Önce İTÜ Vardı… Kaynak : 01.04.2014 - İstanbul Teknik Üniversitesi Vakfı Dergisi - 64/Nisan-Haziran 2014 | Yazdır

İstanbul Teknik Üniversitesi’nin kökü, 1773’te kurulmuş olan Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn’a dayanır.

Prof. Nezih Eldem'in çizimi ile Taşkışla

Prof. Nezih Eldem’in çizimi ile Taşkışla

Osmanlı İmparatorluğu, bilim ve teknolojide Batı’ya yetişebilmek amacıyla, özellikle askeri alanda yeniliklere yönelmek zorunluluğunu duymuştur. İşte, Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn da Sultan 3. Mustafa döneminde tersane hizmetlerini ve donanmayı geliştirmek, Batılı anlamda gemi mühendisliği eğitimi vermek üzere kurulmuştur. Okulun ilk binaları Haliç’te Tersane-i Amire içindeydi. O dönemde okulda bir matbaa kurulduğu ve ders kitapları basıldığı biliniyor.

Daha sonraları, 1795 yılında Halıcıoğlu’ndaki Humbaracı Kışlası’nda Sultan 3. Selim döneminde haritacılık, gemi inşaat ve inşaat mühendisliği öğretimi için Mühendishane-i Berri-i Hümayûn adlı ikinci bir okul kurulmuştur. Başlangıçta bir arada olan bu iki okul 1825’te bir fermanla birbirinden ayrılmıştır. Mühendishane-i Bahri-i Hümayûn‘un binası 1821 Kasımpaşa yangınında kullanılmaz hale gelince okul önce Parmakkapı’ya, sonra da 1828’de Heybeliada’ya taşınmıştır. 1846’da Mekteb-i Hayriye-i Şahane adını almış, sonraları Deniz Harp Okulu’na dönüşmüştür. Mühendishane-i Berri-i Hümayûn‘da 1847’den itibaren mühendislik eğitiminin yanısıra mimarlık eğitimi de verilmeye başlamıştır.

Kamu yapıları için gerekli teknik elemanları yetiştirmek üzere Mühendishane-i Berri-i Hümayûn‘a bağlı olarak 1883’te Halıcıoğlu’nda Hendese-i Mülkiye Mektebi kurulmuştur. Okul, sivil yönetimin ihtiyaç duyduğu mimar ve mühendislerin yetiştirilmesi için 2. Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra,1909 yılında askeri yönetimden ayrılarak Mühendis Mekteb-i Âlisi adıyla Nafia Nezareti’ne bağlı sivil bir mühendislik okuluna dönüşmüştür. Fransa’daki Ecole Nationale des Ponts et Chaussées (Köprü ve Yol Okulu) örnek alınarak kurulan okul birkaç yer değiştirdikten sonra 1921’de Gümüşsuyu’na gelecektir. Okula Cumhuriyet’in ilanından sonra 1927’de ilk kez o dönemde kız öğrenci kabul edilmiştir. “Arı” simgesine de yine o dönemde karar verilmiştir.

24 Mayıs 1928’de kabul edilen bir yasayla okul, bu kez Yüksek Mühendis Mektebi adını alacak, aynı zamanda tüzel kişilikle mali ve idari özerklik kazanacaktır. Amaç, genç Cumhuriyet Türkiyesi’nin nafia (bayındırlık) işleri için gerekli teknik elemanları yetiştirmektir. Eğitimde başlayan ihtisaslaşma ile Su, Yol ve Demiryolu, İnşaat (Mimarlık) şeklinde üç şube kurulur, daha sonra da Elektro-Mekanik ve Muhabere şubeleri eklenir.

Gümüşsuyu Yerleşkesi

Gümüşsuyu Yerleşkesi

Önceleri yalnızca Gümüşsuyu kışlasını kullanan Yüksek Mühendis Mektebi, sonraki yıllarda Maçka ve Taşkışla silahhanelerini de kullanarak büyüdü. İlkin Nafia Vekâleti’ne (Bayındırlık Bakanlığı) bağlı olan okul, 1941’de Maarif Vekâleti’ne (Milli Eğitim Bakanlığı) bağlandı ve adı bu kez İstanbul Yüksek Mühendis Okulu (İYMO) oldu. Öğrencilerin çoğu parasız yatılıydı. Eğitim kadrosu, Avrupa’daki baskıcı rejimler nedeniyle ülkelerini terk ederek güvenli Türkiye Cumhuriyeti’ne sığınan çoğu Alman öğretim üyelerinin de katılımıyla geliştirildi. Gelenlerin de katkılarıyla o dönemde, Fransız sistemi yerine Alman mühendislik eğitim sistemi ağırlık kazanmaya başladı.

