini gecikmeksizin, tümüyle yerine getirdi. Ayrıca, ihtiyaç duyan üyelere, olanaklar elverdiğince karşılıksız yardımlar yaptı. Son olarak da Garanti Emeklilik ve Hayat A.Ş. ile, bütün mimarların ve yakınlarının yararlanmalarına açık bir Grup Emeklilik anlaşması imzaladı.
* Can Deniz Fonu, topladığı koşullu bağışlarla, Mimarlık okullarınca belirlenen, belli sayıdaki öğrenciye aylık burslar vermeyi düzenli olarak sürdürüyor.
* Mimarlık Enstitüsü, kuruluşunu tamamladı… Mimarlık Eğitim Kurultayı hazırlıklarına katıldı. Mimarlık öğrencileri için düzenlediği yaz okulları önemli etkinlikler oldu.
* Yeni kurulan İktisadi İşletme’nin, Mimarlık Vakfı’nın önemli bir eksiğini tamamlaması bekleniyor. Bilindiği gibi, yürürlükteki yasalar uyarınca, Mimarlık Vakfı’nın “kamu yararına vakıf” statüsü kazanması olanağı bulunmuyor. Bu nedenle de bağışlar için vergi bağışıklığı kazanılması, bağış yapan firma ve kişilerce bağışların gider olarak yazılması söz konusu değil. Gelir yaratmak üzere, vakışara tanınan hakla kurulan iktisadi isletmeler, bağlı oldukları vakıflara gelir desteği sağlamak üzere etkinlik gösterebiliyorlar. Bu işletmelerin, başta sağlık vakıfları olmak üzere çeşitli alanlarda işlerlik ve başarı kazanmış örnekleri var. Mimarlık Vakfı Işletmesi de hem daha kolay bağış sağlanmasına önayak olabilecek, hem de Vakfın yapmayı tasarladığı yayın etkinliğini ve kimi organizasyonları bir ticari etkinlik çerçevesinde sürdürecek.

Yukarıda kısaca özetlemeye çalıştığım etkinlikler önceki yönetim kurullarının özverili, yoktan var etme çabalarıyla gerçekleşti. Kuruluştan bu yana geçen, dörder yıllık iki dönemde büyük bir özveriyle başkanlığı üstlenen, başta değerli büyüğümüz Maruf Önal olmak üzere bütün yöneticilere teşekkür borçlu olduğumuzu düşünüyorum. Bu vesileyle, son yıllarını tümüyle Vakfa adayan ve geçen yıl aramızdan ayrılan Genel Sekreter Engin Omacan’ı da sevgiyle bir kez daha anmak isterim. Onların çabaları olmasaydı Vakıf buralara gelemezdi herhalde.

Mimarlık Vakfı onların sayesinde bugün şimdik ayaktadır. Şimdi önümüzdeki öncelikli hedefler, Yardımlaşma Sandığı’nın, üye sayısının artırılması yoluyla güçlendirilmesi, İktisadi İşletme yoluyla gelirlerin artırılması ve böylece Kurucular Bildirgesi’nde özetlenen doğrultuda Vakıf ve Enstitü etkinliklerinin geliştirilmesidir.

Artık, yeni atılımlarla Vakfı daha üst noktalara taşıma zamanıdır. Bu aşamada yalnızca kurucu üyelerin ve Yardımlaşma Sandığı üyelerinin değil, bütün mimarların katkılarına gereksinme var. Onları en azından, Yardımlaşma Sandığı’na üye olmaya ve Grup Bireysel Emeklilik olanaklarını incelemeye çağırıyoruz. Ayrıca, Vakfın genel kurulunda, Mimarlar Odası yetkilileri Vakıf etkinliklerinin duyurulması ve tanıtılarak yaygınlaştırılması yolunda destek vaat etmişlerdir. Vakfın kurumsal üyesi kimliğinde olan Oda’dan ve şubelerinden gelecek katkıların Mimarlık Vakfı için büyük değer taşıdığı kuşkusuzdur.

Önümüzdeki yılların atılım ve gelişme yılları olmasını dilerim.