Olimpiyatta Düşkırıklığı Kaynak : 21.08.2008 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Beijing (Çinliler Pekin denmesini istemiyorlar) olimpiyatlarında sona yaklaşılıyor. 1896’dan beri, savaşlara bağlı üç istisna dışında her dört yılda bir yinelenen yaz olimpiyatları dünyanın en önemli spor buluşması. Pek çok ülke bu buluşmaya uzun soluklu olarak hazırlanıyor. Bizim gibi boş savlar ve lafla yetinenler de vardır herhalde.

2008 olimpiyatlarının yıldız ülkesi her bakımdan Çin oldu. Organizasyon, yapılaşma-mimarlık ve sportif başarı… Çin, birçok engeli aşarak başarılı bir olimpiyat düzenledi. Beijing’de kısa sürede büyük değişiklik oldu. Tesisler, açılış öncesine yetiştirildi. Hem de en ileri mimari anlayış ve teknolojiyle… Kısa zamanda bunca iş nasıl yapılırmış, Çinliler onu da gösterdiler. Ayrıca, görkemli açılış törenini izleyen günlerde sahalarda, salonlarda, havuzlarda sportif başarılarını ortaya koydular.

Bu olimpiyatlarda biz ne yaptık? Kısaca özetleyelim: Havuzda boğulduk. Halterde çok sıfır çektik. Boksta havlu attık. Minderden silindik. Öteki dallarda döküldük. Neyseki son anda güreşte Ramazan’la bir altın madalyaya kavuştuk. Elvan Abeylegesse’nin atletizmde 10 bin metredeki gümüş madalyası bize buruk bir sevinç yaşattı. Halterde, Sibel Özkan’la bir gümüş, güreşte de Nazmi Avluca ile bir bronz madalya alabildik.

Oysa ne büyük iddialarla gitmiştik oralara… Yetkililer mangalda kül bırakmamışlardı: Atina’dakinden daha başarılı olacaktık bu kez.

Doğal ki, lafla peynir gemisi yürümüyor. Beijing’de başarının yerini mazeretler aldı: Atina’nın altın adamları bile sıfır çektiler. İşte Atina’dan dört yıl sonra Türk sporu bu hale gelmişti.

Sonuç, Türkiye adına tam bir fiyasko.

İlk günlerin düş kırıklığı içinde gazeteciler Gençlik ve Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay’a sormuşlar: “Başarısızlık karşısında istifa etmeyi düşünüyor musunuz?” Yanıtı, “Teknik Direktör bilir” olmuş. Teknik Direktörün kim olduğunu da eklemiş: “Başbakan Tayyip Erdoğan.” Başbakan’ın kendisi teknik direktör olduğuna göre, herhalde başarısızlığın sorumlusu da o olmalı. Böylece Başbakanın başarısızlıklarına bir de “spor” eklenmiş oluyor. Bu da tek adam yönetiminin cilvesi: Başarı da onun, başarısızlık da.

Genel Müdür ayrıca, başarısızlığın nedenlerini de kendince açıklamış. Büyükşehir belediyeleri amatör spor dallarına eğileceklerine futbola merak sarmışlar; sonuç da böyle olmuş. Sormak gerekiyor: Bu söyledikleri, genel müdürün aklına yeni mi gelmiş? Bunları acaba o belediyelerin başkanlarına ya da kendi teknik direktörüne daha önce söylemiş mi? Yine kendisine soralım: Türkiye’de sporun içine düştüğü bu zavallı durumun tek sorumlusu yalnızca belediyelerin futbol sevdası mı? Olimpiyat öncesinde vaatlerde bulunurken durum farklı mıydı? Plan, program, hedef nerede?

Öncelikle siyasal iktidarın spora, gençliğe bakışını ve ilgisini sorgulamak gerekiyor. Spora desteği, önemli maçlarda şeref tribünlerinde boy göstermekten ibaret sanan anlayış ve uzmanlık dışı kadrolaşma Türkiye’de sporu bu felâkete sürükledi.

2008 olimpiyatlarında her ülke, ektiğini biçti; doğal ki Türkiye de… Bilgin Gökberk’in yazdığı gibi, Türkiye’de “sporu yönetenler sporun gerisindeler”. Durum böyle oldukça sorunlar bitmez, başarısızlık sürüp gider.