| Olaylar – Yorumlar… Türkiye İnsani Gelişme’nin Neresinde? |
Kaynak :
20.11.2009 -
Yapı Dergisi - 336
|
Yazdır
|
|
Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) 5 Ekim 2009 günü yayımladığı İnsani Gelişme Raporu kapsamında, İnsani Gelişme Endeksini de açıkladı (1). Endeks, 18 Aralık 2008’de yapılan güncellemeye göre 2007 sonuna kadar olan durumu gösteriyor. Rapor ve Endeks BM üyesi 180 ülke ile Suudi Arabistan ve Çin’i kapsıyor. Bildirildiğine göre bunların dışında 12 üye ülke veri eksikliği nedeniyle rapora dahil edilmemiş. İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index, HDI) ömür, okur-yazarlık, eğitim ve yaşam standartlarına göre ülkeler için karşılaştırmalı olarak hazırlanıyor. Buna bir bakıma, ülkelerin mutluluk ve refah göstergesi de denebilir. Endeks bir ülkenin “gelişmiş”, “gelişmekte olan” ya da “az gelişmiş” olarak tanımlanmasına da esas oluşturuyor. Yaşam kalitesini etkileyen ekonomik politikaların etkilerini de ölçmeye yarayan Endeks, ekonomik göstergelerle yetinmeyerek insanların mutluluk ve insanca yaşama düzeylerini de belirlemeye çalışıyor. Bunların tümünün dikkate alındığı genel sıralamada Türkiye 182 ülke arasında 79’uncu sırada bulunuyor. İnsani Gelişme Endeksi’ne göre ülkeler 4 kategoride toplanıyor: “Çok yüksek” (ilk 38 ülke), “yüksek” (39-83.arası), “orta” (84-158) ve “düşük” (159-182). 2007 Raporundan başlayarak birinci gruptakiler “gelişmiş ülke”, sonraki üç gruptakiler ise “gelişmekte olan ülke” sayılıyor. Bu duruma göre Türkiye “gelişmekte olan ülkeler” arasında yer alıyor. Ekonomik büyüklükte ilk 20’de yer almamıza karşın, gelişmiş ülkeler arasında sayılmıyoruz. BM eski Genel Sekreteri Kofi Annan’ın gelişmiş ülke tanımına değinmekte yarar var: “Gelişmiş bir ülke bütün yurttaşlarına güvenlikli bir ortamda özgür ve sağlıklı bir yaşam sağlayan ülkedir.” Bilindiği gibi Türkiye, gayrisafi milli hasılası (GSMH) ile hem IMF hem de Dünya Bankası kabullerine göre dünyada 17’nci sırada yer alıyor. Bu, iyi bir durum; G20’ler toplantılarına da zaten bu nedenle katılıyor. Ancak kişi başına düşen milli gelir bakımından IMF’ye göre 54’üncü, Dünya Bankası’na göre 45’inci sıraya düşüyor. Kişi başına gelir IMF kabullerine göre 10.479 $, Dünya Bankası’na göre 10.755 $. Satınalma gücü paritesine göre yapılan sıralamalarda ise Türkiye IMF’ye göre (13.139 $/kişi) ile 61’inci, Dünya Bankası’na göre (13.920 $/kişi) ile 51’inci sırada. Bu rakamlar GSMH’ nin yüksekliğine karşılık nüfus yüksekliğinin kişi başına düşen geliri ne denli azalttığını gösteriyor. Bu sıralamada Türkiye 17’ncilikten bir hayli gerilere düşüyor. Veriler, bugünkü koşullarda nüfus artışının, sorunları dağ gibi büyüttüğünü ortaya koyuyor. Ayrıca ülkemizde bölgeler ve kişiler arası gelir dağılımında büyük bir adaletsizlik olduğunu biliyoruz. Yine de yukarıdaki göstergeler dikkate alındığında ülkenin genel ekonomik durumunun çok parlak olmasa da kötü olmadığını söyleyebiliriz.
