Roma Maçları Kaynak : 21.11.2001 - Cumhuriyet Gazetesi | Yazdır

Önceki gün Galatasaray, Avrupa Şampiyonlar Ligi 2. tur ilk maçında İtalya Şampiyonu AS Roma karşısında galibiyeti son dakikada kaçırdı. Uzun süre önde götürdüğü 1-0’lık skoru koruyamayınca Romalılar Ali Sami Yen Stadı’ndan sevinç gösterileriyle ayrıldılar.

Maçtan sonra bizim TV spikerleri maçın Fransız hakemini eleştirdiler. Hattâ Lucescu’yu bile sorularıyla o doğrultuya yönelttiler. Evet, hakem bu maç için zayıf kalmıştı, ama iki nokta çok önemliydi. Birincisi, maçın sonucunu etkileyecek derecede hata yapmamıştı; ikincisi, hakemle uğraşarak birşeyleri düzeltme şansımız yok. Buna karşılık, özeleştiri daha yararlı; özeleştiriyle belki kendimizi düzeltebiliriz.

Galatasaray birinci devrede yine mükemmel oynadı. İkinci devrede ise, bütün gün yağan yağmurun ağırlaştırdığı sahada yorgunluk işaretleri vermeye başladı. Buna karşılık Roma, fizik gücünü daha iyi koruyabildi. Lucescu, takıma taze güç kazandırmak üzere oyuncu değişikliği yapmakta geç ve yetersiz kalınca da Roma’nın istediği sonuç geldi. Herşeye karşın Galatasaray’ın, Avrupa takımlarının korkulu rüyası olmayı sürdürdüğü bir kez daha ortaya çıktı. Romalıların maç sonrası sevinci de bunun bir göstergesi değil mi ?

Biraz gerilere gidelim.. 1992-93 sezonunda UEFA Kupasının 3. tur ilk maçı için Roma’daydık. Maçtan birkaç akşam önce, otelin yakınındaki bir lokantaya gitmiştik. Garsonlar, bizim Galatasaraylı olduğumuzu fark edince büyük tezahürat yaptılar. Meğer lokantada çalışanların tümü Lazio yandaşlarıymış. “Vur, kır, parçala” türünden sözlerle destek gösterileri gecenin ileri saatlerine kadar sürdü ve yemek, Lazio yandaşlarının cömert içki ikramlarıyla son buldu. Günün birinde Galatasaray’a yenileceklerini o akşam hiç akıllarına getirmiyorlardı kuşkusuz.

Ertesi akşam, bu kez Roma yönetimi, bizim yönetim kurulunu özel bir salonda yemeğe davet etti. Yemeğe, Roma’da bulunduğumuz sırada

ilgisini hiç esirgemeyen Büyükelçi Ömer Akbel de katıldı. Büyük masada ayrıca, maçın gözlemcisi de, kendisiyle ilgilenmek üzere İtalyanlarca görevlendirilmiş bayan mihmandarıyla dikkati çekiyordu. Özel dikkatin odağını, 70-80 yaşları arasındaki içi geçmiş gözlemci ile, yanıbaşındaki genç ve çok güzel hanımın karşıtlık tablosu oluşturuyordu. Herkesi daha erken yaşta gözlemci olmaya özendirecek bir tabloydu bu. Yemekten sonra evsahiplerimiz bizi Roma operasına götürmeyi önerdiler. Gittiğimizde oyun neredeyse bitmek üzereydi. Ancak son bölümü şeref locasından izleyebildik, sonra da kuliste, daha oyun kostümlerini bile çıkarmamış sanatçılarla tanıştık. Hoş bir izlenimdi doğrusu..

Roma’daki maçı 3-1 yitirdik. İtalyan oyuncuların hakemi aldatmaya yönelik davranışlarla bizimkilere kart göstertmeye çalışacaklarından korkuyorduk. Yanılmamışız; maçın daha başlarında Uğur Tütüneker, hakeme göstermeksizin kendisine yapılan sert bir harekete, hakemin gözleri önünde rakibin ayağına basarak karşılık verince kırmızı kartı görüverdi. On kişiyle de sonuç bu kadar oldu.

Oyuncularımızın amatörce davranışları bugün de görülüyor. Ümit Karan’ın ve Hasan Şaş’ın gördükleri gereksiz sarı kartlar beni yılların ötesine, Tütüneker olayına kadar götürdü. Şampiyonlar Ligi sürüyor. Gözümüz Galatasaray’da…

Türkçe Bilgimiz

Önceki gün, çok tirajlı gazetelerimizden birinin iri puntolu manşeti şöyleydi : “Gülen çocuğu infaz ettiler”. Haberde, Taliban askerlerinin, birbirleriyle şakalaşıp gülen 13-14 yaşlarındaki 8 çocuğu silahla taradıkları anlatılıyordu. “İnfaz etmek”, “yargı kararını yerine getirmek” demek olduğuna göre, başlık anlaşılır dille şöyle oluyor : “Gülen çocuğu yargı kararını yerine getirdiler”.. İşte böyle.. Bir de gençlerin Türkçe’yi bilmediklerinden yakınıyoruz. Basındaki büyüklerine ne demeli ?