1944 yılında TBMM’ce çıkarılan bir yasayla okul, İstanbul Teknik Üniversitesi olarak yeniden yapılandırıldı. O günlerde 4 fakülte söz konusuydu: İnşaat, Mimarlık, Makina, Elektrik. Öğretim, bütün fakültelerde 5 yıl süreliydi ve mezunlar Yüksek Mühendis diploması alırlardı. Daha sonraki yıllarda, dört yıllık lisans eğitimi uygulaması başlatıldı; ona iki yıllık lisansüstü programları eklendi. Yıllar içinde, başta Rektörlüğü de içine alan Ayazağa Yerleşkesi olmak üzere Gümüşsuyu, Maçka, Taşkışla, Tuzla yerleşkeleri ve beliren gereksinmelere uygun yeni fakültelerin, enstitülerin kurulması ve Türk Müziği Konservatuvarı’nın da eklenmesiyle üniversite bugünkü konumuna geldi. Bunlara, son yıllarda devreye giren “İTÜ Kuzey Kıbrıs”ın Gazimağusa yerleşkesini de eklemek gerekir.

Türkiye’deki öteki mühendislik okullarına gelince… 1873’te kurulan Orman ve Maadin Mektebi, 1874’te Galatasaray Sultanisi bünyesinde kurulup 1877’de kapatılan Mülkiye Mühendis Mektebi, 1882’de Sanayi-i Nefise Mekteb-i Âlisi (MSGSÜ’nin kökeni), 1910’da Robert Kolej Mühendislik Bölümü, 1911’de Kondüktör Mekteb-i Âlisi (YTÜ’nün başlangıcı) sayılabilir. Görüldüğü gibi Dünyanın en eski üniversitelerinden biri olarak İTÜ’nün başlangıcı bizdeki en eski mühendislik okullarının yaklaşık yüz yıl öncesine dayanıyor. Kısaca, “Önce İTÜ Vardı” demek abartı sayılmamalı.

ITU TASKISLA-2

İTÜ, mühendislik eğitiminde ilk olmanın ötesinde pek çok ilke imzasını atmıştır. Bu kapsamda; bazı örnekler:

–  Yayınlarına 1953’te başlayan İTÜ Televizyonu Türkiye’nin ilk televizyon kanalıdır. 1 Mayıs 1964’te çıkan TRT yasasının getirdiği kısıtlama nedeniyle 1970 yılında yayınına son vermek zorunda kalmış ve vericilerini TRT’ye devretmiştir.
–  İlk Stereo FM radyo yayını da İTÜ’de gerçekleştirilmiştir.
–  Türkiye’nin 3 nükleer araştırma reaktöründen biri  İTÜ bünyesinde kurulmuştur.
–  ARIBA İTÜ Güneş Arabası öğrencilerce, katıldığı yarışmalarda dereceler almıştır.

Örnekler çoğaltılabilir…

İTÜ yurt  kalkınmasına, yetiştirdiği insangücü ve ürettiği bilgiyle ciddi katkılar sağlamıştır. Yurdu saran demirağlarda, yollarda, köprülerde, barajlarda, fabrikalarda, santrallarda olduğu gibi, ülkedeki pek çok üniversitenin kuruluş ve gelişmesinde de önce İTÜ vardı.

Bizim Öğrenciliğimizde İTÜ 

1956’da İstanbul Teknik Üniversitesi’nin giriş sınavına katıldık. Sanayi çağının gözde mesleği mühendislikti. Tabii en gözde üniversite de İstanbul Teknik Üniversitesi… Liselerin en parlak mezunlarının öncelikle tercih ettikleri üniversiteydi. Daha sonraki yıllarda ülke yönetiminde en üst düzeylerde rol alacak kimi siyasetçilerin İTÜ’lü olmaları şaşırtıcı değildir. İTÜ o zamanlar, herkesin dilinde yalnızca, “Teknik Ünversite” idi, çünkü o tarihte başka teknik üniversite yoktu. O yıl Teknik Üniversite sınavına 3.500 aday öğrenci girdi; 650’si seçildi. O zamanlar ne YGS, ne ÖSYM, ne YÖK vardı… Her okul kendi sınavını yapardı; aday isimleri kapalı sınav kâğıtları her okulun bir kurulu tarafından tek tek okunurdu; İTÜ’de de uygulanan buydu.