Gelelim Başka Göstergelere… Ortalama ömür’de Türkiye 71,96 yıl ile 93’ncü sırada. Birinci sırada 84,36 yılla Macau (Çin), sonuncu sırada da 39,5 yıllık ömürle Swaziland bulunuyor. 2009 yılı tahminine göre dünyada insan ömrü ortalaması 65. Eğitimde 2008 yılı verilerine göre durum çok kötü: Türkiye 0.824 puanla 105’inci sırada. Birinci sırada Avustralya, Danimarka, Finlandiya ve Yeni Zelanda bulunuyor. Puanları: 0.993 Kadınların toplumsal yaşama katılımı konusunda Türkiye sınıfta kalıyor. 109 ülke arasında 101’inci sırada yani sondan sekizinci… Pakistan ve Birleşik Arap Emirliklerinin bile gerisinde; Türkiye’yi Azerbaycan ve İran izliyor. Atatürk Türkiyesinde kadınların toplum yaşamından bu denli dışlanması karşısında ne demeli? Yoksulluk göstergesinde 21 varsıl ülke endeksin dışında bırakılmış. O ülkelerde yoksulluk olmadığı varsayılıyor; geride kalanlar iyiden kötüye sıralanmış. Türkiye burada 40. sırada. Demokraside ise ülkemiz 5.69 puanla 87’nci sırada, Bizim demokrasimiz “Hybrid regime” (melez rejim) olarak tanımlanmış. Birinci sırada 9.88 puanla İsveç bulunuyor. Onunki “tam demokrasi” olarak sunuluyor. Son sırada ise 0.86 puan ve “otoriter rejim”le Kuzey Kore var.
Dünya Ekonomik Forumu’nun 2009 Küresel Mali Kalkınma Endeksi Yine Ekim ayı içinde, Dünya Ekonomik Forumu’nca hazırlanan Küresel Mali Kalkınma Endeksi yayımlandı. Buna göre Türkiye, genelde 5 sıra gerileyerek 44’üncülüğe düşmüş.
OECD Raporu Bir de, yeni yayımlanan OECD raporu var. Türkiye, ekonomik ölçütlere göre, OECD ülkeleri arasında 16’ıncı sırada iken, eğitimde 30 ülke arasında 29’uncu sırada bulunuyor. Bu da Türkiye’deki eğitimin çağdaş eğitim sistemleri arasındaki yerini gösteriyor (3). |
Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü Raporuna göre de basın özgürlüğünde Türkiye 175 ülke arasında 120’nci sırada.
Bütün bu göstergeler, “Kalkınıyoruz!”, “Mucizeler Yaratıyoruz!” edebiyatının ötesinde, ülkemizin “insani gelişim” ve “kalkınma” bakımından nerede, hangi düzeyde olduğunu açık seçik ortaya koyuyor. Ekonomik büyüklüğüyle dünya 17’ncisi konumunda olan bir ülkenin insanları yoksul; eğitimi, okur-yazarlığı, kadınlarının toplumsal yaşama katılımı, demokrasisi bu düzeyde olmamalı.
Dipnotlar: 1.http://hdr.undp.org/en/statistics/ 2.Cumhuriyet gazetesi, s.13, 14 Ekim 2009. 3.Rıza Türmen, Yeni Bir Türk İnsanına Doğru, Milliyet, 21 Eylül 2009. IMF ve İFM IMF (Uluslararası Para Fonu) ve Dünya Bankası yıllık toplantısının İstanbul’da yapıldığı günlerde İFM konusu gündeme geldi. “İFM nedir” diyeceksiniz. Yanıtı: İstanbul Finans Merkezi… İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi haline getirileceğini İMF toplantıları sırasında hem Başbakan hem de Maliye Bakanı bir kez daha açıkladılar. Böylece İstanbul “bir dünya şehri” olacakmış. İstanbul’un dünya çapında bir finans merkezi haline gelmesi, hemen karşı çıkılacak bir olgu sayılmaz. Ne var ki bunun gerçekleşmesi yalnızca Türkiye’nin elinde değil; bu projenin dünya ekonomi çevrelerince de desteklenir olması gerekiyor. Bu tür projeler büyük ölçüde o ülkedeki siyasal ve ekonomik istikrara, dirlik düzenliğe bağlıdır. Türkiye, bugün içinde yaşanan koşullarla, ekonomik çevrelere güven verecek sakin bir liman gibi görünüyor mu? Her şeyden önce, bu sorunun yanıtı önemli. Buraya kadar belirttiklerimiz konunun siyasal, ekonomik biraz da toplumsal boyutları… Proje