Olaylar-Yorumlar.. (“Sayım Suyum Yok” ya da “Bunu Saymayız, Yine Bekleriz” – Satılık Gecekondu Arsaları – Metro) Kaynak : 01.11.2000 - Yapı Dergisi - 228 | Yazdır

“Sayım Suyum Yok” ya da “Bunu Saymayız, Yine Bekleriz”
22 Ekim günü yine ev hapsindeydik. Beş yılda bir, sayım nedeniyle yaşanan işkence bir kez daha yaşandı. Oysa bir önceki sayımda söz verilmişti, “bu kez son” diye.. Şimdi ne yazık ki yetkililer o sözü bile veremez durumdalar.

Devlet Bakanı Tunca Toskay, “Sokağa çıkma yasağının kalkması, Türkiye’nin sosyoekonomik ve kültürel açıdan çok büyük gelişme göstermesiyle mümkün olabilir. Ben hiçbir şekilde, ‘bundan sonraki sayımda sokağa çıkma yasağı kalkacak’ sözü veremem” demiş
(1). Sayımın kesin sonuçları da ancak 18 ay sonra belli olabilecekmiş.

Özgürlük ve insan hakları sınavı için Avrupa kapısında bekleyen Türkiye’nin düşürüldüğü duruma bakın. Bilmiyorum, halkını evlere kapatıp koyun gibi sayan başka ülke kaldı mı dünyada? 1927’den bu yana yapılan 14. sayım bu. Nüfus yapımızı hâlâ tanıyamamış olmamıza şaşmak gerekmez mi? Bu çağda, sağlıklı bir sayımın başka yolları olmalı.

Bizi zaman zaman evlere kapatan askeri müdahaleler artık geride kalmış gibi görünüyor, ama nüfus sayımı için evlere kapatılma eziyeti hâlâ sürüyor. Hükümet, kendi beceriksizliğinin acısını “sosyoekonomik ve kültürel açıdan yetersiz bulduğu” halktan ve de o tarihte Türkiye’ye gelmek talihsizliğine uğramış yabancılardan, turistlerden çıkarıyor. Haydi biz Türküz; Türk olmak zor zanaat, biz buna da katlanırız, ama o yabancıların günahı ne?

Satılık Gecekondu Arsaları
Maliye Bakanlığı yeni bir para kaynağı bulmuş: Gecekondu arsaları ile, işgal altındaki öteki Hazine arazilerinin, üzerlerindeki yapı sahiplerine satılması için çalışmalar tamamlanmış. Orman Bakanlığı da özellikle İstanbul’da Sultanbeyli, Ümraniye, Samandıra ve Beykoz gibi merkezlerdeki orman alanı dışına çıkarılmış alanların kullanıcılara öncelik verilerek satışı için harekete geçmiş. Bu da sus payı olsa gerek.

Satış gelirlerinin yüzde 25-30’luk bölümü belediyelere aktarılacakmış. Belediyeler, bu alanların planlarını yaparak altyapılarını gerçekleştirecekmiş. Bu da sus payı olsa gerek.

Maliye Bakanlığı bu tasarısıyla bir yandan yeni parasal kaynak peşinde, öte yandan kamu arazilerini yağmalamış oy depolarını ödüllendirerek politik rant sağlama yarışında..

Tasarı kabul edilirse, kentlerimizi çarpık, plansız yapılaşmaya iterek perişan eden yağmaya dayalı sağlıksız yerleşmeler bu kez geri dönülmez bir şekilde yasal koruma altına alınmış olacaklar. Böylece, ileriye dönük akılcı bir planlama ile bu alanların kamu arazisi nitelikleriyle yeniden düzenlenerek kente kazandırılması olanağı, yani kentlerin geleceği de tümüyle yitirilecek.

Ayrıca, yasa dışı davranışlar, kamu malının yağmalanması bir çeşit politik aşa, haksız yoldan yasallık kazanacak ve gecekondu mafyası yeni işgal girişimleri için yüreklendirilmiş olacak. Yasayı çiğneyenlerin kârlı çıkması yasalara saygılı yurttaşların adalet duygularını, hukukun üstünlüğü kavramını zedelemeyecek mi? Kaldı ki yağmayı bu kez ödüllendiren, kamu malını, kamu gelirlerini korumakla, bunlara sahip çıkmakla görevli olan bir bakanlık, Maliye Bakanlığı. Gerçekten, ümitsiz bir vaka..