İTÜ İşletme Fakültesi-Maçka

İTÜ İşletme Fakültesi-Maçka

1956 sonbaharında İTÜ Mimarlık Fakültesi’ne girdiğimizde, kışladan okula dönüştürülmüş olan Taşkışla yepyeniydi. O tarihte Türkiye’de yalnızca 5 mimarlık okulu vardı: İstanbul’da İTÜ, Güzel Sanatlar Akademisi (GSA), Yıldız Teknik Okulu ve İTÜ’ye bağlı Maçka Teknik Okulu… Bir de Ankara’da o yıl açılmış olan ODTÜ… ODTÜ yalnızca Mimarlık Fakültesi’nden ibaretti ve Kızılay’da bir barakada öğretime başlamıştı. İlk ikisi 5 yıllık, ötekiler 4’er yıllık eğitim veren okullardı. Türkiye’deki üniversite sayısı da yalnızca “3”tü: İstanbul Üniversitesi, İTÜ ve Ankara Üniversitesi… Bunlara o yıl tek fakültesiyle açılan ODTÜ’yü eklemeliyiz.

İTÜ’nün iki ana binası vardı: Taşkışla ve Gümüşsuyu. Maçka’daki, İTÜ’ye bağlı Maçka Teknik Okulu’nu da bunlara ekleyebiliriz. Üniversiteye tahsis edilmiş Maçka Kışlası’nda ise dönüştürme çalışmaları sürüyordu. Üniversitenin 5 fakültesi bulunuyordu: İnşaat, Mimarlık ve Maden Fakülteleri Taşkışla’daydı; Makina ve Elektrik Gümüşsuyu’nda. Rektörlük Taşkışla’da olduğu için orası üniversitenin sancak gemisiydi.

Taşkışla’nın otele dönüştürülme tehdidiyle karşılaşmasına daha en az 20 yıl vardı. Gökkafes de Taşkışla’yı perdelememişti. Maslak Kampusu fikri ise daha ortada yoktu.

İTÜ Maçka Kışlası Yabancı Diller Yüksekokulu

İTÜ Maçka Kışlası
Yabancı Diller Yüksekokulu

Ortam gerçekten keyifliydi. Kışladan okula dönüşmüş, ferah, yepyeni bir Taşkışla… İlginç dersler, deneyimli iyi hocalar. Buna karşılık binada ne yemekhane vardı, ne de kütüphane… Bunlar ve öğrenci yurdu Gümüşsuyu’ndaydı. Ayrıca Harbiye’de de bir yurt vardı; tabii o da “erkek” öğrenci yurdu… Öğrencilerin büyük çoğunluğu erkekti; kız öğrenci sayısı son derece azdı. Kız öğrenci bolluğu bakımından rekor bizim Mimarlık Fakültesi’ndeydi. Biz şanslı sayılırdık: 90 kişilik sınıfımızda 11 kız arkadaşımız vardı. Mimarlık Fakültesi, öteki fakülte öğrencilerinin ziyaretgâhı idi adetâ… Başka fakültelerden arkadaşlarımız bizi çok özledikleri için sık sık ziyaretimize gelirlerdi: Hattâ o kadar ki o müdavimleri, bizim fakültenin öğrencisi sananlar bile vardı.

Mimarlık öğrencileri, Taşkışla 1958. Soldan sağa : Atilla Erbuğ, Doğan Hasol, Güngör Nalçacı (Aydoslu), Yaprak Ataman (Karlıdağ), Yıldız Sey, Hayzuran Yunt (Hasol), Oya Oktav (Bekiroğlu).

Mimarlık öğrencileri, Taşkışla 1958. Soldan sağa : Atilla Erbuğ, Doğan Hasol, Güngör Nalçacı (Aydoslu), Yaprak Ataman (Karlıdağ), Yıldız Sey, Hayzuran Yunt (Hasol), Oya Oktav (Bekiroğlu).

 

İTÜ Mimarlık Fakültesi - Taşkışla

İTÜ Mimarlık Fakültesi – Taşkışla

Taşkışla’da keyifli bir öğrencilik yaşamımız oldu. Okulun Beyoğlu’na yakınlığı ciddi bir avantajdı. Beyoğlu sinemaları belki de en canlı dönemlerini yaşıyordu: Lale, Saray, Emek, Yeni Melek, Atlas, İpek, Alkazar, Elhamra gibi sinemalar… Marilyn Monroe, Elizabeth Taylor, Nathalie Wood, Brigitte Bardot, Grace Kelly,Kim Novak ve daha niceleri en yeni filmleriyle bize Beyoğlu kadar yakındılar. Marlon Brando, James Dean gibi, ünlü erkek sinema oyuncuları da vardı kuşkusuz, ama tabii onlar bize rakip bile olamazlardı: Biz İTÜ öğrencileriydik! Yakamızda arı rozeti, elimizde T cetveli ile çok cakalıydık.