bunlarla da sınırlı değil, fiziksel planlama sorunları da önemli: İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması İstanbul’a bölgesel ve kentsel boyutta hangi yerleşme yüklerini ve sıkıntılarını getirecektir? Bunlara eğilmekte yarar var. Bilindiği gibi bir süreden beri Hükümet’in gündeminde, başta TC Merkez Bankası olmak üzere devlet bankalarının merkezlerini Ankara’dan İstanbul’a taşımak var. Merkez Bankası, bu konuda gönüllü olmadığını açıkladı. Ancak Hükümet, özerk Merkez Bankası’nın yanısıra, kendisine bağlı Ziraat, Vakıflar ve Halk Bankaları’nın merkezlerinin İstanbul Ataşehir’e alınması konusunda ısrarlı görünüyor. Bu değişiklik, çıkarılacak bir torba yasa ile çözülmek isteniyor. ?u anda bu amaçla TBMM Komisyonlarına sevk edilen torba yasa taslağının başlığı şöyle: “2985 Sayılı Toplu Konut Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi.” Bu yasa önerisine göre, Toplu Konut yasasına özel bir madde eklenerek Ataşehir bölgesinde, 696 hektarlık bir alan konut alanı olmaktan çıkarılıp finans bölgesi alanına dönüştürülüyor ve bu bölgedeki bütün imar yetkileri büyükşehir ve ilgili belediyelerden alınarak TOKİ Başkanlığı’na devrediliyor; bölgenin geçerli imar planları iptal ediliyor, yeni plan ve uygulamalar için TOKİ Başkanlığı yetkili kılınıyor. “Torba yasa”, zamane icadı… İçine her şey konuyor. Örneğin, aynı torba yasayla kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri ile turizm merkezlerinde kıyıda ve sahil şeridinde kalan yerler de dahil, imar uygulama ile ruhsatlandırma işlemleri yetkisi, Bakanlığın talebi üzerine Bayındırlık ve İskân İl Müdürlüklerine devrediliyor. Böylece, kıyılardaki belediyeler dışlanarak, işlemler devletleştirilmiş olacak. Yetkileri ellerinden alınmak istenen kıyı belediyelerinin, muhalefet partileri yönetiminde olduğunu eklemem gerekli mi acaba? İFM için TBMM’de bir torba yasa daha var… Hangisi yasalaşırsa yasalaşsın, sonuçta, konut bölgesi Ataşehir’e İFM girişimi ile, kocaman bir “1. Derece Ticaret ve Hizmet Merkezi” getirilmiş olacak. İstanbul’un uluslararası bir finans merkezi olması süreci, doğal ki yalnızca bu değişiklikten ibaret değil. İstanbul’un uluslararası ölçekte bir finans merkezi haline gelmesi, Ankara’nın başkentlik niteliğini biraz daha yitirmesi, İstanbul’un yepyeni işlevlerle birçok değişime gebe olması demek… İstanbul’un gelecekteki çehresini belirleyecek önemdeki bu tür gelişmelerin bilimsel olarak etüdü ve fiziksel planlamaya yansıtılması zorunluluğu göz ardı edilemez. Ne yazık ki ortada bu tür hazırlıkların işaretleri yok. 1:100.000 Marmara Bölgesi Planlaması’nda 19 milyon olan bölge nüfusunun, sanayinin bölge dışına atılmasıyla 16 milyona düşürülmesi hedefleniyordu. Acaba İstanbul’un Uluslararası Finans Merkezi konumuna getirilmesi, nüfus hedeflerini nasıl etkiler? Bölgenin ve İstanbul’un artacak yerleşme ve ulaşım sorunları nasıl çözülecektir? Aslında bunların hepsi uzun soluklu araştırma ve planlama konularıdır. Benzer sorun 3. Boğaz Köprüsü ısrarında yaşanıyor. Hiçbir planda yer almayan 3. Boğaz Köprüsü, amacı belirsiz bireysel kararlarla yapılmak isteniyor. Başbakan helikopterle uçarak 3. Köprü için yer görücülüğüne çıkarken, Ulaştırma Bakanı, olası 6 değişik güzergâhtan söz ediyor. Bu anlayış ve bu düzeydeki yaklaşımlar çağdaş yönetim, bilimsel yaklaşım ve plan bilinciyle bağdaşmıyor. |