Metro
Taksim-4. Levent Metrosu’nun Taksim-Levent bölümü büyük gecikmeyle de olsa nihayet açıldı. Metronun 4. Levent’e, hattâ gökdelenler ve üniversite bölgesi Maslak’a kadar uzatılması tasarlanıyor ama henüz, projenin kapsamı içinde olan 4. Levent’e bile ulaşılamadı.

Büyük umutlarla beklenen metronun açılışı, Taksim-Levent arasındaki trafik akışına herhangi bir rahatlama getirmedi. Buna karşın, metro bu eksik haliyle bile hiç yoktan iyi, ama temelde ve ayrıntıda içerdiği kimi kusurlar nedeniyle şimdilik, umulanı vermekten uzak kalıyor.

Bir metronun gündüz ve gece verimli bir şekilde çalışabilmesi için işyerleri kadar konut bölgelerini de beslemesi gerekir. Geçen zaman içinde Taksim-4. Levent güzergâhındaki konutların çoğu işyerlerine dönüştü. Örneğin, Harbiye, Şişli, Levent yerleşmeleri karakter değiştirdi. Bu nedenle bugünkü durumda yalnızca işyerlerini birbirine bağlayan bir metronun geceleri boş kalması çok doğal. İkinci kusur, istasyonlar arasındaki büyük yürüme uzaklıkları.. Duraklar şöyle: Taksim, Osmanbey, Şişli/Mecidiyeköy, Gayrettepe, Levent. Taksim’den sonraki ilk durak Osmanbey’de. Pangaltı’da da bir giriş var ama, bu kez Osmanbey-Pangaltı arasını yerüstünden değil, yeraltından yürümek gerekiyor. Aynı şey Şişli/Mecidiyeköy istasyonu için söz konusu. İstasyon ne Şişli’de, ne Mecidiyeköy’de.. İkisinin ortasında bir yerde; bu nedenle ikisine de doğru dürüst hizmet etmiyor. Adı Gayrettepe olan istasyon ise Gayrettepe’de değil, Esentepe-Zincirlikuyu arasında.
İstasyonlar ayrıca, otobüs, minibüs aktarma noktalarının, kavşakların çok uzağında kalıyor. Acaba şöyle bir durak sıralaması daha akılcı ve verimli olmaz mıydı? Taksim, Harbiye, Osmanbey, Şişli, Mecidiyeköy, Gayrettepe, Zincirlikuyu, Levent, 4. Levent, Maslak. Belki maliyetler göğüslenerek birkaç durağın eklenmesiyle sistem çok daha iyi çalışır duruma getirilebilirdi; Harbiye durağı aynı zamanda Nişantaşı’na, Mecidiyeköy durağı Ali Sami Yen Stadı’na, Zincirlikuyu durağı Barbaros Bulvarı eksenine destek sağlardı.

Bu durum karşısında belki o güzergâhtaki tercihli otobüs yolu kaldırılabilir, ama herhalde otobüslerin kaldırılması söz konusu olamaz.

Değinilmesi gereken başka bir nokta, istasyon girişleri.. Perişan durumdaki metro girişlerinin ve bunların mimarisinin şimdiye kadar düşünülmemiş olması belki bir ayrıntı gibi görülebilir, ama önemsiz olduğu söylenemez. Paris, mimar Hector Guimard’ın 1900’de tasarladığı, Art Nouveau’nun şahane örneklerini oluşturan metro girişlerini tam yüz yıldan beri kullanıyor.

Metronun, İstanbul Teknik Üniversitesi kampusu ile gökdelenlere ve Boğaz üst yollarına hizmet edecek şekilde Maslak kavşağına kadar uzatılması ve öte yandan Taksim-Aksaray güzergâhının tamamlanmasıyla asıl bekleneni verebileceğini düşünebiliriz.

Herşeye karşın, İstanbulluların metronun tadına varabilmeleri bundan sonra raylı sisteme ilişkin olarak atılacak adımlar için yüreklendirici ve hızlandırıcı bir baskı yaratmaya yarayacaktır.

1. Cumhuriyet, 21.10.2000, s.9.