Beş yıllık sürede o keyfi gölgeleyen iki olguyla karşılaştık. Birincisi, ülkenin içine sürüklendiği ekonomik bunalımı nedeniyle, başta çizim malzemesinde olmak üzere pek çok konuda yaşanan yokluklar, kıtlıklar, döviz darboğazı; ikincisi ise siyasal iktidarın yarattığı bunalım.

1958’de Türkiye’nin bugüne kadarki en büyük devalüasyonu yapıldı. Yokluk, kıtlık, döviz darboğazı… İthale dayalı mallar, çizim aletleri, çizim kâğıdı, hesap cetveli bile bulunamıyordu. Ne var ki savaş dönemini yaşamış çocuklar olarak yokluklara alışıktık; bunlar alternatif buluşlarla aşılabiliyordu. Örneğin, aydınger kâğıdı yerine beyaz kâğıtlara beziryağı sürerek bir çeşit saydam kâğıt üretmek gibi… Daha zor olanı, çarpık bir demokrasi anlayışıyla baskıcı siyasal rejimdi… Sonuçta sabırlar tükenince, biz dördüncü sınıftayken 28-29 Nisan 1960’ta başlayan öğrenci olaylarını yaşadık. Yürüyüşler sırasında bazen cop yiyenlerimiz oldu. O günlerin öğrencileri olarak biz yine de şanslı sayılırmışız: Hiç değilse o zamanlar biber gazı, gaz bombası, boyalı basınçlı su, toma, akrep, panzer, çelik kale gibi ileri teknoloji araçları ve daha da önemlisi, ileri demokrasi yoktu. Hareketli geçen bir ayın ardından 27 Mayıs 1960 devriminin heyecan ve coşkusunu yaşadık. Hürriyet istemiştik; ona kavuştuk: 27 Mayıs Devriminden sonra Beyazıt Meydanı’nın adı bir süre için Hürriyet Meydanı oldu.

1961’de Teknik Üniversite’yi bitirdik. O günlerde hâlâ, çizim masamız, te cetvelimiz, gönyelerimiz, hesap cetvelimiz vardı; Grafos’tan Rapido(graph)’a yeni geçmiştik. “Bilgisayar” sözcük olarak bile daha ortada yoktu. İlk bilgisayarlar çok büyük boyutluydu ve “elektronik beyin” olarak adlandırılıyordu.

Mezuniyetten sonra iş bulmakta hiç kimsenin güçlük çektiğini duymadık. Hepimiz yurtiçinde ya da dışında bir yerlere dağıldık.

İstanbul’un bugün 15 milyona tırmanan nüfusu o günlerde 1,5 milyon kadardı; Türkiye nüfusu ise 29 milyon. Şehrin eski mahalleleri, ahşap evleri, plajları, tramvayları vardı. Şehir mütevazı idi. Bugün siyasilerin övündüğü gibi görkemli değildi(!); şöyle bir gökdeleni bile yoktu… Ama her yanı plajdı. Tramvayları, mezun olduğumuz yıl törenle, çiçeklerle uğurladık. Aynı yıl Ruslar “Sputnik”le uzaya ilk insanı, Yuri Gagarin’i gönderdiler. O günlerde biz de, Türkiye’nin ilk işçi kafilesini Almanya’ya gönderdik.

13 Temmuz’da da o günkü adı Ortak Pazar olan AB’ye üyelik başvurumuz reddedildi.

Yarım yüzyıl önce pek çok şey yine özgürlük ve demokrasi içindi. AB üyeliğini beklediğimiz gibi demokrasiyi de hâlâ bekliyoruz.

NOTLAR : 

1) Tarihçe için
a) Ruhi Kafesçioğlu’nun “Yüksek Mühendis Mektebi’nden İstanbul Teknik Üniversitesi’ne” adlı kitabından (YEM Yayın, 2010)
b) İTÜ web sitesinden

2) İkinci bölüm için D. Hasol’un
a) “Elli yıl önce, elli yıl sonra”, http://doganhasol.net/Articles/elli-yil-once-elli-yil-sonra_11078.html
b) “50 Yıl Öncesi, Bugün ve Sonrası” http://doganhasol.net/Articles/50-yil-oncesi-bugun-ve-sonrasi-_11097.html

yazılarından yararlanılmıştır.