| Olaylar-Yorumlar.. (Libya’dan Para Yerine Öğüt – Gecekondulardan Üniversiteye Yer Yok) |
Kaynak :
01.11.1996 -
Yapı Dergisi - 180
|
Yazdır
|
|
Geçtiğimiz Ekim ayının ülke için en önemli olayı kuşkusuz, Başbakan Erbakan’ın Mısır, Libya ve Nijerya’ya yaptığı gezi ile, o ülkelerden ilk ikisinde kendisinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin karşılaştığı tatsız durumlardı. O kadar ki, bu gezide olup bitenler Hükümeti, Meclis’te bir gensoru önergesiyle karşı karşıya bırakacaktı. |
Galatasaray ve Koç Üniversiteleri kuruluşlarını tamamlanmış olup eğitimlerini geçici olarak, bu işe çok da uygun olmayan binalarda sürdürüyorlar. Galatasaray Üniversitesi şimdilik Ortaköy’deki binasını kullanıyor, Koç Üniversitesi ise Otosan Fabrikası’nın İstinye’de eski tesislerini. Bu üniversitelerin öncelikli amaçlarından biri de eğitimlerini günün koşullarına uygun şekilde sürdürebilecekleri, çağdaş, yeni kampüslere kavuşmak. Üniversite Vakıfları büyük bir yatırıma hazırlanırken arazinin devletçe tahsisini bekliyorlar. Kazanç amacına yönelik olmayan bu üniversitelerin bu yoldaki isteklerini doğal karşılamamak olanaksız. Devlet üniversitelerinin kurulacakları arazi ise zaten devletçe sağlanıyor. Böylece, İstanbul Sarıyer Rumeli Feneri’ndeki bir arazi 1992 yılında Bakanlar Kurulu’nca 49 yıllık bir süre için “üniversite kampüs alanı” olarak Koç Vakfı’na tahsis edilmiş. Aynı şekilde Riva’da bir arazi Galatasaray Üniversitesi’ne, Tuzla’da bir arazi de Sabancı Vakfı’na.. Ancak ne var ki, her üç üniversite de bugün, tahsis edilmiş arazilerin imar statüleri nedeniyle büyük sorunlarla karşı karşıyadır. Bu işe elverişli doğrudürüst alanlar daha önce gecekondulara kaptırıldığı için, şimdi üniversitelere tahsis edilen alanlar genellikle ancak orman alanları olabiliyor. Orman Bakanlığı istenilen alanların tahsisini kimi koşullarla hemen yapmaktadır. Kısacası, tahsis konusunda çok cimri değildir ya da hükümetin isteklerine karşı koyamamaktadır. Ancak iş arazinin verilmesiyle bitmemekte, bu kez imar kuralları, nâzım plan, sit kararları, koruma kurulları ve belediyeler bu üniversitelerin karşısına çıkmaktadır. Koç Vakfı, yaptırdığı bir projeyle (1) 31 Mayıs 1996 günü Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in de katıldığı bir törenle üniversitenin inşaatına başlamışsa da şimdi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Koruma Kurulu’nun sit kararları, arazinin tahsisinden çok sonra onaylanmış İstanbul Nazım Planı ve Meslek Odaları’nca Danıştay’da açılmış iptal davası ile karşı karşıyadır. Sabancı Üniversitesi’ne tahsis edilen arazi 1988-89 yıllarında ağaçlandırılmış bir alandır. Orman Bakanlığı’nın tahsis gerekçesi, bu alanın ancak bir üniversiteye tahsis yoluyla korunabileceği, aksi halde gecekondularca işgal edileceğidir. Bu arazi, Nazım Plan ile alt planlarda “üniversite alanı” olarak görünüyor; ancak inşaata yer açılabilmesi için, dikilmiş ağaçların başka yere taşınması gerekecek. Galatasaray Üniversitesi ise, Riva’daki tahsisli alan orman niteliğinde olmadığı halde, sit ve Nazım Plan kararlarıyla karşı karşıya gelmenin sıkıntısını yaşıyor. Çok iyi biliyoruz ki, Türkiye’nin çıkmazı da eğitimde, kurtuluşu da.. Buna karşılık, üniversite kurmak isteyenler hazır, ancak üniversite kurulacak alan sağlanamıyor. Yine her zamanki çaresizliğimizin içine düşmüşüz. Üniversite kurmak isteyenler de haklı, çevreyi, orman alanlarını korumaya çalışan plancılar da… Yapılaşmaya bağlı olarak Boğaziçi’nde orman azalması hızla devam ediyor ABD ve Fransız uydularından çekilen fotoğraflar üzerinde yapılan çalışmaya, yani “uzaktan algılama yöntemi” ile yapılan hesaplamalara göre 1984’te Boğaziçi’ndeki orman alanı 6270 hektar. Yerleşme alanı ise 1300 hektar. 1992 tespitlerine göre ise sekiz yılda orman alanı yüzde 21 azalarak 4996 hektara inmiş, yerleşme alanı ise yüzde 103 artarak 2649 hektara yükselmiş. Kısacası, yapılaşma, ormanları işgal ederek genişliyor. Durum, Elmalı-Ömerli su havzaları için de aynı. İşte, plan olmazsa yeşil alan kemirilir, tarım alanları sanayiye dönüşür ya da buralara havaalanı yapılır, su havzaları korunamaz, her yeri gecekondu sarar; üniversite yapmak için de yer bulamazsınız. Gelişmiş toplumları gelişmemişlerden ayıran en önemli fark, gelişmişlerin örgütlenme (organizasyon) yeteneği ve becerisidir. Biz yıllardan beri ülke çapında örgütlenemediğimiz için sorunlarımızı da birbirine karıştırdık, çözemedik.. Otuz küsur yıl önce Türkiye planlı kalkınma modelini benimserken Devlet Planlama Teşkilatı’nın plancılarına bile “yerleşme planı”nı, fiziksel planı anlatamadık. Ülke çapında bir yerleşme planı olmadan, ekonomik planın da, sosyal planın da yapılıp, yürütülemeyeceğini bırakın politikacıları, plancılar bile öğrenemediler ne yazık ki… Planın olmadığı yerde kargaşa vardır. İşte size kargaşa.. 1. Söz konusu mimari proje yurtdışında yaptırılmış. Maket fotoğrafını gördüm Türkiye’deki birikim ve olanaklarla herhalde bundan çok daha iyi bir proje sağlanabilirdi. |

