| Olimpiyat Stadı “Beyaz Fil” mi Oldu ? |
Kaynak :
21.09.2006 -
Cumhuriyet Gazetesi
|
Yazdır
|
|
Amerikalılar ölü yatırımlar için “white elephant” (beyaz fil) deyişini kullanırlar. İşte, İstanbul Atatürk Olimpiyat Stadı da “beyaz fil” olma yolunda. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi (TMOK), İstanbul’un olimpiyatlara aday olduğu dönemde, adaylığı güçlendirmek amacıyla Olimpiyat Stadı’nın yapılmasına önayak olmuş ve bu kapsamda stat, o zamanki (TMOK), Başkanı Sinan Erdem’in olağanüstü çabalarıyla başarılı bir şekilde gerçekleştirilmişti. Şimdi stat doğru dürüst kullanılamıyor, çünkü yapımı bitti; ancak ulaşım bağlantıları çözülmedi. İlk deneme, açılışta, Galatasaray – Olimpiakos maçıyla oldu ve tam bir fiyaskoyla sonuçlandı. O maça ilişkin olarak başımızdan geçenleri yazmıştım. Etiler’den stada ancak dört saatte varabilmiştik; vardığımızda, maç bitmek üzereydi. Dönüş çilesinden ürkerek, maçın son dakikalarını izlemeye çabalamaktan da vazgeçmiştik. Stat yaklaşık 80 bin kişilikti; ancak bu sayıya varan seyircilerin stada ulaşmaları ve evlerine dönmeleri saatler sürüyordu. Kısacası, önemli maçlar için stada ulaşılamıyordu. İşte, son Galatasaray – Bordeaux Şampiyonlar Ligi maçında da öyle oldu. Seyirciler stada ulaşmak ve sonra da dönmek için saatlerce yollarda kaldılar. Şimdi, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı belediyenin bu olayda kusurlu olmadığını savunuyor. Haklıdır (!) Demek ki, yerleşim, planlama, ulaşım gibi sorunlar belediyeyi ilgilendirmiyor. Böyle düşününce, olsa olsa İstanbul Nüfus Müdürlüğü kusurlu olabilir (!) Ne var ki onlar da nüfus artışını denetim altında tutmuyorlar, yalnızca nüfus kayıtlarımızı tutuyorlar. Şu halde, onlar da kusurlu olamazlar. Kısacası, bu işin resmi sorumlusu yok (!). Belediye stada gelenlerin yolu tıkadığı anlayışıyla, yakında seyircileri ve spor kulüplerini sorumlu tutarsa şaşmayalım. |
Olimpiyat Stadı’nın ulaşım sorunlarına Galatasaray – Olimpiakos maçı ardından olduğu gibi, daha sonra da, 2002 eylülünde üç yazıyla değinmişim. Bu yazılarda değerli ulaşım uzmanı Atila Alpöge’nin görüşleri ile Olimpiyat Oyunları Hazırlık ve Düzenleme Kurulu’ndan Faruk Keskinel’in açıklamalarını aktarmıştım.
Alpöge, özetle, metro ve raylı ulaşım olmadan ve bunlar iyi planlanmış karayollarıyla desteklenmeden 80 bin kişilik bir stadın ulaşım sorunlarının çözülemeyeceğini vurguluyor ve “Olimpiyat stadının temel sorunu ile ilgili olarak kalıcı ve nihai çözüm ufukla görülmüyor” diyordu. Bu yazıyı 3 Ekim 2002’de yine bu sütunda çıkan yazımdaki gibi bitirmek istiyorum. “Olimpiyat Komitesi, ana ulaşım için ilgili kurum ve kuruluşlara proje önerileri götürmüş, ama onlar bu iş için adım atmakta TMOK kadar gönüllü olmamışlar. Böylece, Komite’nin öngördüğü ana proje uygulanamıyor; günü kurtarmak için kimi önlemler getirilmeye çalışılıyor. Kısa tanımıyla : kurumlararası uyumsuzluk… Geçenlerde, Spordan Sorumlu Devlet Bakanı ile Bayındırlık Bakanı’nın imzaladıkları protokol da kesin çözümle ilgisi olmayan bir seçim öncesi gösterisidir. Geçici buluşlarla 80 bin kişilik stadın ulaşımının çözüme kavuşturulması olanaksız. Sonuç şu : stat yapıldı ama, ulaşılamıyor. Günü kurtarma önlemlerinin ne kadar geçerli olacağını, anlaşılan, yine deneme-yanılma yoluyla göreceğiz. Bekleyip görelim.” Bekledik ve gördük… O günden bu yana geçen yaklaşık dört yıllık bir sürede ciddi, tutarlı hiçbir gelişme olmadı. Ömrümüz, yalanlar dinlemek, beklemek ve hiçbir şeyin değişmediğini görmekle geçiyor. |

